Halep Halep’te Kanayan Taşlar

Suriye savaşında yaklaşık yarım milyon insan hayatını kaybetti. Savaşla birlikte Suriye’nin tarihî şehirleri, dolayısıyla toplumsal hafızası da yerle bir edildi. Bu yıkımın geri döndürülemez sonuçları bulunuyor.

Salah Haj İsmail 1 Ocak 2017

“Şehri kuşattılar, yedi gün boyunca topa tuttular. Şehre girdiklerinde kaleleri yıktılar, camileri yaktılar, kadın ve çocukları katlettiler, evleri yağmalayıp yok ettiler. Şehir tamamen yanıp kül olana kadar oradan çıkmadılar.”

Bu ifadeler Halep’te olup biteni anlatan bir haber metninden alıntı gibi görünse de gerçekte 750 yıl önce Moğolların şehri istila edip yağmalamalarını anlatan tarihsel bir metinden alıntı. Yüzyıllar önce meydana gelen olaylar ile günümüzdeki olayların arasındaki benzerlikleri görmek o kadar kolay ki. Aradaki tek fark güya daha medeni olan ve sözüm ona insan hakları ile uluslararası hukukun var olduğu bir dünyada işlenen bu insanlık suçunun televizyonlardan ve internetten canlı olarak izlenebiliyor oluşu.

Halep’i konuştuğumuz ya da yazdığımız zaman Halep’i dünya üzerindeki en kadim yerleşim kentlerinden biri olarak tasvir ediyoruz. Öyle bir şehir ki tarih boyunca türlü türlü medeniyetin kalıntılarına sahip.

Suriye’nin sanayi ve ticaret başkenti olan Halep, 2011 yılına kadar da 2.5 milyondan fazla insana ev sahipliği yapıyordu. Şimdi ise beş yıldan fazla bir süredir devam eden savaşa şahit. Öyle bir savaş ki, ülke halkının hepsinin yaşamını olumsuz etkilemiş, binlerce insan yaşamını yitirmiş, tutuklanmış, kaybolmuş ya da ülkelerini terk etmek zorunda kalarak dünya genelinde mülteci durumuna düşmüş.

Savaş aynı zamanda mimari ve inşaat sektörü gibi sektörleri de etkilemiş durumda. Özellikle bu iki sektör halkın ve şehrin hem maddi hem de manevi ıstırabını gösteriyor. Suriyeli şair Nizar Kabbani’nin bir şiirinde dediği gibi: “Minarelerin de insanlar gibi ruhu vardır…”

Yıkımın Acı Yüzü

Pek çok eski anıt, cami, ev ve meydan hasara, yıkıma uğratıldı. Hisarlar ve diğer tarihî yapılar gibi yalnızca Suriye tarihi için değil, insanlık tarihi için de önemli olan eserler etkilendi. Halep 2006’da İslam kültürünün başkenti olan bir şehir iken 2014’te insan yaşamı için en tehlikeli şehir hâline geldi. En son hasar raporlarına göre şehir altyapısının yüzde 50’sinden fazlası zarar görmüş durumda.

Aynı şekilde bina ve yapıların yüzde 70’ten fazlası kısmen ya da tamamen yıkılmış vaziyette. Dahası 2013 Kasım ayına kadar eski kadim kent Halep’in yüzde 53’ü ve 113 anıt ve yapı enkaz hâline geldi. Bu durum yalnızca Suriye için değil, yaşananlara ilgisiz kalan uluslararası toplum için de muazzam bir kayıp anlamına geliyor.

Kimi uzmanlara göre Halep’te beş yıldır süren savaşın sebeplerinden biri, savaş sonrası imar projelerinde daha büyük pay uğruna yıkım ve hasarın olabildiğince geniş alana yayılması. Savaştan önce de Halep’te ayrımcılık, yozlaşma ve kötü idare sonucu şehir planlaması ve mimaride pek çok sorun bulunmaktaydı. Saydığımız bu nedenler gecekondu ve fakirlik bölgeleri oluşturmuş ve şehirdeki ihtilal hareketlerine zemin hazırlamıştı.

Ateşkesin ilanı ve silahlı güçlerin arındırılması sonucu kentteki yıkımın vahameti ortaya çıkmış oldu. 2014’te Halep 2. Dünya Savaşı dönemindeki Berlin’den sonra dünyanın en hasarlı ikinci kenti ilan edilmişti. Şimdi ise modern tarihte en hasarlı kent olabilir.

Dolayısıyla kentin yeniden tahsis ve imarı için milyarlarca dolar ve muazzam çabanın gerekli olduğu oldukça açık.

Dünya Bankası tahminlerine göre Halep’te yalnızca barınak ihtiyaçları için gereken en az yatırım miktarı 220 milyon doları aşıyor. Konutların dışında şehrin tekrar yaşanabilir duruma gelmesi ve yerlerinden edilmiş, dört bir yana savrulmuş Suriyeli mültecilerin geri dönebilmeleri için binlerce okul, hastane, cadde ve her türlü altyapının oluşturulması gerekiyor. Buradan da açıkça şu anlaşılıyor:

Savaş sonrası kentin yeniden inşası için şeffaf, üzerinde iyice çalışılmış modern planların hazırlanması şart. Bunu başarabilmek için ise dünya üzerinde benzer olayların meydana geldiği diğer vakıalara da göz atmak, ancak en önemlisi şehrin başına gelenlerden ders almak gerekiyor.

Uluslararası Şirketlerin Gözü Halep’te

Halep tarihine bakarak öğreneceğimiz şey, tarih boyunca dünyanın başka yerlerindeki onlarca yıkım felaketine bakarak öğreneceklerimizden daha fazla olacaktır. Zira kent tarihinde kenti yıkıma uğratan her savaş ya da doğal felaket sonrası yerli halkın kenti nasıl yeniden inşa ettiğini anlamamız gerekiyor. Bunun için kentin kimliği korunarak, yerel kaynak ve materyallerin kullanılarak öncelikle eğitim, sağlık, su ve enerji dağıtım tesislerinin yeniden inşa edilmesi lazım. “Değer” bazlı analiz ve değerlendirme ile bireysel finansmanın etkinleştirilmesi ve dış borçlanmanın azaltılması için üretimci sektörlerin canlandırılması ve buna yönelik kısa, orta ve uzun vadeli planların hazırlanması elzem.

Tüm bu plan ve önerilerin önünde duran engeller de var. Şehirdeki güvenlik zafiyeti, zalim ve baskıcı politikalar ile demokratik olmayan yönetim şeklinin neden olduğu halk ile hükûmet arasındaki husumet ve güvensizlik. Bunların yanı sıra hisse sahiplerinin ve nihai kullanıcıların ihtiyaçları dikkate alınmaksızın, siyasi kaygılar ile alınan, büyük inşaat projelerinin siyasi başkent Şam’da gerçekleştirilmesi kararları da bunlardan biri.

İkinci büyük engel ise açgözlü uluslararası şirketler. Çin ve Rus hükûmetleri, Suriye rejimine Şam’ın hâkimiyetinde destek oldukları için ülkenin yeniden inşasında Çin ve Rus şirketlerinin büyük pay almaları gerektiğini düşünüyor. Hakikatte ise bu şirketlerin büyük bir çoğunluğu şehrin inşası için planlarını çoktan hazırladılar, ki bu şehrin görünüşünü tehdit edecek, kendine has özellik ya da kimliğinden mahrum başka bir şehre dönüştürecek ve halkın ihtiyaç ve kültürüne cevap vermeyecek bir girişim olur.

Bu yeniden imar süreci yalnızca fiziksel bir inşa olarak düşünülmemeli, bunun yanı sıra halkın kaynaşması ve tarafların barışmasına da vesile olmalıdır. Aksi takdirde savaşın açmış olduğu yaralar daha da derinleşecek, dolayısıyla daha çözümsüz bir hâl alacak. Bunun önüne geçebilmek için yenilikçi fikirlere fırsat verilmesi ve şehrin inşasının tüm safhalarında analiz, değerlendirme, planlama ve inşasında yeni teknolojilerin kullanılması ve en önemlisi de şehir halkının bu sürece ortak edilmesi gerek. Çünkü şehrin asıl ruhunu oluşturan bu insanların ta kendileri.

Bazılarına göre Halep’te sivillere, erkek, kadın ve çocuklara her türlü katliam ve şiddet uygulanırken ve kalplerdeki acı hâlâ soğumamışken bina ve evlerden bahsetmek gereksiz gibi görünüyor. Ne var ki duvarlar, çatılar ve taşlar da kanar ve böylece savaşın bir diğer yüzünü gösterirler. Bizim bu diğer yüzü de teşhir etmemiz gerek. Bununla birlikte savaştan sağ çıkan, ancak evlerini kaybettikten sonra soğuk ve açlıktan yaşamlarını kaybetme tehlikesi altındaki insanların hatırına diğer yaraları da sarmamız şart. Bunu eski bir şiir ne güzel dile getiriyor:

“Sevgili şehrimin kalıntıları arasında dolaşıp dururum/Bu kapıya sarılıp, o duvarı öperek/Binaları ya da evleri sevdiğim için değil/O duvarların arasında yaşayanları sevdiğim için…”

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar