Postmodern Darbe “28 Şubat Türkiye’de Toplumun Sosyal Dokusuna Kastetti”

28 Şubat, Türkiye’de “irticayla savaş” bahanesi altında toplumsal nefretin körüklendiği, ordunun seçilmiş hükûmeti gayrimeşru bir şekilde “devirdiği” sürecin adı. Süreç, ismini 28 Şubat 1997’de düzenlenen Millî Güvenlik Kurulu’ndan alsa da aslında medya propogandasıyla çok daha öncesinde başladı, toplumsal ve siyasal etkileri ise hâlâ devam ediyor. Yakın tarihin “postmodern” darbesi 28 Şubat’ı, Mazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ile konuştuk.

1 Şubat 2014

28 Şubat sürecinde hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik en bariz uygulamalar sizce nelerdi?

28 Şubat, toplumda İslami hassasiyetleri ile öne çıkan kesimleri vurdu. Dolayısıyla bu durumdan herkes bir şekilde etkilendi; kimileri meslekten men edildi, kimileri ağır cezalık ithamlarla cezaevine atıldı, kimileri ise başörtüleri sebebiyle üniversitelerden atıldı. O dönemde iş adamı olan yaptığı ticareti, memur mesleğini, öğrenci okulunu bırakmak zorunda kaldı.

Sürecin topluma en büyük zararı sizce ne oldu?

28 Şubat büyük bir operasyondu. Ordunun, devletin halkı koruması maksadıyla ona verdiği silahı, sırtına geçirdiği üniformayı kullanarak bütün toplumu bir silindir gibi ezmesi, bir kalıba sokması teşebbüsüydü. Bürokrasideki bakanlar, genel müdürler eliyle bu işin operasyonel kısmını yaptılar. Fakat bunun ötesinde kamuoyunun bu işe hazırlanması ve 28 Şubatçıların yöneldiği toplumsal kesimlerin düşmanlaştırılması için televizyon ve gazete yayınlarıyla ciddi bir algı yönetimi yapıldı. Ayrıca sendika ve dernek gibi büyük kurumların doğrudan darbeyi destekleyen açıklamalar yapmalarıyla –ki bu Türkiye için yüz karası bir durumdur- toplumsal kesimler arasında düşmanlık üretildi. O düşmanlık üzerine yargısal ya da idari operasyonlar yapıldı. Bu yüzden 28 Şubat, toplumun bütün sosyal dokusuna kastetmiş, toplumsal barışı zedeleyen çok çirkin ve kirli bir operasyondur.

Sizce Türkiye’de 28 Şubat’ın ardından ne tarz gelişmeler oldu? Hakkında, “Etkisi 1000 yıl sürecek” denilen bu postmodern darbeyi hazırlayan ortam ve imkânlar tamamen ortadan kaldırıldı mı?

Biliyorsunuz özellikle üniversitelerdeki başörtülü öğrenciler ikna odalarıyla rektörlerin, dekanların psikolojik baskısına maruz kalarak İslami kıyafetlerinden döndürülmeye çalışıldı. Fakat bunlar geride kaldı, toplum siyasi olarak 28 Şubat’la hesaplaştı. Fakat 28 Şubat döneminde yargılanmış olan insanların mağduriyetleri hukuken devam ediyor. Cezaevinde olan, müebbet hapis yatan ya da bu aralar cezaları Yargıtay’da onanan birçok 28 Şubat mağduru var. Toplumun siyaseten hesaplaştığı, bir anlamda da artık unutmaya çalıştığı o sürecin asıl mağdurlarının hukuk alanındaki mağduriyetleri devam ediyor. O nedenle bence yapılacak iş hükümetin, 28 Şubat döneminde emir komuta altında çalışan yargı kurumlarının verdiği mahkûmiyet kararlarını yok hükmünde sayacak bir yasama faaliyetinde bulunmasıdır. O zamanlar Genelkurmay Karargahı’nda talimatla yapılmış yargılamaların mağduru olan insanların mağduriyetlerinin giderilmesi için geç bile kalındı.

Bunun dışında ben 28 Şubat’ı hazırlayan ortam ve imkânların tamamen ortadan kaldırılmış olduğunu temenni ediyorum. Şunu da söylemek lazım: 28 Şubat’ın bayraklaştığı, zulmünü en fazla hissettirdiği alan olan başörtüsü meselesini ele alalım. Geçtiğimiz günlerde kadın milletvekillerinin başlarını örterek meclise girdiklerine şahit olduk. Kamuoyunda başörtüsüne en fazla itiraz eden parti bu duruma açıkça muhalefet etmedi. Bu, toplumun artık bu konuda normalleşmeye başladığını gösteriyor. Bunun yanında askerin müdahalesi ile siyasetin şekillenmesi konusunda da ben toplumda önemli bir duyarlılığın geliştiğini düşünüyorum. O yüzden bugünkü toplumsal bilinç düzeyini dikkate alarak, çok büyük altüst oluşlar olmadığı taktirde askerin bir daha bu türden bir iş yapabileceği ihtimalinin uzak olduğunu söyleyebiliriz.

Süreç hem esnasında, hem de sonrasında hep siyasi mensubiyetler açısından tartışıldı. 28 Şubat’ın etkilerine dair tarafsız, akademik bir çalışma var mı?

Doğrusu böyle bir çalışma var mı bilmiyorum. Ama bence de 28 Şubatçıların basın ve sivil toplum üzerinden toplumun bütün DNA’sını tahrip eden, toplumsal kesimleri birbirleriyle düşmanlaştıran bu operasyonlarının nasıl etkiler bıraktığına ilişkin sosyolojik bir analize ihtiyaç var. Dediğim gibi, vatandaş sandığa gittiğinde 28 Şubat zihniyetiyle siyaseten hesaplaştı. Meselenin sosyolojik kalıntıları, bir de hâlen devam etmekte olan hukuki problemlerin hâlli kaldı. Onlar yapılırsa 28 Şubat önemli ölçüde bertaraf edilecek.

İnsanlara 28 Şubat sürecinde gasbedilen hakları ve işlenen suçları herhangi bir çekmeceye koyulmadan anlatabilmek mümkün mü sizce?

Süreçten etkilenenlerin kişisel hikayeleri çok önemli şüphesiz ki. Nihayetinde siyasete kayıt dışı bir güç tarafından, meşruiyet ayaklar altına alınarak bir müdahale oldu. Bu müdahalenin asıl mağduru hükümettir. Ama hükümete yöneltilen bu hareket, doğal olarak hükümeti destekleyen ya da desteklediği düşünülen sosyal kesimlerin üzerinde de hak ihlalleri oluşturdu. Bence darbeyi, yani milletin yetkisiyle hükümet etme erkini kullanan, bu yetkiyi milletten alan bir siyasal partiye yönelmiş olan bu teşebbüsü doğrudan mahkûm etmek, bunun ahlaksızlık olduğunu söylemek lazım. Çünkü bu ahlaksızlık diğer ferdî mağduriyetleri doğurdu. Askerin, yetkisini gasbederek hükümete yönelmesi söz konusu olmasaydı, bu mağduriyetler yaşanmayacaktı. Dolayısıyla burada hukuksuzluğun ve gayrimeşruluğun temeli askerin yetki gasbıyla hükümeti devirmesidir. O yüzden bence işin kaynağına yönelerek bu konuda toplumsal duyarlılığın artmasına çalışmak lazım ki bir daha bu türden kayıt dışı siyaset yapılmasın.

28 Şubat sanıklarının yargılandığı davada tahliyelerin olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir facia. Bunun makul izahını yapmakta gerçekten güçlük çekiyorum. Bir kere şöyle bir durum var: Askeriyede herhangi bir idari hiyerarşinin oluşturulması kanunlar, yönetmeliklerle mümkündür. Siz kanunların ve yönetmeliklerin size vermediği bir yetki ve hiyerarşi kurarsanız bunun adına cunta denir. O dönemde Batı Çalışma Grubu (BÇG) adlı bir cunta yapılanması var ve bu cunta yapılanması gerek basın yoluyla kamuoyu oluşturmak için, gerekse de bürokraside askerliğin verdiği güçle birtakım bürokratik infazlar yapmak için faaliyet gösteriyor. O zamanki İçişleri Bakanı Meral Akşener bu gayrimeşru hiyerarşik yapılanmayı ordunun başkomutanı sıfatıyla Süleyman Demirel’e bildirmiş olmasına rağmen Demirel’in müdahale etmediğini görüyoruz. Dolayısıyla aslında 28 Şubatçıların yargılanmasında eksik olan bence Süleyman Demirel’in sanık sandalyesinde oturmamış olmasıydı. Çünkü orduda bir gayrimeşru yapılanma oluyor ve siz bundan haberdar ediliyorsunuz. Ama size bu konu bildirilmiş olmasına rağmen siz bunun üzerine gitmeyerek işbirliği yapıyor ve siyaseti bu gayrimeşru yapılanma üzerinden şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Fakat gördük ki mahkemede BÇG bir suç yapılanması gibi kabul edilmedi. Siz BÇG’yi bir suç yapılanması olarak kabul etmezseniz, ortada bir darbe de, cunta da olmaz; nihayetinde mahkemede yine 28 Şubat ahlaksızlığı meşrulaştırılmış olur. Bugün itibariyle mahkemenin gidişatı maalesef 28 Şubat’ın meşru müdahale gibi algılanmasına dönük bir çalışmaya dönüştü. Tabii ki şu an yargılamalar sona ermedi, tamamıyla umutsuzluk ifade eden bir şey söylemek acelecilik olabilir. Ama mahkemenin gidişatı hiç doğru değil.

28 Şubat davasında sadece sanık savunmalarının alınması, mağdurların dinlenilmemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dediğim gibi davanın asıl mağduru hükümet. Başörtüsünden dolayı okula gidemeyen, İmam Hatip’e gittiği için kat sayı engeliyle karşılaşan insanlar bu darbenin tali mağdurları. Darbenin asıl mağduru olan, halk oyuyla seçilmiş ve meclisten güven oyu almış meşru bir hükümet, gayrimeşru yollarla düşürüldü, istifaya zorlandı. Tali mağdurlar elbette dinlenilmeli, ama asli mağdur, rahmetli Necmettin Erbakan ve koalisyon ortakları. Bu nedenle davayı bir darbe davası olarak kurgulamak lazım.

Özellikle siyasal iktidar için, “O zamanın mazlumları, bugünün zalimleri oldular.” eleştirisi dile getirilebiliyor. O zamanlar hakları gasbedilenler, şu anda Türkiye’de toplumun diğer kesimlerinde haksızlığa maruz kalan insanların yanında yer alıyorlar mı?

Siyasal iktidarlar yaptıklarının takdir edilmesini isterler; fakat eleştiriyi de göze almalıdırlar. Bu bağlamda evet, haklar konusunda hâlâ atılması gereken adımlar var. Bu bir eleştiriyse elbette bu eleştiriyi yetki sahiplerine yönlendireceğiz. Örneğin gündemimizin bir parçası olan başörtüsü, sadece üç meslek grubu dışında serbest hâle getirildi. Ordu, polis ve yargıda hâlâ bir serbestlik söz konusu değil; bu bir nakısa. Kürt meselesinde birçok konu var, fakat temel haklar içinde yer aldığı için anadil konusu var. İlk bakışta halledilmeyen meseleler arasında bunlar yer alıyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar