Almanya Almanya’nın Müslüman Bir Cumhurbaşkanı Olabilir Mi?

Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un görev süresinin sona yaklaşmasıyla birlikte yeni cumhurbaşkanının dinî kimliği tartışma konusu oldu. Müslümanları dışlayıcı fikirlerin dile getirildiği tartışmada anayasal çerçeve görmezden geliniyor.

Burak Altaş 2 Kasım 2016

Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un Protestan Basın Servisi’ne (EPD) verdiği bir demeçte Müslüman bir Federal Cumhurbaşkanı’nın “prensip olarak mümkün olabileceğini” belirtmesinin ardından çeşitli partilerden siyasiler konuya müdahil oldular. Bu hususun tartışılabilirliği noktasında şaşkın olduğu gözlemlenen siyasilerden birisi de Thüringen Eyalet Başbakanı Bodo Ramelow (Sol Parti) oldu: “(…) Friz, Sorb, Roman, Katolik, Protestan, Hindu, ateist, vegan, bisiklet sürücüsü veya Müslüman fark etmez. Tüm bunlar kişinin ehliyeti ve şahsiyetine ilişkin hususlar değildir.” Bu gerçek ayan beyan ortada olmasına rağmen “Müslüman cumhurbaşkanı” tartışması ciddiye alınmaksızın rafa kaldırılmamalı, çünkü konu sadece Cumhurbaşkanı’nın halefi hakkında değil, İslam dinine mensubiyetin ayrıştırıcı bir kriter olarak algılanması ve dışlayıcı bir hüviyetle uygulanması hakkında yürütülmekte.

Alman Anayasası 54. Maddesi şu ibareyi içerir: “Federal Meclis seçimlerinde oy hakkı olan ve 40 yaşını doldurmuş bulunan her Alman Cumhurbaşkanı seçilebilir.” Bu kriterler nihaidir. Dinî aidiyete göre bir ayıklama ayrıca din, vicdan ve inanç özgürlüğünü sağlayan 4. Madde sayesinde de mümkün değildir. Nitekim Federal Cumhurbaşkanlığı makamına aday isimler de bu özgürlük garantisinin dışında tutulmazlar. Başlıkta yöneltilen sorunun cevabı bu kadar net olmasına rağmen hâlâ tartışma konusu ediliyor olması, anayasal çerçevenin kasıtlı olarak göz ardı edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Birlik Partileri’nin (CDU ve CSU) gençlik kolu olan “Genç Birlik”in (Junge Union – JU) sosyal medya platformu Twitter’da paylaştığı bir ileti bu kasıtlı tavır hakkında önemli ipuçları içeriyor. Şöyle diyor JU: “Hristiyan ülke, Hristiyan Cumhurbaşkanı!” CSU Genel Sekreteri Andreas Scheuer’e ait bu sloganvari cümle, “asgari kelime kullanımıyla azami derecede hatalı tespitte bulunma” yarışmasında ödül kazanmış gibi bir izlenim oluştursa da popülist içeriği nedeniyle tehlike barındırıyor, bu yüzden de eleştiriye tabi tutulması gerekiyor. İlk önce belirtmemiz gerekir ki Almanya Hristiyan değil, seküler bir ülkedir. Her ne kadar parti isimlerinde “Hristiyan” kelimesini taşısalar da, Scheuer ve Genç Birlik’in bu gerçekle çoktan yüzleşmiş olmaları gerekirdi. Ayrıca devlet makamlarının liyakat ve ehliyet dışında, dışlayıcı ve ayrıştırıcı daha başka kriterlere göre “dağıtıldığı” yüzyılları geride bıraktığımız da unutulmamalıdır.

Kendi gençlik kollarının düzenlediği kapalı bir konferans ortamında, karşıt görüş ve eleştirilerden korunaklı bir mekânda dile getirilen bu sert söylem, yapılan eleştiriler sonucu bizzat Scheuer tarafından tevil edildi. Twitter hesabından videolu mesajla elbette herkesin Cumhurbaşkanı olabileceğini söyleyen Scheuer, “Ancak bilhassa entegrasyon noktasında üstesinden gelinmesi gereken büyük görevlerin olması ışığında ve Hristiyan kökenli bir ülkede, bana göre yeni Cumhurbaşkanı’nın da Hristiyan olması bize iyi gelecek. Böylece başka dinlere mensup kişileri veya hiçbir inancı olmayanları entegrasyon sürecine dahil edebilir.” Bu açıklamadan sonra soru işaretleri daha da artıyor: Scheuer’e göre Hristiyan olmayan bir Cumhurbaşkanı’nın neden entegrasyon sürecine fayda sağlaması düşünülemez? Hristiyan bir Cumhurbaşkanı’nın kapsayıcı, Hristiyan olmayanın ise ayrıştırıcı olacağı gibi bir ön yargı mı mevcut? Federal Almanya’nın Cumhurbaşkanlığı makamı, zaten tartışmalı olan entegrasyon kavramına mı bağlı?

Böylesi ayrımcı kriterleri tekrar uygulamaya sokmanın tehlikeli ve sadece kendi seçmen kitlesine yönelik (client politics) sorumsuz bir siyaset anlayışının ürünü olduğunu, toplumsal kesimler arasındaki mevcut önyargı ve korkuları besleyici etki oluşturduğunu belirtmekte fayda var. Sivri dillilik – üstelik bir de yanlış bilgilerle – ihtiyacımız olan en son tavır.

Fotoğraf: ©Shutterstock.com/ tichr

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar