Dosya: "Diaspora Politikaları" Avrupa’daki Azınlıkların Dünyası

Avrupa Birliği’nin “Farklılıklarla Birlik” sloganındaki çeşitliliğe yapılan vurgu, Avrupa’daki 300’ün üzerindeki azınlığı da kapsamaktadır. Her yedi Avrupalı’dan biri dilsel-kültürel bir azınlığın parçasıdır ve bunlar -sonradan göç eden azınlıkları saymazsak- 100 milyon kişiden fazladır.

Johanna Mitterhofer 1 Aralık 2014

Azınlık teriminin açık ve genelgeçer bir tanımı yoktur. Genelde dinî, dilsel, etnik veya cinsiyet azınlıklarından bahsetmek mümkündür. İskandinavya’daki Samiler veya Avustralya’daki Aborjinler gibi yerli halklar da azınlık olarak sayılabilirler. Azınlıkları, halkın çoğunluğuna kıyasla az nüfusa sahip olan, mensuplarının çoğu bulunduğu ülkenin vatandaşı olan ve kültürel, etnik, dinî veya dilsel açılardan halkın çoğunluğundan ayrılan gruplar olarak tanımlayabiliriz.

Azınlık uzmanları yerli azınlıklar (otokton, yani eski veya geleneksel azınlıklar) ile göçmen azınlıkları (alokton, yani yeni azınlıkları) birbirinden ayırırlar ve azınlık haklarında genel olarak yerli azınlıkları ön planda tutarlar. Yerli azınlıklar uzun nesiller boyunca hâlihazırda hayatlarını sürdürdükleri yerleşim alanında yaşayan, sınır değişimleri ve diğer tarihî olaylar dolayısıyla azınlık kalmış gruplar olarak tanımlanır ve çoğunlukla sınırları belli bir alanda yaşarlar. Buna örnek olarak kuzey Almanya’daki Danimarkalılar, İspanya’daki Katalanlar veya İtalya’daki Alman dili konuşan güney Tirollüler verilebilir. Bir istisna olarak ise, yerli halk sayılan fakat tarihî sebeplerden dolayı geldikleri esas topraklarda yaşamayan Sinti ve Romanlar sayılabilir.

Göçmen azınlık veya yeni (alokton) azınlık olarak ise mensupları bulundukları yere göç etmiş olan ve genellikle yabancı bir dil konuşan ve yabancı etnik/kültürel bir gruba dâhil olan kişiler sayılabilir. Bu grup genel olarak “diaspora” olarak isimlendirilir. Almanya’da yaşayan Türkler veya Fransa’daki Cezayirliler buna bir örnektir.

Bir azınlığa bağlılığı gösteren şey bireylerin etnik, kültürel veya dinî bir topluluğun parçası olma isteği ve farkındalığıdır. Fakat buna rağmen bir topluluğun azınlık olup olmadığına devlet karar vermektedir. Bunun en belirgin örneği olarak, Türkiye’de Ermeni, Rum ve Yahudilerin azınlık olarak kabul edilmesine rağmen on milyondan fazla mensuba sahip olan Kürtlerin azınlık olarak kabul edilmemesi gösterilebilir. Aynı şekilde Yunanistan ve Fransa da kendi sınırları içerisinde yaşamakta olan birçok azınlığı tanımamaktadır.

Buna karşın Finlandiya’daki Aland Adaları ve İtalya’daki güney Tirol örnek gösterilebilir. Her iki bölgede de buradaki azınlıklara geniş ölçüde koruma sağlayan çok güçlü ve geniş kapsamlı otonomik yapılar mevcuttur.

Güney Tirol’deki azınlıklar için bu otonomik yapı kendi dillerinde okullar, kamu kurumlarında, mahkemede veya polisle kendi anadillerinde konuşma imkânı ve ayrıca iki veya üç dilde yer ve cadde isimleri gibi ayrıcalıklar sağlamaktadır. Azınlıkları koruyan ve onlara ayrıcalıklar sağlayan diğer önlem ve uygulamalar arasında; kendi dillerinde basın ve yayın organları, azınlıkları politik veya ekonomik yaşamda destekleyen kota sistemleri ile pozitif ayrımcılık ya da ulusal parlamentolarda azınlıkları temsil eden partiler örnek olarak gösterilebilir.

Dosya: "Diaspora Politikaları"

“Türk Diasporası, Türkiye’nin Elçiliğini Yaparsa İşlevsizleşir.”

1 Aralık 2014

Kürtler ve Aland Adaları örnekleri göstermektedir ki, Avrupa Birliği üyelerindeki azınlıkların durumu birbirinden çok farklı ve kıyaslanması zor örneklerdir. Uluslararası organizasyonlar ve koruma mekanizmaları bu yüzden azınlıkların haklarını Avrupa çapında korumaya çalışmaktadır. Azınlık hakları ile ilgili en önemli yasalar, Ulusal Azınlıkların Korunması İçin Çerçeve Sözleşmesi ve Avrupa Bölgesel Diller ve Azınlık Dillerini Koruma Antlaşması’dır.

Ulusal Azınlıkların Korunması İçin Çerçeve Sözleşmesi kabaca azınlık halklarının yaşamını düzenler ve Avrupa Parlamentosu üyesi ülkeleri ulusal azınlıkların korunmasından sorumlu kılar. Azınlıkların geleneklerinin ve kültürlerinin korunması gibi ana hakların dışında, azınlık dilini kullanma hakkı, kamusal yaşamda bulunma hakkı ve eğitim hakkı yasalarla belirlenmiştir ve bu yasalara uyulup uyulmadığının düzenli kontrolü bir heyet tarafından sağlanmaktadır. Bu kontrol sistemi dolayısıyla üye ülkelerde azınlık koruması iyileştirilmekte ve bu sözleşmeye uyumluluk kontrol edilmektedir. Ayrıca bağımsız bilirkişiler düzenli olarak sözleşmenin uygulanışını değerlendirmektedir. Bu sayede hem ilgili ülkelerin raporları araştırılmakta hem de hükûmet kurumları, sivil toplum kuruluşları ve azınlık temsilcileri ile bilgi alışverişi içine girilmektedir.

Avrupa Bölgesel Diller ve Azınlık Dillerini Koruma Antlaşması da Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanmıştır. Sözleşmenin amacı Avrupa’daki azınlık dillerinin ve geleneklerinin korunmasıdır. Azınlık dillerinin kamusal yaşamda kullanılmasının teşvik edilmesi bunun odak noktasıdır. Bir önlem paketi ile kamusal kurumlarda, eğitim kurumlarında ve günlük yaşamda bu dillerin kullanımı teşvik edilmektedir.

Bazı azınlıklar ise kendilerinin korunmalarının sağlanması veya entegre olmaları amacıyla yaşadıkları devlette yapılan uygulamalarla yetinmemekte, ayrıca özerklik ve hatta bağımsızlık talebinde bulunmakta ve bu düşüncelerini Birleşmiş Milletler tarafından öngörülen referandum prensibiyle temellendirmektedirler. Kendilerinden başka bir halkın çoğunluğu olduğu bir devlette kendilerini entegre olamamış, saygı duyulmamış ve yeterince temsil edilmemiş hissetmektedirler. Katalonya, İskoçya ve Bask bölgesi uzun süredir bağımsızlıklarını elde etme çabasındadır ve olumsuz sonuçlanan İskoç bağımsızlık referandumu ve Katalonya’da 9 Kasım 2014’te yapılan bağımsızlık referandumu Avrupa’daki diğer azınlıkların bağımsızlık çabaları arasında bulunmaktadır.

Niceliksel olarak Avrupa’nın en büyük azınlığı olan Romanlar için bu tür bir bağımsızlık düşüncesi çok uzak bir gerçekliktir. Romanlar Avrupa’da günlük yaşamda, kendilerine has hayat tarzları dolayısıyla ön yargı, kovulma, ayrımcılık ve zenofobiye en çok maruz kalan halktır. Avrupa Birliği üye ülkelerinin neredeyse hepsinde yaşadıkları ve bir “vatan”ları bulunmadığı için, korunmak, tanınmak ve saygı görmek amacıyla mücadele etmek onlar için daha zordur. On yıla yayılmış Roman 10 Yılı (Alm. “Roma-Dekade”) gibi koruma programları Romanların yaşamını tüm Avrupa’da kolaylaştırmak amacını taşısa da 700 yıldan fazla bir süredir Avrupa’da yaşayan Romanların kendilerine has tarihi dolayısıyla bu tür programların mevcut ön yargıları kırıp onların yaşam standartlarını yükselteceği konusunda şüpheler vardır.

Sonradan göç eden azınlıkların haklarının korunması ile ilgili mütalaalar ise kısa bir süre önce uzmanlar tarafından araştırılmaya başlanmıştır. Geleneksel azınlık hakları ve azınlık koruma mekanizmaları genel olarak uyum yasalarını ve bu azınlıkların günlük hayata katılımlarını kapsamamaktadır. Birçok göçmen topluluğu bu “yabancı ülkelere” sadece kısa süreliğine değil, bazen de kalıcı olarak yerleştiklerinden ve anavatanlarının dil ve geleneklerini de korumak istediklerinden yeni (alokton) ve eski (otokton) azınlıkları birbirinden ayıran çizgi gittikçe kaybolmakta, bu azınlıkların kendi hakları ile ilgili talepleri kendisini her geçen gün daha fazla göstermektedir.

Bugün itibariyle Avrupa’daki azınlıkların durumu, üstesinden gelinmesi gereken birçok problemi barındırmaktadır. Bu durum yeni atanan Avrupa Komisyonu’nun ajandasında da büyük bir yer kaplayacağa benzemektedir. 2013 yılında FUEV (Avrupalı Halk Grupları Federal Birliği) tarafından başlatılan Geleneksel Azınlıkların Korunması İçin Halk İnisiyatifi önlemi (“Minority Safepack”), yetkinlik gerekçeleriyle bu komisyon tarafından reddedilmiştir. Bu karara karşın, girişim sahipleri tarafından Lüksemburg’daki AB Adalet Divanı’na şikâyette bulunulmuştur. Yeni komisyonun azınlık ve çok dillilikle ilgili hiçbir resmî açıklama yapmaması ise düşündürücüdür. Yeni komisyonun çalışmaları ve sonradan göç eden azınlıkların haklarına dair koruma mekanizmaları, Avrupa’daki azınlık durumunun geleceği ve aynı zamanda Avrupa’daki tüm vatandaşlar için yol gösterici nitelikte olacaktır.

ETİKETLER:
    • Saygın ATEŞ
      2019-03-04 19:22:17

      Kürtler azınlıktır düzeltin.

    1 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar