Yapay Zekâ

Yapay Zekâ ve İslam: “Yapay Zekâ Zihni Taklit Edebilir Ama Kalbi Asla”

Yapay zekânın beraberinde getirdiği algoritmik önyargı ve insani değerlerin kaybolması gibi güncel krizlere İslam teolojisi nasıl yaklaşıyor? Mohammed Gamal Abdelnour’un çalışması üzerinden ele aldığımız bu yazıda, yeni çağın teknik ve ahlaki sorunlarına karşı Kur'an'ın sunduğu evrensel çözümleri inceliyoruz.

Yapay Zekâ ve İslam: “Yapay Zekâ Zihni Taklit Edebilir Ama Kalbi Asla”
Fotoğraf: shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Teknoloji dünyası yapay zekânın etik boyutlarını tartışırken, teoloji alanından da bu tartışmalara farklı bir yaklaşım getiriliyor. Mohammed Gamal Abdelnour tarafından kaleme alınan “Yapay Zekâ ve İslami Teknoloji Teolojisi: ‘Araçlardan’ ‘Anlamlara’ ve ‘Zihinlerden’ ‘Kalplere'” başlıklı çalışma, yapay zekâ tartışmalarını yalnızca rasyonel zihin düzleminde bırakmayıp, İslami geleneğin idrak ve maneviyat merkezi olan “kalp” (qalb) kavramı üzerinden yeniden değerlendirmeyi öneriyor.

İslam Dünyasında Heyecan ve Kaygı Arasında Yapay Zekâ

Bugün yapay zekâ karşısında genel bir ikilem yaşanıyor. Bir yanda olasılıkların getirdiği büyülenme, diğer yanda teknolojinin getirilerine karşı bir tedirginlik söz konusu. 

Yapay zekâya mesafeli yaklaşan tarafta yer alan Yaqub Chaudhary, modern yapay zekânın Batılı materyalist ve teknobilimsel paradigmalarla inşa edildiğini savunarak, bunun İslam’ın insan doğası (fıtrat) ve ilahi nizam tasavvuruna yönelik metafizik ve etik bir meydan okuma olduğunu ileri sürüyor. Chaudhary’ye göre yapay zekâ, kutsal ve anlaşılır hakikatleri ölçülebilir verilere indirgeyerek gerçekliğin yapaylaşmasına sebep olabilir.

Chaudhary’ye göre her şeyin verilere, sayılara ve algoritmalara indirgendiği bir dünyada, hayatın içindeki kutsal ve manevi olan şeyleri kaybetmemiz mümkün. Elektronik mühendisi olan ve yapay zekâ ile etik arasındaki bağlantıyı araştıran Chaudhary, insanların bir süre sonra Allah’a sığınmak ve dua etmek yerine algoritmaların otoritesine güvenmeye başlayabileceği konusunda uyarıyor. 

Shoaib A. Malik ise yapay zekâyı İslam düşüncesini canlandıracak entelektüel bir fırsat olarak görüyor. Malik’e göre yapay zekâ, İslam hukukunda (fıkıh) yepyeni kapılar açabilir. İleride hayatımıza “Dijital Müftü” (iMufti) kavramı girebilir veya algoritmaların yönettiği “teknolojik mezhepler” (techno-madhhabs) doğabilir. Bu durum, akıllıca yönetilirse derin bir felsefi üretkenlik de sağlayabilir.

Yusuf Çelik ise konuya çok daha derin bir felsefeyle yaklaşıyor. Argümanının temeline ünlü mutasavvıf İbnü’l-Arabî’yi koyan Çelik, insanı yapay zekâdan ayıran şeyin akıl ya da güç olmadığını savunuyor; çünkü bu özelliklerde yapay zekâ zaten insanı geride bırakacak bir potansiyele sahip. İnsanın asıl biricikliği, Allah’ın sevgisine kırılganlıkla, ahlaki mücadeleyle ve merhamet, bağışlama gibi ilahi sıfatları kendi bedeninde tecelli ettirerek yanıt verebilme yeteneğiyle karakterize. Dolayısıyla Çelik için yapay zekâ, Allah’ın huzurunda insan olmanın ne anlama geldiğini daha derinden kavramamızı sağlayan bir araç olabilir.

Yapay Zekâ İbadetleri Yönetebilir mi?

Yapay zekânın İslami pencereyle alakalı tartışmalardaki en somut soru ise şu: “İleride yapay zekâlı bir robot bize namaz kıldırabilir mi ya da Cuma hutbesi okuyabilir mi?” Robotların kusursuz ses tonuyla Kur’an okuduğunu görünce “Neden olmasın?” diyebilirsiniz. 

Araştırmacıya göre, İslam inancında namaz kıldırmak (imamet) sadece bir metni güzel okuma performansı değil. İbadetin geçerli olması için bir makinenin sağlayamayacağı bazı şartlar gerek. Bunların başında, yapılan eylemin amacını tam bir bilinçle kavramayı ifade eden niyet geliyor. Bununla birlikte, kulun sürekli bir sorumluluk ve derin bir Allah bilinciyle hareket etmesini gerektiren takva ile ilahi huzurda hissedilen o derin saygı, samimiyet ve acziyet duygusu olan huşu ibadetin özünü oluşturuyor. 

Büyük İslam alimi İmam Gazzâlî’nin yüzyıllar önce vurguladığı gibi; bir ibadetin sadece şeklen kusursuz olması yetmez, onun teolojik bir değer kazanabilmesi için kalbi bir samimiyetle, yani ihlasla desteklenmesi zorunludur. Yani yapay zekâ, dinin görünen ve ölçülebilen kısmını (doğru telaffuz, hatasız metin yazımı vb.) insan üstü bir başarıyla yapabilir. Ancak dinin hissedilen kısmına, yani niyet ve samimiyet boyutuna erişemez.

Yapay Zekâda Bilgi Çok, Bilgelik Yok

Günümüzde, teknik imkanların ve araçların, onları yönetecek ahlaki ve felsefi değerlerin önüne geçtiği bir döneme şahitlik ediyoruz. Nitekim bugün yapay zekâ sistemleri, insanlığın önyargılarla dolu tarihî birikimini barındıran yanlı verilerle eğitiliyor. Bu verilerle eğitilen sistemler, toplumdaki mevcut adaletsizlikleri ve ayrımcılıkları çözmekten ziyade onları kopyalayarak devam ettiriyor. Mohammed Gamal Abdelnour’e göre, bu gibi krizlerin sebebi de modern eğitim sisteminin; teknoloji ve mühendislik alanlarını, felsefe ve tarih gibi beşeri bilimlerin aleyhine olacak şekilde öncelemesi. 

Mühendislik eğitimi, tabiatı gereği bir sistemin veriyle nasıl eğitileceğini ve teknik olarak nasıl optimize edileceğini öğretebilir; ancak o verilerin içindeki yapısal adaletsizlikleri fark edecek ve sorgulayacak ahlaki sorgulamayı tek başına kazandıramaz. Bu durum ancak felsefe, teoloji ve etik gibi alanların da katkısıyla aşılabilir. 

Klasik İslam düşüncesinde ise akli ve nakli ilimler tam bir uyum içindeydi. Örneğin, algoritmanın babası El-Harezmi, matematiksel çalışmalarını İslam hukukundaki miras paylaşımı gibi ilahi adaleti tesis edecek ahlaki bir amaca hizmet etmesi için geliştirmişti. Aynı şekilde tıp biliminin öncüsü İbn Sîna, şifa dağıtmayı, ruh ile beden arasındaki metafiziksel dengeyi koruma sanatı olarak görüyordu. Felsefe ve mantık dehası Fârâbî, bilginin ve mimari/teknik becerilerin nihai amacını “Erdemli Şehir” (el-Medînetü’l-Fâzıla) idealine bağlamıştı. Ona göre bir toplumun mühendislikte, mimaride veya zanaatta ilerlemesi tek başına bir anlam ifade etmiyordu. Teknik başarı ancak toplumun ahlaki olgunluğuna ve insanın mutluluğuna hizmet ettiği ölçüde değerliydi. 

Burada amaç mühendislik ve teknoloji (STEM) alanlarını tamamen dışlayıp yerine beşeri bilimleri koymaktan ziyade ikisi arasında sağduyulu bir denge inşa etmek. Günümüzde bu dengenin bozulması; teknik olarak kusursuz fakat insani amaçtan yoksun, yönsüz bir inovasyon kültürü doğuruyor. 

Zihinden Kalbe Geçiş ve İnsani Varlığın Korunması

Mohammed Gamal Abdelnour’e göre asıl çözüm, odağın rasyonalist “zihin” kavramından İslam teolojisinin merkezindeki “kalp” (qalb) kavramına kaydırılmasında saklı. Modern dünya anlamayı beyne hapsederken, İslam düşüncesi gerçek idraki kalbe atfeder. Kur’an’daki “…Kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler.…”(A’raf, 179) ayeti de bu algı düzeyine işaret eder. 

Abdelnour, yapay zekânın insanın analiz ve veri işleme yeteneklerini aşabileceğini, ancak bir kalbe sahip olamayacağını belirtir. Kalp; sezgi, takva ve ilahi bilgiyi alma organı olduğu için yapay zekâ gerçek anlamdan yoksundur ve bilgelik (hikmet) üretemez. İnsanın yeryüzündeki hilafet (emanetçilik) görevi, teknolojinin ahlaki sorumluluğunu doğrudan insana yükler. Bu süreçte fıkhın içtihat (yeni durumları çözme), maslahat (kamusal faydayı gözetme) ve sedd-i zerai (zarara giden yolları kapatma) mekanizmaları yapay zekâyı denetlemek için aktif olarak işletilmelidir.

Abdelnour’a göre, yapay zekâ tartışmalarına en etkili çözüm; yukarıdan aşağıya dayatılan kurumsal denetimlerden önce, bireysel farkındalık ile başlayan “aşağıdan yukarıya” bir dönüşümdür. Kur’an’daki Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. (Rad, 11) ayeti de değişimin tam olarak bireyin kendi içinde, kendi özünde başladığını hatırlatır. İslam bu bağlamda, yapay zekâyı ya tamamen reddeden ya da körü körüne kabul eden sığ ikilikleri aşmakta; teknolojinin tarafsız bir araç olmadığını idrak ederek, dönüşen dünyada kendi ahlaki iradesini ortaya koyan bir toplum ve bilinçli/amaçsal katılım içeren üçüncü bir yol inşa etmektedir.

Abdelnour’un bu çalışmasının bize gösterdiği etkileyici bir gerçek daha var. Bugün insanlığın ulaştığı en son teknoloji olan yapay zekâyı tartışıyoruz. Dünya tamamen değişiyor, yepyeni bir çağdayız ve bu çağın getirdiği sorunlar da (algoritmik önyargılar, makinelerin ahlaki körlüğü vs.) daha önce hiç görmediğimiz kadar karmaşık.

Fakat enteresandır ki, yapay zekânın 21. yüzyılda çıkardığı bu en yeni ve modern krizlerin çözümü, yine Kur’an’ın yüzyıllar öncesinden bize söylediği niyet, takva, kalp ve bilinçli duruş gibi kavramlarda saklı. Bu da bir kez daha gösteriyor ki; Kur’an her çağın, hatta teknolojinin zirve yaptığı bu dönemin bile sorularına cevap verebilen zamansız ve evrensel bir rehber. İnsanlık olarak teknolojik açıdan ne kadar ileri gidersek gidelim, dönüp dolaşıp yönümüzü bulacağımız asıl pusula yine Kur’an’ın değişmez hakikatleri oluyor.

Rumeysa Nur Rakipoğlu

Rumeysa Nur Rakipoğlu, Bremen Üniversitesi Dijital Medya ve Toplum bölümünde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Aynı zamanda ZeMKI bünyesinde lisans araştırma asistanı olarak akademik çalışmalara katkı sağlamaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler