VFS Global Dosyası: Schengen Vizesi Nasıl Büyük Bir Sektöre Dönüştü?
Avrupa vizesi almak neden giderek daha pahalı, daha karmaşık ve daha yorucu hâle geliyor? VFS Global üzerine yürütülen uluslararası araştırma, konsoloslukların devrettiği vize işlemlerinin nasıl kârlı bir özel sektör alanına dönüştüğünü gösteriyor. Başvuru sahipleri ise vize ücretinin yanı sıra hizmet bedelleri ve ek ücretlerle giderek büyüyen bir maliyetin içine çekiliyor.
Vize başvurusu artık yalnızca bir idari işlem değil; hareket etme hakkı kısıtlı olan insanların zamanının, kaygısının ve zorunluluğunun ticarileştirildiği büyük bir sektör. Afrika, Asya ve Orta Doğu’nun birçok ülkesi ve Türkiye’de Avrupa’ya gitmek isteyen herkesin yolu VFS Global isimli şirketten geçiyor. VFS Global, devletler adına vize başvurularının idari aşamalarını yürüten dünyanın en büyük dış kaynak hizmet sağlayıcılarından biri. Avrupa ülkeleri dâhil 70’ten fazla ülke ile çalışan VFS, vize başvuru sahipleri için çoğu zaman konsolosluktan önce karşılaşılan ilk kapı hâline gelmiş durumda.
Yatırım Şirketi Blackstone Sahipliğindeki VFS Global
Merkezi Dubai’de bulunan ve çoğunluk hissesi özel sermaye şirketi Blackstone’a ait olan VFS Global, bugün vize başvuru hizmetlerinde sektörün en büyük aktörü. Şirket, vize kararını vermiyor; bu yetki hâlâ ilgili devletlerin konsolosluk makamlarında. Ancak başvuruların alınması, belgelerin toplanması, parmak izi gibi biyometrik verilerin kaydedilmesi, başvuru dosyalarının konsolosluklara iletilmesi ve pasaportların iadesi bu şirketin başvuru merkezleri üzerinden yürütülüyor. Avrupa Komisyonu’nun Schengen vizesi bilgilendirme sayfası da dış hizmet sağlayıcılarının başvuruları büyükelçilik veya konsolosluk adına toplayabildiğini, bu durumda başvuru sahiplerinden ayrıca hizmet bedeli alınabildiğini belirtiyor.
Lighthouse Reports tarafından koordine edilen, Politico ve Le Monde’un da aralarında bulunduğu uluslararası medya ortaklarıyla yürütülen bir araştırma, bu modelin yalnızca idari bir kolaylaştırma mekanizması olmadığını gösteriyor. Araştırma; bilgi edinme başvurularıyla elde edilen yüzlerce AB iç belgesine, 22 Schengen ülkesine ait izleme ve denetim raporlarına, VFS’in finansal tablolarına, müşteri makbuzlarının analizine ve mevcut-eski çalışanlarla yapılan görüşmelere dayanıyor. Bulgular, devletlerin temel bir kamu işlevini özel bir şirkete devrederken, başvuru sahiplerinin “opsiyonel” olduğu söylenen ek hizmetlerle giderek daha fazla ücretlendirildiğini ortaya koyuyor.
Dış Kaynak Modeli: Konsoloslukların İş Yükü Gerekçesiyle Başvuru Yapanlara Ekstra Masraf
Vize işlemlerinin dış kaynak kullanımıyla özel şirketlere devredilmesi, Avrupa ülkeleri açısından öncelikle bütçesel ve idari bir çözüm olarak sunuldu. Konsolosluklardaki yoğunluğun azaltılması, randevuların düzenlenmesi, belgelerin standardize biçimde alınması ve personel yükünün düşürülmesi bu modelin temel gerekçeleri arasında yer aldı. Fransa gibi birçok ülke, yirmi yılı aşkın süredir başvuru kabulünü ve dosya yönetiminin önemli bir kısmını VFS Global gibi şirketlere devrediyor. Le Monde gazetesinin haberine göre başvuru sahipleri doğrudan konsolosluğa değil, Fransız makamları adına çalışan VFS ofislerine gidiyor.
Bu modelde devlet, çoğu zaman hizmet sağlayıcıya doğrudan ödeme yapmıyor. Bunun yerine başvuru sahibi, vize ücretinin üzerine bir de şirketin hizmet bedelini ödüyor. Haziran 2024 itibarıyla standart Schengen vizesi ücreti yetişkinler için 80 avrodan 90 avroya, 6-12 yaş arası çocuklar için ise 40 avrodan 45 avroya çıkarıldı. Buna dış hizmet sağlayıcı bedeli ve çeşitli ek ücretler eklendiğinde, vize başvurusu özellikle düşük gelirli ülkelerden gelenler için ciddi bir maliyete dönüşüyor.
Fransa Dışişleri Bakanlığında sendika temsilciliği yapan Valérie Jacq’ın Le Monde’a söylediği gibi, bu dış kaynak modeli vizeleri başvuru sahipleri için daha pahalı hâle getiriyor ve “parayla seçme” mekanizması yaratıyor. Başka bir ifadeyle devletin tasarrufu, doğrudan başvuru sahibinin cebinden finanse ediliyor. Avrupa’ya seyahat edebilmek için zaten belge, zaman, ulaşım ve başvuru masrafı üstlenen kişiler, kamu hizmeti ile özel şirket kârı arasındaki sınırın belirsizleştiği bir sisteme dahil oluyor.
“Opsiyonel” Hizmetler: SMS, Kurye, Premium Salon
Araştırmanın merkezindeki mesele, VFS’in “ek hizmetler” olarak sunduğu ek ücretli seçenekler. Bunlar arasında SMS bilgilendirmesi, pasaportun kuryeyle gönderilmesi, belge tarama, fotokopi, uzatılmış çalışma saatleri, başvuru formu doldurma desteği, evde başvuru hizmeti ve “premium salon” kullanımı yer alıyor. VFS, bu hizmetlerin başvuru deneyimini kolaylaştırmayı amaçladığını ve vize kararını etkilemediğini savunuyor. Şirketin gizlilik ve hizmet sayfalarında da bu ek hizmetlerin “tamamen” başvuru sahiplerinin tercihlerine bağlı olduğu belirtiliyor.
Ancak Lighthouse Reports’un araştırması, bu hizmetlerin her zaman gerçek anlamda opsiyonel olmadığını gösteriyor. Mevcut ve eski VFS çalışanları, düşük temel maaşlara ek olarak aylık satış hedeflerine bağlı primler aldıklarını, bu nedenle SMS, kurye ya da premium salon gibi hizmetleri satmaları için baskı gördüklerini anlattı. Bazı eski çalışanlar ise bu hizmetlerin başvuru sahiplerinin açık onayı olmadan faturaya eklendiğini söyledi. Kenya’da 2024’e kadar VFS için çalışan eski bir personel, başvuru sahiplerinin çoğunun neyin ücretlendirildiğini tam bilmeden bu ek ödemeleri kabul ettiğini belirterek, “Müşterilerin çoğu bunu kabul ediyordu.” diyor.
Bu sistemin başvuru sahipleri üzerindeki etkisi, Hindistan’ın Pune kentinde Belçika vizesine başvuran 71 yaşındaki Vrinda’nın deneyiminde açıkça görülüyor. Yağmur ve trafik nedeniyle randevusuna 15 dakika geç kalan Vrinda’ya, ya başka bir gün yeniden randevu alması ya da yaklaşık 35 avroluk premium hizmet satın alması gerektiği söyleniyor. Vrinda, “Bana ne söyledilerse onu yapmak zorundaydım.” diyor.
Şirketin finansal verileri, bu ek hizmetlerin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Le Monde’un aktardığına göre VFS’in yıllık faaliyet kârı 2017 ile 2024 arasında 31 milyon avrodan 172 milyon avroya çıktı; başvuru başına gelir ise yüzde 83 arttı. Lighthouse Reports’un İsveç vizesi başvurularına ait 2 binden fazla makbuz üzerinde yaptığı analizde, katma değerli hizmetlerin örneklemde VFS gelirlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturduğu tespit edildi.
Randevu Kıtlığı, Botlar ve Yolsuzluk Şüpheleri
VFS vize kararını vermese de başvuru sahibinin sisteme eriştiği randevu, belge teslimi, biyometri ve pasaport iadesi gibi aşamaları yönettiği için sürecin fiilî kapı bekçisi konumunda bulunuyor. Bu nedenle randevu kıtlığı ve ek hizmet satışları, doğrudan vize kararından bağımsız olsa da başvuru deneyimini belirleyen temel unsurlara dönüşüyor.
“Premium” hizmetlerin cazibesini artıran en önemli faktörlerden biri, temel randevu sistemlerinin işlemez hâle gelmesi. Fransa’da Senato tarafından 2025’te hazırlanan bir rapora göre VFS’in randevu sistemi, dış aracılar tarafından kullanılan otomatik programlar, yani “botlar” tarafından kuşatılmış durumda. Bu botlar ücretsiz randevuları toplu şekilde kapatıyor ve daha sonra bunları başvuru sahiplerine satıyor. Özellikle Türkiye ve İran’da randevu bulmanın giderek zorlaşması ve uzun bekleme süreleri, aynı zamanda Fransa Ulusal Meclisinde Dışişleri Bakanı’na sorulan sorulara konu olmuştu. VFS ise adil erişim sağlamak için çok katmanlı güvenlik önlemleri uyguladığını belirtse de birçok ülkede buna dair pratik önlemlerin alınmadığı görülüyor.
Randevu kıtlığı, yalnızca teknik bir sorun değil; aynı zamanda yeni bir piyasa yaratıyor. Başvuru sahipleri ücretsiz randevu bulamadığında, ücretli hizmetlere, danışmanlara ya da aracı kurumlara yönelmek zorunda kalabiliyor. Lighthouse Reports’un elde ettiği denetim raporlarına göre bazı Avrupa ülkeleri, VFS’in ek hizmetlerinin “opsiyonel” olduğunun yeterince açık olmadığını, hatta bazı durumlarda başvuru sahiplerine bu hizmetlerin vize alma ihtimalini artırabileceği izleniminin verildiğini kaydediyor.
Araştırmada ayrıca rüşvet ve usulsüzlük iddiaları da yer alıyor. Lighthouse Reports, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bir VFS çalışanının normal ücretin üzerinde ödeme karşılığında vize almasını garanti edebileceğini iddia ettiğini gösteren gizli kamera görüntülerine ulaştığını belirtiyor. Le Monde’un haberinde ise Hindistan’dan Senegal’e kadar bazı çalışanların randevu zamanlarını satarken yakalandığı, bazı Avrupa denetim raporlarında da VFS personelini içeren yolsuzluk sorunlarına değinildiği aktarılıyor. VFS ise şirketin büyüklüğü dikkate alındığında uygunsuz davranış vakalarının son derece nadir olduğunu savunuyor.
Bu tabloya kişisel verilerin korunmasıyla ilgili sorunlar da ekleniyor. Araştırma, VFS’in Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne (GDPR) uygun hareket etmediği iddia edilen çok sayıda vaka bulunduğunu ortaya koyuyor. Örneğin Lüksemburg’un 2022 tarihli bir değerlendirmesinde, başvuru sahiplerinin biyometrik verilerinin iyi korunmadığı belirtiliyor. Norveç’te bazı VFS merkezlerinin verileri yasal süre içinde silmediğini, İsveç’te ise personelin GDPR konusunda bilgi eksiklikleri olduğunu dile getiriliyor.
Devletler Neden Bu Modele Bağımlı Hâle Geldi?
Araştırmanın en önemli bulgularından biri, Avrupa ülkelerinin sorunların çoğundan haberdar olmasına rağmen VFS ve benzeri şirketlerden kolayca vazgeçememesi. Konsoloslukların yıllar içinde azaltılan personel kapasitesi, artan başvuru sayıları ve küresel hareketlilik talebinin artışı, bu özelleştirme modelini birçok ülke açısından fiilen vazgeçilmez hâle getiriyor. Le Monde’a konuşan Fransız senatör Rémi Féraud, vize hizmetlerini yeniden tamamen kamu bünyesine almanın mümkün olmadığını; bunun için yüzlerce, hatta binlerce ek kamu görevlisine ihtiyaç duyulacağını söylüyor. Bu bağımlılık, şirketin denetlenmesini zorlaştırıyor.
VFS, iddialara verdiği yanıtlarda finansal büyümesinin uygunsuz davranışlardan kaynaklandığı yönündeki her türlü iddianın yanlış olduğunu, katma değerli hizmetlerin hükümetlerle istişare edilerek onaylandığını ve başvuru sahiplerine bu hizmetlerin vize kararını etkilemediğinin bildirildiğini savunuyor. Şirket ayrıca yılda 10 binden fazla iç ve dış denetimden geçtiğini ve dünyanın en sıkı güvenlik ve uyum standartlarına tabi hükümetlerle çalıştığını belirtiyor.
Ancak araştırma, meselenin yalnızca VFS’in uygulamalarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Sorun daha yapısal: Aynı şirket hem temel hizmetin kalitesinden sorumlu olduğunda hem de bu temel hizmetin ücretli alternatiflerinden kâr elde ettiğinde, sistem kendi içinde çıkar çatışması üretiyor. University College London’dan siyaset bilimci Prof. Marc Esteve’nin Le Monde’a söylediği gibi, bir şirket temel hizmetin kalitesinden sorumluyken aynı zamanda o hizmetin “premium” alternatiflerinden kazanç sağlıyorsa, temel hizmete daha az yatırım yapma yönünde yapısal bir teşvik ortaya çıkıyor. (P)