Araştırma Avrupa’da Türk Diasporası Üzerine Bir Amerikan Raporu

Amerikan İlerleme Merkezi, 2020 yılının sonunda “Avrupa’da Türk Diasporası: Entegrasyon, Göç ve Politika” başlığıyla bir rapor yayımladı. Raporda Türk diasporasına dair ilginç bulgular da var.

Besim Can Zırh 2 Şubat 2021

Türkiye’nin 2010 yılından itibaren Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenleri bir diaspora olarak tahayyül etmek üzere izlemeye başladığı politikalar, özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi (2016) sonrasında ülkede yaşanan tansiyonun göç alan ülkelere taşınmasıyla birlikte özel bir gündem oluşturmaya başladı. Bu politikaların bir parçası olarak görülmesi gereken yurt dışında oy kullanma hakkının 2014 yılında tanınmasından sonra göç literatüründe “uzun mesafeli milliyetçilik” (İng. “long-distance nationalism”) olarak anılan bir yaklaşım Avrupa’daki Türkiyeli göçmenler örneğinde de tartışılmaya başlandı. 2000’lerin ortalarında gerçekleştirilen “Avro-Türkler” başlıklı araştırmaların Avrupa’daki Türkiyelileri uyum sağlayarak Avrupa toplumlarının parçası hâline gelen bir topluluk olarak betimliyor olmasının aksine bu yeni tartışmalar “Avrupa’da Türk diasporası”nı siyaseten çok daha derinden kutuplaşmış bir topluluk olarak ele alıyor. Türkiye’nin yeni “diaspora inşa politikası” özellikle AB’yle olan uluslararası ilişkileri açısından önem kazandığı ölçüde farklı aktörler bu konuyla daha fazla ilgilenir oldu.

Anatomi Serisi

Diaspora Nedir?

12 Nisan 2019

Bu çabanın en yeni örneklerinden biri Amerika’dan geldi. Kendini “bağımsız ve tarafsız” olarak tanımlayan ve 2003 yılında Washington DC’de kurulmuş olan Amerikan İlerleme Merkezi, 2020 yılının sonunda “Avrupa’da Türk Diasporası: Entegrasyon, Göç ve Politika” başlığıyla bir rapor yayımladı. Demokrat Parti çizgisine yakın liberal bir düşünce kuruluşu olarak geniş bir yelpazeden 26 konu başlığında hak savunuculuğu için kamu araştırmaları yapan kurumun internet sitesine baktığınızda kuruluşundan itibaren Türkiye üzerine çeşitli konularda çalışmalar yaptığı görülüyor.

Bu son rapor ise 2018 seçim sürecinde Türkiye’deki insanların “yeni milliyetçilik” ekseninde kendilerini nasıl algıladıklarına ilişkin iki başka çalışmanın bir anlamda devamı olarak Avrupa’da yaşayan “Türk diasporası” üzerine odaklanıyor. Bu merakın temel nedeni ise bugün sayısı 5 milyon olarak anılan Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye açısından önemine ve 2014 yılında tanınan yurt dışında oy kullanma hakkına işaretle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011 yılında Düsseldorf’ta Türkiyeli göçmenlere seslenirken kullandığı “Asimile değil, entegre olun” çağrısı hatırlatılarak açıklanıyor. Türkiye’nin bu yeni yöneliminin Avrupa’daki sağ siyasi göçmen karşıtı tutumları güçlendirdiği için anlaşılması gerektiğine vurgu yapılıyor.  

“Avrupalı” ve “Karma Kimlikli” Olarak Tanımlama

Peki bu araştırma nasıl gerçekleştirilmiş? DATA4U isimli bir şirket aracılığıyla tasarlanan araştırma Almanya, Avusturya, Fransa ve Hollanda’yı kapsıyor. Kullanıcılarının Türkçe ad ve soyada sahip olduğu 350 bin telefon hattı ve kayıtlı oldukları posta kodları üzerinden yaş, cinsiyet, ikamet yeri ve eğitim durumu gibi değişkenler dikkate alınarak bir örneklem seçilmiş. Seçilen kişilere telefonla ulaşılarak göçmen kökenli oldukları teyit edildikten ve rızaları alındıktan sonra 120 açık ve kapalı uçlu soru içeren bir anket uygulanmış. Kasım 2019 ve Ocak 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmaya Almanya (1064), Avusturya (416), Fransa (452) ve Hollanda’dan (425) toplam 2357 kişi katılmış. 50 sayfalık bir çalışmanın tümünü kısa bir yazıda tartışmak mümkün değil. O nedenle önemli bulduğum birkaç noktaya odaklanarak bir değerlendirme yapmak isterim.

Rapor öncelikle genç, eğitimli ve yüksek gelirli katılımcıların “kimlik ve dil” olarak tanımlanan başlıklar altında diğer kesimlere göre daha entegre bir profile sahip olduğunu söylüyor. Entegrasyonun göstergeleri olaraksa literatürden aşina olduğumuz (ev sahibi ülkenin dilini konuşabilme becerisi ve Türkiye yerine Avrupa’yla ilgili haberleri izleme gibi) temel konular öne çıkıyor. Bir diğer önemli bulgu ise odaklanılan dört ülkenin belirli eksenler üzerinden Almanya-Avusturya ve Fransa-Hollanda olarak iki temel küme oluşturması. Bu farklılaşmanın temel nedeni ise bu ülkelerin çifte vatandaşlık konusunda farklı politikalar izlemesine işaret edilerek açıklanıyor. Bunun önemli göstergelerinden biri katılımcıların kendini nasıl tanımladığı konusunda görülüyor. Söz gelimi, Fransa ve Hollanda’daki katılımcılar kendilerini Almanya ve Avusturya’dakilere göre daha fazla “Avrupalı” ve “karma kimlikli” olarak tanımlıyor. 

Kimlik Tanımları

Kuşkusuz bu konular basit bir ikili karşıtlık içinde düşünülemez. Türkiye kökenli göçmen nüfusun kimi farklılıkları ve ülkelerin özgün toplumsal-siyasal yapıları yöneltilen soruların nasıl anlaşıldığını ve dolayısıyla katılımcıların cevaplarını şekillendirir. Örneğin kendini “Kürt” olarak tanımlayan katılımcıların oranı aynı küme içinde yer alan Fransa’da yüzde 10,2 ile en yüksek, Hollanda’da ise yüzde 3,1 ile en düşük oranlarda tespit edilmiş. Bu fark özellikle Türkiye’ye karşı tutumlar gibi kimi sorularda belirleyici olurken her iki ülkenin de çifte vatandaşlığı tanıyor olması entegrasyon ve kendini evde hissetme gibi konularda Fransa ve Hollanda’yı bu hakkı tanımayan Almanya ve Avusturya karşısında birbirine yaklaştırıyor.  

Tabela 1: Katılımcıların vatandaşlık durumu

Tabela 1: Katılımcıların vatandaşlık durumu

“Dünya Kupası’nda Kimi Desteklerdiniz?”

Katılımcıların kendilerini etnisite (Türk/Kürt), inanç ve kültürel gelenek olarak üç değişken üzerinden ve 1 ila 10 arasında puanlayarak değerlendirmelerini isteyen soru bir diğer önemli bulguya işaret ediyor.

Gündelik yaşamda, iş yerinde, evde ve kitap ya da haber okurken hangi dilin konuşulduğu sorusunda Almanya-Avusturya ve Fransa-Hollanda kümeleri arasındaki fark açıkça gözüküyor. Türkçe/Kürtçe TV ve sosyal medya kullanımı tüm ülkelerde birbirine yakın oranlardayken, ev sahibi toplum medya kanallarının ikinci küme ülkelerde 10 üzerinden 2 puanlık bir farkla daha çok takip edildiği görülüyor. Entegrasyon konusunda sorulan ilginç bir diğer soru ise sporla ilgili. İlk kez 2006 yılında Almanya’da düzenlenen Dünya Kupası’yla birlikte gündeme gelen “olası bir Almanya-Türkiye maçında Avrupa’daki Türkler kimi destekler/desteklemelidir” tartışması raporun merak ettiği konulardan biri. Katılımcıların yüzde 76’sı böyle bir durumda Türkiye’yi destekleyeceğini söylerken sadece yüzde 5’i bulunduğu ülke ve yüzde 11’i ise her iki ülke takımını da destekleyeceğini belirtiyor.  

Araştırmanın odaklandığı bir diğer önemli konu ise ayrımcılık. Konuyla ilgili belirli ifadelerin 10 üzerinden değerlendirilmesi istendiğinde katılımcılar bir yandan komşuları ya da çalışma arkadaşları tarafından kabul gördüklerini (8,83) söylerken diğer yandan da ayrımcılığa maruz kaldıklarını (6,17) belirtiyor. Ayrımcılığa uğrama konusundaki sıralama ise Almanya (6,75) ve Avusturya (6,78) ve  Hollanda (5,71) ve Fransa (4,71) olarak tespit edilmiş. Katılımcıların yaşadıkları ülkelerde kendilerini ne düzeyde evde hissediyor oldukları sorusuna ise 10 üzerinden ortalama 7,58 oranında olumlu cevap alınmış. Fakat, en düşük oranın Fransa’da (7,15), en yüksek oranın ise Hollanda’da (8,10) olduğu görülüyor. Rapor, Fransa’daki diasporanın bir yandan kendini tanımlarken ana vatan referansından diğer ülkelere göre daha uzak durmasını, diğer yandan da kendilerini evde hissetme konusunda en düşük puana sahip olmasını şaşırtıcı buluyor. Bu durumu ise diğer ülkelerdeki diasporalara göre daha entegre olmaları nedeniyle gündelik hayatta ayrımcı tutumlarla daha fazla karşılaşıyor ve bu durumun ayırdına varabiliyor olmalarıyla açıklıyor.

Tablo 2: Katılımcıların kendini tanımladığı göstergelerin dağılımı

Tablo 2: Katılımcıların kendini tanımladığı göstergelerin dağılımı

Ayrımcılık ve Siyaset Hakkındaki Görüşler

Gençler yaşlılara, erkeklerse kadınlara göre daha fazla ayrımcılığa maruz kaldıklarını ve bu durumun kariyerlerini etkilediğini belirtiyor. Rapora göre tüm ülkelerdeki diaspora topluluklar güçlü bir “uyum sağla ama asimile olma” tutumuna sahip. Katılımcılar bir yandan “Evet, Türkiyeliler dışındaki topluluklarla da ilişki içinde olmalıyız” derken (7,83) diğer yandan kendi kimliklerini korumayı da önemsiyorlar (8,48). Diğer yandan, tüm ülkelerden katılımcılar eğitim, yaşam kalitesi, refah, özgürlükler ve istikrar konusunda yaşadıkları ülkeleri Türkiye’den daha iyi bir konumda görüyor. Siyasi katılım ve özellikle AB politikaları konusunda ise raporu hazırlayanların beklentilerinden daha düşük sonuçlar alınmış. Katılımcılar, Almanya dışında yaşadıkları ülkelerde kendilerini sol partilerle özdeşleştiriyor. Öyle görünüyor ki Almanya’da yaşayan diaspora, Yeşiller Partisi eski lideri Cem Özdemir’den (Hollanda’daki diaspora için Denk Partisi kurucusu Tunahan Kuzu’nun olduğunun aksine) daha fazla bir oranda Angela Merkel’i destekliyor. 

Raporun son odağıysa Türkiye siyaseti konusundaki tutumlar. Katılımcıların yüzde 66’sı Türk vatandaşlığına sahipken yüzde 56’sı 2018 seçimlerinde oy kullandığını belirtiyor. Parti tercihlerinin yurt dışındaki sandık sonuçlarıyla benzer olduğuna işaret eden rapor, katılımcıların sırasıyla AKP (%51), CHP (%30) ve HDP’yi (%9) desteklediğini tespit etmiş. Katılımcılar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’daki Türklerin refahını önemsediği konusundaki soruya 10 üzerinden 5,32 puan verirken genç kuşakların bu konuda daha çekimser kaldığı görülüyor. Erdoğan’ın beğeni puanı ise en yüksek Avusturya’da (6,61), en düşük Fransa’da (4,28) ve ortalama olarak 5,46 olarak tespit edilirken “uyum sağla ama asimile olma” sloganı ise 8,63 gibi yüksek bir oranda kabul görüyor. Bu sorularda Fransa, diğer ülkelere göre daha düşük bir destek sergiliyor. Rapor bu durumu bu ülkedeki Türkiyeli göçmenlerin kendini daha yüksek bir oranda Kürt olarak tanımlaması ve daha yüksek eğitimli olmasına işaretle açıklıyor. 

ÖZEL DOSYA

Diaspora Politikaları

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

“Diaspora İnşa Politikaları”

Raporun sürpriz bulduğu bir diğer sonuçsa Ekrem İmamoğlu’nun genç kuşaklar arasında oldukça destek görüyor olması. Fransa ve Hollanda’daki katılımcılar İmamoğlu’nu Erdoğan’dan daha popüler buluyor. Selahattin Demirtaş’ın dört ülkedeki beğeni ortalamasıysa 3,02 olarak tespit edilmiş. MHP konusundaki destekleyici tutumlarınsa yurt dışındaki seçim sonuçlarına kıyasla düşük kaldığını belirten rapor, bu durumun anılan siyasi partinin son dönemde Avrupa’da kazandığı olumsuz izlenimden (ülkü ocaklarının yasaklanması) kaynaklandığını söylüyor. Rapor, Türkiye’deki siyasi parti liderlerine ilişkin tutumlarla ilgili bir tablo sunmadığından bu durumu ayrıntılı olarak göremiyoruz. 

Son olaraksa katılımcılara Türk hükûmetinin politikalarını desteklemek yönünde bir baskı hissedip hissetmedikleri sorulmuş. Bu konuda yöneltilen sorulara tüm ülkelerde 10 üzerinden ortalama 2 gibi düşük bir seviyede onay alınmış. Tüm bu verilere dayanarak rapor, Fransa ve Hollanda’daki diaspora topluluklarının Almanya ve Avusturya’dakilere oranla daha liberal görüşlere sahip olduğunu söylüyor. 

Bulguların büyük bir kısmı konu üzerine çalışan kişiler açısından beklenmedik olmamakla birlikte rapor, entegrasyon konusunun siyasetle ilişkili olarak nasıl ele alındığını görmek açısından güzel bir örnek sunuyor. Diğer yandan sorulduğu söylenen 120 sorunun tümünün rapor kapsamında değerlendirilmeye alınmadığını düşünüyorum. Bu gibi araştırmalardan farklı kalibrelerde yayınlar yapılmasına aşinayız. Umuyorum araştırmanın daha geniş kapsamlı sonuçlarına ulaşmamız da mümkün olur. Son olarak, öyle anlaşılıyor ki Türkiye’nin “diaspora inşa politikaları” çerçevesinde yurt dışında yaşayan göçmen kökenli Türkiyelilere ilgisi devam ettiği sürece konuyla ilgili benzeri birçok çalışmaya da tanıklık edeceğiz.

Besim Can Zırh

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olan Dr. Besim Can Zırh’ın ağırlıklı çalışma alanları göç, sosyal antropoloji, din antropolojisi, Alevilik ve şehir çalışmalarıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar