Anatomi Serisi Azınlık Nedir?

Ortaklaşılmış bir tanımı olmayan azınlık kavramı çoğu zaman etnik, dini yada dilsel farklılığa bağlı olarak tanımlanıyor. Perspektif Anatomi Serisi bu kez azınlık kavramını masaya yatırıyor.

Ahmet Aslan 12 Nisan 2020

Her toplum, çeşitli tarihsel sebeplerle etnik köken, din veya dil bakımından az ya da çok farklı grupları bünyesinde barındırır ve bu anlamda hiçbir toplum homojen değildir. Çoğunluk nüfusuna göre azınlık olan grupların kendilerini yalnız ve korunmasız hissetmeleri, zamanla özel himaye talep etmelerine ve azınlık hakları kavramının doğmasına sebep olmuştur, denilebilir. Ancak mikro milliyetçiliklerin güçlendiği ve ulus devlet karşısında egemenlik hakkı talep ettiği günümüzde azınlık kavramını tanımlamak güç görünmektedir.

Azınlık kavramı evrensel bir ifade midir, yoksa koşullara göre bir tanımlamanın unsurlarını mı içerir? Azınlık hakları, ulusal bütünlük ilkesiyle ne şekilde uyumludur? Teorik ve pratik sorunların çözümü azınlık hakları yaklaşımında mı, yoksa insan haklarının bir bütün olarak ele alınıp insan onuruna yakışır bir yaşam tesis etmekte mi yatar? Bütün bu sorular meselenin ne kadar etraflı olduğunu göstermektedir.

Sosyolojik olarak bir toplulukta sayısal bakımdan az olan, başat olmayan ve çoğunluktan farklı niteliklere sahip olan gruplara “azınlık” denilmektedir (Oran, 2000: 66). Azınlıklara dair uluslararası sözleşmelerde azınlık tanımı yapılmadan azınlık hakları üzerinde durulduğu görülmektedir. Azınlıklar sorununun siyasi yönü dikkate alındığında bu durum devletlerin tanımlarla kendilerini kayıt altına almak istememeleriyle açıklanabilir (Çavuşoğlu, 98: 93).

Azınlık nedir?

Azınlık tanımlarına daha çok akademik metinlerde ve uluslararası örgütlerin belgelerinde rastlanmaktadır. Bu tanımlar arasında en bilineni Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu’nca 1977 yılında hazırlatılan raporda yer alan tanımdır. Buna göre azınlık, “bir devletin nüfusunun geri kalanına göre sayıca az olan, egemen konumda olmayan, üyeleri -o devletin vatandaşı olan- nüfusun geri kalanından farklı etnik, dinsel veya dilsel özelliklere sahip olan ve kültürlerini, geleneklerini, dinlerini ya da dillerini korumaya yönelik, üstü örtülü de olsa, bir dayanışma duygusu gösteren bir grup” şeklinde tanımlanmaktadır (Capotorti, 1991:96). Üzerinde hukukî açıdan tam bir uzlaşı olmasa da uluslararası örgütlerin yaptığı çalışmalarda çoğunlukla bu tanım esas alınmaktadır (Aydın, 2011: 4).

Geçmişten Bugüne Azınlık Kavramı

Azınlık sorunları genel olarak imparatorluklardan ulus-devletlere geçiş süreciyle gün yüzüne çıkmıştır. 16. yüzyıldan itibaren devletlerarasında yapılan ikili veya çok taraflı antlaşmalarda devletler hukukunun konusu olan azınlıklar, önceleri din eksenli tanımlanmışken zamanla etnik ve dil farklılıklarına göre tanımlanmıştır. Bu yaklaşım sonraki iki asırda da devam etmiş, mesela Vestfalya Barışı, Augsburg günahkârlarına dinî ayrıcalıklar tanıyarak onların dinî temelli azınlık haklarını korumuştur.

1815 Viyana Kongresi, azınlıkları ulusal gruplar olarak tanımlayarak din yerine ulus kavramını esas almıştır. Sonraki süreçte azınlık hakları, güçlü egemen devletlerin diğerleri üzerindeki dayatmalarıyla şekillenmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda savaşı kaybeden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan gibi devletlere barışın koşulu olarak dayatılan azınlık hakları; galip güçlerce, şiddeti engelleyecek ve barış ortamı tesis edecek bir koşul olarak değerlendirilmiştir (Meral, 2006:47).

ÖZEL DOSYA

İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

1945 sonrası ise Nazilerle işbirliği yapan ulusal azınlıklar, azınlık yaklaşımlarına kuşkuyla bakılmasına sebep olmuş, azınlık hakları insan hakları içerisinde eritilmiştir. Bundan dolayı 1948 İnsan Hakları Bildirgesi’nde azınlık haklarından söz edilmemiş, ayrımcılığı önleme ilkesi üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda devletlerin egemenlik haklarının ulusal azınlık haklarına önceliği 1970’te düzenlenen bir bildirge ile vurgulanmıştır (Preece, 2001:138).

Soğuk savaşın bitimi ile birlikte girilen istikrarsızlık ortamında azınlık hakları tekrar gündeme gelmiş ve BM Genel Kurulu, 1992 yılında “Ulusal, Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Ait Bireylerin Hakları” bildirisini kabul etmiştir. Bildiride devletlere azınlıkların meşru çıkarlarını gözetme görevi verilmiştir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın belgelerinde de azınlıkların kimliklerinin korunmasına ve geliştirilmesine, bu konuda devletlere düşen görevlere vurgu yapıldığı görülmektedir (Meral, 2006:48).

Azınlık Türleri

Mesela Bulgaristan ve Makedonya Türkleri ulusal azınlık olarak nitelenmektedir. Buna karşın kendi etnik gruplarına ait bir devlete sahip olmayan Korsikalılar ya da Basklılar ise “etnik azınlık”olarak sınıflandırılmaktadır (Üstel, 1995:13). Bununla birlikte ulusal azınlık kavramının bir devletin sınırları içinde o devletin vatandaşı olan etnik, dinsel veya dilsel azınlıkları kapsayacak şekilde kullanıldığı da görülmektedir (Çavuşoğlu, 28).

ÖZEL DOSYA

Kriz Bölgelerindeki Müslüman Azınlıklara Avrupa'dan Bakmak

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Azınlıklar, yerli azınlıklar (otokton) ve göç ile sonradan oluşan azınlıklar (alokton) şeklinde de tasnif edilmektedir. Yerli azınlıklar, hâlihazırda yaşadıkları bölgelerde nesiller boyu varlık göstermiş; ancak sınır değişimleri gibi tarihî olaylar sebebiyle azınlık kalmış gruplar olarak tanımlanır. Buna; Kuzey Almanya’daki Danimarkalılar, İspanya’daki Katalanlar veya İtalya’da Almanca konuşan Güney Tirollüler örnek olarak gösterilebilir. Göçmen azınlıklar ise bulundukları yere sonradan yerleşmiş ve genellikle yabancı bir dil konuşan ve yabancı etnik/kültürel kimliğe sahip topluluklardır. Almanya’da yaşayan Türkler veya Fransa’daki Cezayirliler buna örnektir (Mitterhofer & Röggla, 2014:21).

Günümüzde din kriteri, bir azınlığa mensubiyeti belirlemede genel bir prensip değildir. Bu ayrım, din kriterinin grubu objektif olarak toplumun çoğunluk teşkil eden kesiminden fark edilir bir şekilde ayırt etmesi ve dinin, grup mensuplarının yaşam ve kültürünü etkilemesi koşulu ile kullanılabilmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar bir halka mensubiyetin en önemli işareti olarak görülen dil kriteri ise zamanla ağırlığını kaybetmiştir. Belli bir dili kullanan bütün grupların “dilsel azınlık” olarak kabul edilip edilemeyeceği hâlâ çözüme ulaştırılamamış bir konudur (Arsava, 1993: 57-58).

Azınlık türlerinin azınlık haklarından yararlanma durumları birbirinden farklılık göstermektedir. En geniş haklara sahip grup olan ulusal azınlıklar (yerli, otokton); dinsel, dilsel ve etnik azınlıkların haklarının yanı sıra ulusal kimliklerini koruma hakkına da sahiptirler.

ÖZEL DOSYA

Hukuki Çerçeve

Azınlıkların hangi gruplardan oluştuğu ve hangi haklara sahip oldukları bazen devletlerarasında yapılan ikili veya çok taraflı anlaşmalarla, bazen de uluslararası örgütlerin öncülüğünde çok taraflı uluslararası sözleşmelerle belirlenebilmektedir. Bunun yanında devletlerin kendi anayasalarına veya daha alt mevzuatlarına azınlıklarla ilgili hükümler koymaları da söz konusu olabilmektedir.

Almanya, ABD, Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere (Birleşik Krallık), İrlanda, İspanya, Kıbrıs Rum Yönetimi, Lüksemburg, Malta, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerin anayasalarında azınlıklara ilişkin belli düzenlemelerin olmadığı görülmektedir. Ancak Belçika, İspanya ve İngiltere’de yaşayan farklı etnik gruplara azınlık haklarının ötesinde geniş haklar tanımıştır.

Buradan hareketle kendi örgütlerine, azınlık dilinde haberleşme ve ifade hürriyetine, kendi kitle iletişim araçlarına sahip olmalarına imkân tanınmıştır. Yine bu belgelerde ad ve soyadı da dâhil olacak şekilde azınlık dilini kullanmalarına ve öğretmelerine yönelik haklar yer almaktadır. Böylelikle azınlık toplumunun üyelerinin çoğunlukla fiilî eşitliğinin sağlanması amaçlanmaktadır (Aydın, 2011).

Andora, Fransa, Belçika ve Türkiye’nin imzalamadığı Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme (1995-98), Avrupa tarihine atıfta bulunarak ulusal azınlıkların korunmasının önemini vurgulamaktadır. Bu sözleşmede ulusal bir azınlığa mensup kişilerin kimliklerini ifade etmeleri, korumaları ve geliştirmeleri için en uygun koşulların oluşturulması gerektiği hatırlatılmaktadır.

Sözleşme, birinci maddesiyle azınlık haklarını devletlerin münhasır yetki alanına giren bir mesele olmaktan çıkararak insan haklarının uluslararası korunmasının bir parçası hâline getirmiştir. Ayrıca sözleşme, ülkelerin özgül koşullarının dikkate alınması gerektiğini ve azınlık kimliğinin ortadan kaldırılması olarak tanımlanan asimilasyonun yasaklandığını vurgulamaktadır. Sözleşmede yer alan ifadeler azınlık hakları ile ülke bütünlüğü arasında bir uzlaşma arayışının sonuçları olarak değerlendirilebilir.

Azınlıklar kaça ayrılır?

Sonuç olarak günümüzde uluslararası hukukun azınlıkların korunması için fizikî ve kültürel olarak var olma, ayrımcılığa uğramama/eşit muamele görme ve kimliğini koruma hakkı olmak üzere üç temel hakka vurgu yaptığı söylenebilir (Oran, 2000:105).

Avrupa Birliği’nde Azınlıklar

Avrupa Birliği, azınlıklara ilişkin meselelere genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde garanti altına alınan temel haklar ve üye devletlerin anayasal geleneklerine saygı çerçevesinde yaklaşmaktadır. Avrupa Konseyi 1993’te deklare edilen Kopenhag Kriterleri’nde Birliğe üyelik için getirdiği siyasî kriterler de aynı doğrultudadır.

Nice’te onaylanan 2000 tarihli AB Temel Haklar Şartı’nda azınlık haklarına doğrudan vurgu yapılmamakla birlikte “yasa önünde eşitlik” vurgulanmakta, “ayrımcılık yasağı” düzenlenmektedir. Aynı belgede  “Birlik; kültürel, dinî ve dilsel çeşitliliğe saygı gösterecektir.” vurgusu da yer almaktadır. Avrupa’nın azınlık hakları üzerinde önemle durmasının nedeni, azınlıklar sorununu kendi alanında da henüz net bir çözüme kavuşturamaması olabilir. Azınlık-çoğunluk gerilimi Avrupa’nın birçok bölgesinde hâlâ gündemdedir. İspanya, Belçika, Fransa, Macaristan, Slovakya gibi birçok yerde azınlıklar potansiyel bir sorun alanını oluşturmaktadır.

AB, barış projesini hayata geçirebilmek için üye olacak ülkelerden azınlık sorunlarının çözümünü istemektedir; ancak kendi bünyesinde bu sorunu çözememiştir. Örneğin Fransa azınlıklarla ilgili Çerçeve Sözleşme’yi imzalamamaktadır. Fransa, tutumuna gerekçe olarak anayasasındaki eşitlik ilkesini göstermektedir (Tacar, 2000:406).

Dosya: "İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar"

“Hepimiz Azınlık Haklarına Saygı Duymakla Yükümlüyüz”

5 Mart 2020

Göçmen İşçiler ve Mültecilerin Durumu

Azınlık tanımlamaların çoğunda yer alan vatandaş olma şartı, vatandaşlıktan yararlanamayan göçmen işçileri ve mültecileri azınlık kapsamı dışında tutmaktadır. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) ek bir protokol hazırlayarak azınlık haklarının da AİHS’nin koruma mekanizması kapsamına alınmasını amaçlamış; ancak üye devletler ayrı bir Çerçeve Sözleşme hazırlanmasında ısrarcı olmuşlardır. Bu sözleşmede ise “vatandaşlık bağı”na yeniden vurgu yapılarak göçmen işçileri ve mültecileri kapsam dışında tutma devam ettirilmiştir (Aydın, 2011:8). Böylelikle işgücü göçü ile Avrupa’ya gelen göçmen grupların hukukî anlamda ulusal azınlıklardan sayılmalarının önüne geçilmiştir.

Yerli Halkların Durumu

Yerli halklar önceleri azınlık olarak değerlendirilirken daha sonra ayrı hukuki düzenlemelere konu olmuşlardır. Yerli halkların temel özelliği yaşadıkları bölgenin çok eski dönemlerden beri sakinleri olmaları; devleti yöneten gruplardan etnik, kültürel ve dilsel açıdan farklı olmaları ve çoğunun başat kültüre entegrasyonun güç olmasıdır.

İsveç ve Finlandiya’da Samiler, Avustralya’da Aborjinler, Kanada’da Eskimolar ve ABD’deki Kızılderililer yerli halklara örnektir. Avrupa sistemi içinde yerli halklar azınlık statüsü ile korunmaktadır. BM sistemi içinde ise yerli halklar azınlıklar dışında ayrıca ele alınmaktadır (Aydın, 2011:9).

Kaynaklar:

Arsava, A. F. (1993). Azınlık Kavramı ve Azınlık Haklarının Uluslararası Belgeler ve Özellikle Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 27. Maddesi Işığında İncelenmesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Yayın No:579, Ankara, ss.1-17.
Atılgan, M. (2006). “Avrupa Birliği, Azınlık Hakları Ve Türkiye”, Türk İdare Dergisi, 450. Sayı, ss. 43-65.
Aydın, A. (2011).AB Ülkeleri, ABD ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında Azınlıklarla İlgili Düzenlemeler, Ankara: TBMM Araştırma Merkezi.
Capotorti, F. (1991). Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, United Nations, New York.
Çavuşoğlu, N. (2001). Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, İstanbul:Su Yay.
Erdoğan, B. (2000).  “Uluslararası Hukukta Azınlık Haklarının Korunması, BM ve Avrupa Sistemlerinin İncelenmesi”, Türkiye’de İnsan Hakları, (Ed. O. Çitçi). Ankara: TODAİE.
Mitterhofer, O. & Röggla, M. (2014). “Avrupa’daki Azınlıkların Dünyası”, Perspektif, 236, Aralık, ss. 20-23.
Oran, B. (2000). Küreselleşme ve Azınlıklar, Ankara: İmaj Yay.
Preece, J. J. (2001). Ulusal Azınlıklar ve Avrupa Ulus-Devlet Sistemi, (Çev: A. Demir), İstanbul:Donkişot Yay.
Tacar, T. (2000). “Kültürel Haklar”, Türkiye’de İnsan Hakları, (Ed. O. Çitçi), Ankara: TODAİE.
Ahmet Aslan

Bir dönem Almanya’da ikamet etmiş olan Ahmet Aslan, Din Sosyolojisi alanında doktorasını tamamlamış olup gençlik, değerler ve göç sosyolojisi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar