Anatomi Serisi Diaspora Nedir?

Diaspora. Son zamanların sıkça kullanılan ve sıkça tartışılan kavramlarından biri. Peki “diaspora” ne demek? Batı Avrupa’daki Türkler “diaspora” mı? Perspektif Anatomi Serisi, diaspora kavramını masaya yatırıyor.

Atilla Kurnaz 12 Nisan 2019

Diaspora kelimesi en basit haliyle, herhangi bir ulusun kendi yurdundan ayrılmış kolu olarak tanımlanan etnik ve/veya dinî azınlıkları tanımlar. Bir yandan travmatik göçlere zorlanmış, katliam ve soykırıma uğramış insanları kapsarken diğer yandan da nesiller boyu anavatanlarından mental olarak kopmamış toplumlara “diaspora” deniliyor. Bu yazıda geçmişi uzun yıllara dayanan diaspora kelimesinin terminolojik anlamda farklılıklarını, tarihsel olarak uğradığı anlamsal değişimleri ve kavramın kapsamı bakımından uğradığı değişimi ele alacağız.

“Diaspora” Nedir?

Diaspora, antik çağlardan beri var olan ve günümüzde de sıkça kullanılmaya başlayan bir sözcük. Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde diaspora üç farklı şeklinde tanımlanmakta: 

a) Herhangi bir ulusun veya inanç mensuplarının ana yurtları dışında azınlık olarak yaşadıkları yer 

b) Herhangi bir ulusun yurdundan ayrılmış kolu, kopuntu 

c) Yahudilerin ana yurtlarından ayrılarak yabancı ülkelerde yerleşen kolları, kopuntu.

 “Klasik Diaspora” Kelimesinin Değişimi 

“Klasik Diaspora” kelimesinin geçmişi ise 2500 yıla dayanıyor. Kavramın geçmişi bu denli eski olmasına rağmen anlam ve içeriği ise hâlâ tartışmaya açık. “Diaspora” kelimesi, önceleri altıncı yüzyıldaki Yahudilerin yaşamış olduğu sürgünü ifade ederken aynı zamanda  “dağılma” anlamına geliyordu. Kısa bir zaman öncesine kadar, çok geniş Ermeni, Yunan ve Afrika diasporaları kayıtları bulunmasına rağmen, bu kavram daha çok Yahudilerin sürgün sonrası dağılmalarını ifade etmek için kullanılmaktaydı. 80’lerden bu yana kavramın kullanımı yaygınlaşmakla birlikte, bu dönemdeki siyasi ve sosyal gelişmelerle birlikte  kelimenin anlamı da zamanla değişime uğradı. Böylece “diaspora”, sadece tipik bir zorunlu göçü değil; her ne sebeple olursa olsun anavatanları dışında yaşayan toplulukları ifade eden bir kavrama dönüştü. Farklı disiplinlerdeki bilim insanlarının bu yıllarda yapmış olduğu çalışmalarla birlikte “diaspora” kavramının içerisine mülteci, misafir işçi, sürgün topluluğu, yurtdışı topluluğu ve etnik topluluklar da dâhil edilmeye başlandı. Yine kimlik, ulus, göç, getto ve azınlık gibi kavramlar da “diaspora” konseptinin içerisinde kendisine yer bulan ve bu bağlamda tartışılan kavramlar arasında bulunuyor. 

“Modern Diaspora” Nedir?

“Modern diaspora” kavramı, daha önce ”klasik diaspora”nın içerisinde kullanılan sürgün, soykırım, zorunlu göç gibi unsurların neticesinde vatanlarını terk edip başka ülkelerde yaşamak zorunda kalan insanları tanımlarken, günümüzde anlam gelişmesine uğrayarak içerisinde gönüllü göç ile vatanını terk edenler için de kullanılmaya başlandı. Bu kullanımla birlikte modern diaspora kelimesinin çerçevesi genişleyerek günümüzdeki kullanımının ortaya çıktığını söylemek mümkün. 

Bir topluluğun modern diaspora olarak tanımlanması için şu beş özellikten bahsedilmesi gerek:

  1. Köken ülke dışında yaşaması
  2. Örgütlü olması
  3. Bulunduğu ülkeye aidiyet hissetmeyen veya hissettiği halde bulunduğu ülkede dışlanması
  4. Anavatanıyla bir geçmişe sahip ve anavatanında gelecek için planları olması
  5. Anavatanla olan ilişkisini her ne şekilde olursa olsun devam ettirmesi

Buna göre modern anlamda “diaspora”, içerisinde Yahudilerin de bulunduğu diğer etnik ve dinî grupları (Azerbaycan, Türk, Arnavut, Arap, Çin, Yunan, Ermeni, İslam/Müslüman, Yezidi vs.) da kapsamakta. Robin Cohen’e göre 1960’lı ve 70’li yıllardaki sürgün ve göç hikayeleri “diaspora” kelimesinin içerisinde kendisine yer edinmiştir. 

Dosya: "Diaspora Politikaları"

“Türk Diasporası, Türkiye’nin Elçiliğini Yaparsa İşlevsizleşir.”

1 Aralık 2014

Cohen’e Göre “Diaspora” Tipolojisi

Diaspora ile ilgili birbirinden farklı görüş ve tanımın bulunması, konuyu sınırlandırmayı da zorlaştırıyor. 90’lı yıllardan bu yana, birçok sosyal bilimci “diaspora” kavramının düzenlenmesi ve kavramın sınırlandırması konusunda çalışıyor. Diasporanın tanımı farklı otoritelere göre değişirken, 90’ların sonunda Robin Cohen tarafından ileri sürülen “diaspora” tanımının ön plana çıktığını görüyoruz. Ağırlıklı olarak “diaspora” ile ilgili yaptığı çalışmalarıyla tanınan Cohen’in, 1997 yılında diaspora gruplarının tipolojisine dair yazdığı kitapta diasporanın sınırlarını belli bir kalıba oturtması literatürde ön plana çıktı. Cohen’in yapmış olduğu çalışmalar ışığında “diaspora”yı oluşturan milletlerin, safi zorunlu göçle değil aynı zamanda ticari sebeplerle de vatanlarını terk edenler olabileceği ileri sürüldü.

Cohen’e göre beş tip “diaspora” bulunuyor. Bunlardan birincisi kurban diaspora (Alm. “Opferdiaspora”). Bu tipolojinin içerisinde Yahudiler ve Afrikalılar yer alıyor. İkincisiyse işçi diasporası (Alm. “Arbeiterdiaspora”). İşçi diasporasında Türkler, İtalyanlar, Kuzey Afrikalılar ve Çinliler ön plana çıkıyor. Cohen’e göre üçüncü diaspora çeşidi ise imparatorluk diasporası (Alm. “imperiale Diaspora”). Bu grubu, özellikle Büyük Britanya ve Fransa’nın kolonyal güç olarak bulunduğu ülkelerden gelen azınlıklar oluşturuyor. Dördüncüsü ise ticaret diasporası (Alm. “Händlerdiaspora”). Bu diasporanın içerisinde Lübnanlılar, Çinliler, Hintliler ve Japonlar var. Beşinci ve son grup ise düzensiz diaspora (Alm. “deterritorialisierte Diaspora”). Bunlar arasında ABD, Hollanda ve Fransa’da yaşayan Karayip halkları, Mumbai’daki Sindhiler ve Farslılar yer alıyor. Cohen’in şekillendirmesi sonucu, kavram 90’lı yıllardan itibaren dünya üzerinde yaygın olarak bu hâliyle kullanılmaya başlandı.

“Diaspora”nın Temel Özelliği: “Geri Dönüş Fikri”

Klasik diasporanın önemli özelliklerinden olan anayurt ile bağlantılarının devamı ve geri dönüşe dair fikirlerin hep taze tutulması, “diaspora”yı oluşturanlar arasında öne çıkıyor. Buna örnek olarak Türkiye-Batı Avrupa ülkeleri arasında olduğu gibi işçi anlaşmaları vesilesiyle kendi ülkelerinden göçen birinci nesil işçiler, kimliklerini,  kültürlerini korumaya çalışıyor ve “bir gün” geldikleri veya kökenlerinin olduğu ülkeye dönme düşüncesi gösteriyorlar.  Peki, ikinci, üçüncü ve daha sonraki nesiller de diasporaya dâhil mi? Bu sorunun iki farklı cevabı var: Klasik diasporaya göre travmatik göç deneyimi olmayanlar “diaspora” grubuna girmiyor. Fakat modern diaspora yaklaşımına göre birinci nesilden olmayanlar, geri dönüş düşüncesine sahip olmasa da veya yurtlarından zorla koparılmamış olsalar dahi anavatanla bağlantılarının devamına, etnik bilince ve kültürel hafızaya sahip olmalarından dolayı günümüzde “diaspora” olarak kabul görüyor. 

Diğer yandan “diaspora” üyeleri, anavatan ile bağlantıların kurulması ve var olan bağlantıların canlı kalması için hâlihazırda bulundukları ülkelerde çeşitli faaliyetler ve etkinlikler gerçekleştiriyor. Kültür merkezleri, dernekler, cemiyetler ve spor kulüpleri gibi sivil toplum örgütleri aracılığıyla gerçekleştirilen bu faaliyetler; hem kişinin kendisinin ya da atalarının göç yoluyla geldiği ülkedeki beraberliğin sağlanmasına hem de anavatanla olan bağlantının kopmamasına yardımcı oluyor.

Dosya: "Diaspora Politikaları"

Avrupa’daki Azınlıkların Dünyası

1 Aralık 2014

Medeniyetler Arasında Bir Köprü: “Diaspora”

Dünyada sınırların kalkması ve küreselleşmenin başlamasıyla birlikte yeni imkânlar ortaya çıkıyor. II. Dünya Savaşı sonra dünya üzerinde oluşan 225 milyonluk diaspora gücünün 2050 yılında 405 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Ulaşım, internet, radyo, televizyon gibi ulusaşırı imkânların varlığı diasporadaki insanların yaşamlarını olumlu etkiliyor. Bu imkânlar vesilesiyle diasporada yaşayanlar; bir yandan anavatanla olan bağlarını güçlendirirken diğer yandan da bulundukları ülkelerde yaşanan veya yaşanacak olan asimilasyonlara karşı bir refleks geliştirme olanağı buluyorlar.  Diasporaların bu refleksi, anavatanlarındaki siyasi organlar ve/veya sivil toplum kuruluşlarının (anadilde yayın yapan basın yayın organları, dernekler, Yunus Emre Enstitüleri, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı vs.) yurt dışındaki soydaşlarına ulaşmasına ve onlara farklı şekillerde destek sağlayarak asimilasyona karşı direnç oluşturmalarına vesile oluyor.

Gelişen teknoloji ve ulaşımın etkisiyle modern diasporada farklı bir strateji şekli de ortaya çıktığını söylemek mümkün. Bu stratejiye göre; “diaspora” üyelerinin sadece anavatanlarında yaşayan soydaşlarla değil; aynı zamanda farklı ülkelerde yaşayan soydaşlarla da birliktelik kurabiliyor.  Ayrıca, diasporalar dünyayı anavatanlarına ve anavatanlarını dünyaya bağlayan bir köprü konumunda görülüyor. Bu konum itibariyle de, yaşadıkları ülkelerde hem siyasi hem de sosyal aktörler olarak ön plana çıkabilme olanakları var. ABD, İngiltere ve Avustralya’daki İrlanda diasporası, 60 milyonluk Çin diasporası ve İtalyan diasporaları bu duruma örnek olarak gösterilebilir. 

Atilla Kurnaz*

Sakarya Üniversitesi’nde Diaspora Araştırmaları Merkezi’nde (DİAM) araştırma görevlisi olan Kurnaz, hâlihazırda Avrupa’da İslam düşmanlığı alanında çalışmalarını yürütmekte.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER ANATOMİ YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar