Dosya: "Diaspora Politikaları" Azınlıkların Korunmasında Akraba Devletin Önemi

Diaspora Politikaları

Azınlık hakları, ülkelerin çeşitlilik konusundaki karnesinin en tepesinde yer alıyor. Azınlık haklarının korunmasında akraba devletin rolü ise sanıldığından daha büyük.

Gábor Kardos 1 Aralık 2014

Azınlık hakları, “çoğunluk” tarafından eşit olarak tanınıyor olmanın bir işaretidir. Azınlık haklarının korunduğu ülkelerde bu durum, azınlık gruba karşı eşitliği tesis etmek ve muhtemel ayrımcılıkları önlemek gibi tedbirlerin haricinde kendisini ayrıca din özgürlüğünün sağlanması olarak da gösterir. Azınlık haklarının korunmasında din özgürlüğünün özel bir pozisyonu vardır. Din özgürlüğünün sağlanması, aynı zamanda kimliğin de muhafazasını sağlamaktadır, çünkü dinî kimlik ile, etnik ve kültürel kimlik gibi diğer kimlikler arasında bariz kesişme noktaları bulunmaktadır.

Azınlıkların uluslararası alanda korunması iki temel alana yoğunlaşır; azınlıkların çoğunluk toplumuyla eşitliklerinin sağlanması ve kimliklerinin muhafaza edilmesi. Bu iki kavramdan her biri diğerinin ön koşuludur. Zira azınlıkların kimlikleri korunmadığı ve desteklenmediği takdirde gerçek eşitlikten bahsedemeyiz. Azınlığa mensup bir kişi, çoğunluğun sahip olduğu kültürel kurumların aynısına sahip olmadan nasıl eşit birey olarak adlandırılabilir? Öte yandan, eşitlik olmadan kimlik olmaz; zira eşitlik hakkınız ihlal edildiğinde kimliğinizi de koruyamazsınız.

Azınlık haklarının uluslararası düzenlemeler aracılığıyla korunmasında büyük anlamı olan üçüncü bir ilke daha vardır. Bu da insan haklarının uluslararası düzlemde korunmasının ayrılmaz bir parçası olması sebebiyle azınlık haklarının ülkeler arası “iş birliği” alanı içine girmesidir.

Azınlıklar, sahip oldukları hakları talep etmeseler bile içinde yaşadıkları devlet bu hakların teminini gerçekleştirmek için elinden gelenin en iyisini yapmalıdır. Uluslararası denetim mekanizması azınlıkların haklarının gerçekleştirilmesi esnasında doğabilecek sıkıntılara dair uyarılarda bulunur; bu esnada akraba devletin (İng. “kin state”) oynayacağı rol için de geniş bir alan vardır.

Azınlıkların hakları, önce azınlık bireyleri ve topluluğu tarafından, ardından içinde yaşadıkları devlet, uluslararası koruma mekanizmaları ve akraba devlet tarafından sağlanır. Devlet, mükemmel bir demokrasi olsa da –ki hiçbir devlet böyle değildir- kazananların her şeye sahip olduğu ve azınlık isteklerinin kale alınmadığı çoğunlukçu demokrasilerde azınlıkların hakları tehlikeye girebilir.

Peki azınlık haklarının korunmasında akraba devletin rolü neden önemlidir? Birçok akademisyen, bu soruyu güvenlik perspektifinden algılamakta ve bu tarz bir rolün tehlikeleri ile devletlerarası ilişkilerdeki istikrar açısından kötü sonuçlarını araştırmaktadır. Fakat eğer azınlıklar hakkında ulusal kostümler giyip halk şarkıları söyleyen ve folklor dansları sergileyen bir gruptan ziyade azınlık haklarının korunmasıyla ilgili gerçek tasavvurlarımız varsa, bu konuya dair daha temkinli bir bakış açısının geliştirilmesi gerektiği açıktır. Akraba devletin, kendi akraba topluluklarına yönelik üstlenebileceği hangi rolü meşrudur ve ev sahibi toplumların kendi güvenliklerine zarar olarak algılamayacağı şekildedir?

Akraba devlet, kendi azınlığı için dört eylem türü ortaya koyabilir: Uluslararası organ ve mekanizmalar bağlamında aksiyonlar, ev sahibi devletle (İng. “home state”) iş birliği çerçevesinde aksiyonlar, diğer devletlerle karşılıklı girişimler ve kendi akraba topluluğuyla olan ilişkisine dair ilgili iç mevzuat.

Birinci seçenek düşünüldüğünde uluslararası kuruluşlar, bilhassa akraba devlet önceden tesis edilmiş kurumsal süreçlerin içinde yer alıyorsa, dış politika hedeflerini gerçekleştirmede meşru araçlar olarak görülürler. İçinde azınlık haklarını da barındıran insan hakları, iç hukukun bir parçası olarak görülmezler, bu da akraba devletlerin kendi diasporalarını korumak adına uluslararası organ ve mekanizmaları devreye sokmasını kolaylaştırır. Nitekim uluslararası organ ve mekanizmaları kendi diasporalarını korumak amacıyla kullanmaları yaygınlaşmadan önce de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bağlı devletlerarası şikayet prosedürü, “başvuran devletin özel bağının olduğu kişilerin” (yani akraba topluluklar ve diaspora mensuplarının) haklarını korumak için kullanılıyordu. Hatta Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’nde, akraba devletlerin doğrudan veya dolaylı olarak kendi akraba topluluklarıyla ilgili girişimlerde bulunduklarına dair pek çok vaka bulunmaktadır. Örneğin Kıbrıs tarafından Birleşik Krallık’a karşı yapılan şikayet, Yunan asıllı Kıbrıslılara karşı kötü muameleyle ilgili olmuştur.[1] Avusturya, Güney Tirollü 6 kişinin haklarını korumak amacıyla İtalya’ya bir şikayet prosedürü başlatmıştır.[2] Yine İrlanda’nın Birleşik Krallık’a yönelik şikayeti, Kuzey İrlanda’da yaşayan Roma Katolikleri ile alakalı olmuştur.[3]

Akraba devletin ve ev sahibi devletlerin ortak aksiyonları, ortak bildirgelerden iki taraflı anlaşmalara ve bunlara dayanan somut adımlara kadar uzanabilir. Şayet devletler, ortak iradeyle hareket ederlerse bunun sorgulanması çok zordur; zira devletlerin iradesi uluslararası hukukun da temelini oluşturmaktadır. Akraba devletle ev sahibi devlet arasındaki özel anlaşmaların avantajları noktasında Venedik Komisyonu’ndan[4] alıntı yapmakta fayda var: “Akraba devlet ve ev sahibi devlet arasındaki gerginlikleri (iktidardakilerin azınlıkları güvenilmez olarak gördüğü ve azınlıkların, ev sahibi devletlerin, kendi kimliklerine saygı duymayacağından korktukları zaman hızla tırmanan gerginlikler) azaltmak adına iki taraflı anlaşmaların sahip olduğu güç ortadadır. Çok taraflı anlaşmalar, meselelere dolaylı yaklaşımlar ortaya koyarken, ikili anlaşmalar hassas konular hakkında daha doğru taahhütler üretilmesini mümkün kılabilirler. Bunun da ötesinde ikili anlaşmalar, ulusal azınlıkların tarihsel, siyasal ya da toplumsal alanlardaki özgün karakterlerinin ve belli ihtiyaçlarının dikkate alınmasına imkân tanırlar.”

Dış politikasının bir parçası olarak akraba devlet, aynı zamanda kendi akraba azınlığı açısından önemli gelişmeleri hayata geçirebilmek ve çok taraflı normların ihdas edilmesini sağlamak için üçüncü bir devletin yardımını da isteyebilir.

Akraba devletin ve ev sahibi ülkenin azınlıklara yönelik uluslararası siyasi adımları ve tek taraflı girişimler anayasal hükümler ya da siyasi beyanlara dayanır. Hükûmetler politika çizgilerini değiştirebilirler, fakat yurt dışındaki akraba azınlıklar en azından bu açıdan süreklilik gerektiren sabit etkenler olarak mevcudiyetlerini sürdürürler.

Bu süreklilik, Fransa’da bile bazı siyasi yaklaşımlara yansımıştır. Mesela Kasım 1995’te Fransa Dışişleri Bakanı mecliste şöyle konuşmuştur: “Nesiller boyu Quebec’in[5] kaderini önemsedik. Quebec’le kurduğumuz bu sıcak bağları korumaya ve geliştirmeye devam ediyoruz.”

Akraba devletin yasal düzenlemelerinde kaçınması gereken bir diğer husus da sınır ötesi etkilerdir. Bir devlet yabancı vatandaşlarını ilgilendiren tek taraflı bir yasayı ancak bu yasanın etkileri o devletin ulusal sınırları içerisinde kalıyorsa yürürlüğe koyabilir. Bir devletin herhangi bir müdahalesinden diğer devletlerin razı olabileceğini varsayan bir uluslararası hukuk geleneği mevcut olmamasına rağmen, yasaların etki alanı yurt dışındaki yabancı vatandaşları da kapsıyorsa söz konusu devlet herhangi bir yasal değişikliğe gitmeden önce ilgili devletlerin onayını net bir şekilde almalıdır.[6] Venedik Komisyonu bu tarz yasal düzenlemelerin uzun süre devam eden ve başarısızlıkla sonuçlanan görüşmeler sonrasında bile tek taraflı alınamayacağı konusunda oldukça kesin bir dil kullanmaktadır. Akraba devletin iç hukukunu ilgilendiren yasal düzenlemeler sınır ötesi etkiler içerse bile, söz konusu düzenlemelerin uygun bir şekilde tatbik edilebilmesi doğrudan ev sahibi ülke ile yürütülecek iş birliği ile mümkün olabilir.

Peki akraba devletin hayata geçirmeyi düşündüğü ülke içi yasal düzenlemeler sınır ötesi etkiler içeriyorsa ya da ayrımcı bir yapıya sahipse bu durumdan kim şikâyetçi olabilir? Cevap, hem yasanın etkilerinin hissedileceği ve vatandaşlarının bundan etkileneceği ev sahibi devlet, yani azınlıkların vatanı, hem de insan ve azınlık haklarını savunan uluslararası örgütlerdir. Akraba devlet sınır ötesi etkiler içeren herhangi bir yasal düzenleme yapmadan önce ev sahibi devletin onayını almak suretiyle iyi niyetle hareket ederken, ev sahibi devlet de karşı tarafın yapacağı herhangi bir düzenlemeyi eleştirirken aynı iyi niyetle hareket etmelidir. Devletler birbirlerinin beklentilerine zarar vermemelidirler.

Bu bağlamda eğer bir devlet, herhangi bir akraba devletin daha önce yürürlüğe koyduğu yasaları eleştirmiyorsa, sınırları içerisinde benzer bir azınlığı barındıran bir başka devletin yürürlüğe koyduğu ülke içi yasaları da eleştirmemelidir.[7] Ülke sınırları içerisinde birbirlerinin vatandaşlarını azınlık olarak barındıran iki ev sahibi devletin benzer ülke içi yasalara sahip olmaları durumunda bu devletlerden birinin diğerinin yasalarını eleştirme ihtimali de bulunmamaktadır.[8]

Etnik çatışmaların yıkıcı potansiyeli vardır.

ABD Başkanı Woodrow Wilson’un Mayıs 1919’da Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki barış konferansında söylediği gibi, “Hiçbir şeyin dünya barışını, belli koşullarda azınlıklara yapılan muameleden daha fazla bozma ihtimali yoktur.” Bu nedenle azınlıkların geleceği ve haklarının ciddi kaygılar olmasının yanında akraba devletlerin rolünün güvenlik açısından ele alınması yaklaşımının haklı gerekçesini sorgulayamayız, özellikle de Kırım ve Doğu Ukrayna, son zamanlarda Rus silahlı eylemlerinin gölgesinde bulunuyorken…

Ancak kendi akraba azınlıklarının kimliklerinin sürdürülmesine katkıda bulunma noktasında Türkiye veya Macaristan gibi bazı akraba devletlerin gösterdiği barışçıl çabalarla Rus tutumu arasında net bir ayrım yapmak gerekir. Genel anlamda, şayet kendimizi lafla tatmin etmek istemiyor da azınlık haklarının korunmasını istiyorsak güvenlik kaygıları ve azınlık haklarının korunması arasında keyfî belirlenen çizgilerin olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.

[1] Başvuru 175/56, 299/57.
[2] Başvuru 788/66. Avusturya 1946 tarihli Avusturya-İtalya anlaşmasıyla Güney Tirol’de Almanca konuşanların koruyucusu (Alm. “Schutzmacht”) olarak görevlendirilmiştir. Bu sayede Avusturya “akraba devlet” olarak bir prosedürü başlatma meşruiyetini elde etmiştir.
[3] Başvuru 5310/71, 5451/72.
[4] Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin anayasa danışma organıdır.
[5] Quebec, Kanada’da Fransızca konuşan bir ulus olarak tanınan halkın ve eyaletin ismi.
[6] Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu)
[7] Örneğin Romanya, hem Slovak, hem de Macar azınlıklara sahip olmasına rağmen sadece Macaristan’ı eleştirmekte, Slovakya’yı eleştirmemektedir.
[8] Slovakya ve Macaristan karşılıklı olarak azınlıklara sahiptir. Slovakya, daha önce kendisinin de benzer bir yasal düzenleme yapmasına rağmen Macaristan’ın Slovakya’daki azınlıklarına dair oluşturduğu anlaşmayı çok sert bir şekilde eleştirmiştir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar