Irkçılıkla Mücadele Güney Afrika’da Müslümanlar ve Apartheid Karşıtı Mücadele

Apartheid, Güney Afrika’da “beyaz”ların “siyah”lara karşı resmî olarak üstün tutulduğu bir rejimin, dahası 50 yıldan fazla süren sancılı bir sürecin ismi. Bu süreç, Güney Afrika’da ırkçılığın hüsnütabirlerle güzel gösterilmeye çalışıldığı, beyazların diğer bütün ırk ve etnik unsurlardan daha üstün olduklarının kabul edildiği, onbinlerce insanın öldürülüp, yüzbinlerce ırkçılık/Apartheid karşıtının senelerce hapishanelerde kaldığı bir utanç dönemi. Apartheid rejimine karşı Güney Afrika halkının verdiği mücadelede Müslümanların katkısı ise büyük.

1 Şubat 2014

Farklı ırk, din, etnik ve sınıf geçmişleri olan insanlar Güney Afrika’nın özgürleştirilmesine katkıda bulundular. Müslümanlar da, Güney Afrika’nın nüfusunun %2’sini oluşturmalarına rağmen Apartheid rejimiyle mücadelede önemli bir role sahip oldular. Apartheid sonrası dönemde dünyadaki en özgürlükçü anayasalardan biri olarak düşünülen Güney Afrika Anayasası’nın şekillenmesine yardım ettiler ve Afrika Ulusal Konseyi Hükümeti bünyesinde kilit roller oynadılar.

Mohandas K. Gandhi, 1893-1914 yılları arasında Güney Afrika’da yaşadı ve azınlık olan beyaz ırkın saltanatıyla mücadele eden en ünlü kişilerden biriydi. Gandhi, Güney Afrika’ya Müslüman tüccarlar tarafından getirilmişti; bazı önemli siyasi destekçileri ve bağışçıları aslında A. M. Cachalia, O. H. A. Jhaveri ve Dawud Mohamed gibi Müslüman tüccarlardır. 1940 yılına kadar, Hintliler ve Güney Afrika’daki Müslümanların ekseriyetini oluşturan “Renkliler” (Malezyalı Müslümanların çağrılma şekli) politik mücadelelerini Afrika nüfusunun çoğunluğundan ayrı olarak yürüttüler. Bu durum, Müslümanların mücadelelerine Dr. Yusuf Dadoo ve Ahmed Kathrada’ya sempati duyan gençlerin önderlik etmesiyle değişti. Bundan sonra Müslümanlar stratejik bir karar alarak mücadelelerini Apartheid rejimine karşı düzenlenen geniş bir mücadelenin parçası hâline getirdiler.

Güney Afrika’da doğan Yusuf Dadoo (1909-1983), Aligarh ve Edinburgh’da eğitim görerek tıp doktoru oldu. Güney Afrika Hint Konseyi’nin ve aynı zamanda Güney Afrika Komünist Partisi’nin Genel Başkanıydı, Afrika Ulusal Konseyi ile yakın çalışmaları olmuştu. 1952’deki İsyan Kampanyası’nın (Defiance Campaign) lideri, 1956’dan 1961’e kadar süren İhanet Davası’nın ise sanığıydı ve 1955 yılında geleneksel Afrika Isitwalandwe nişanının 3 kazananından biriydi; nişanın diğer sahipleri Rahip Trevor Huddlestone ve Nobel Ödülü sahibi Şef Albert Luthuli olmuştur. Bu ödül Dadoo’nun insanların ten renklerine göre ayrılmalarına karşı mücadelesi sonunda Güney Afrikalılar nezdinde edindiği itibarın göstergesidir. 2009 yılında, Dadoo’nun yüzüncü doğum günü kutlamasında, Nelson Mandela onu, “Ülkemizin özgürlük mücadelesinin devidir.” şeklinde anmıştır.

Ahmed Kathrada, Schweizer-Reneke’nin küçük, kırsal bir kasabasında 1929 yılında doğdu. 1946 yılında, on yedi yaşında iken, yerleşim ayrımcılığına karşı yürütülen pasif direniş kampanyasına katıldı ve bu yüzden mahkûm edildi. Kathrada, İhanet Davası’nın 156 sanığından bir tanesiydi. 1951 yılında Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu’nun ve Uluslararası Öğrenci Birliği’nin düzenlediği bir festivale katılmak için gizlice Doğu Berlin’e gitmişti. 1963 yılında Nelson Mandela, Walter Sisulu, Govan Mbeki ve diğerleri ile beraber Rivonya’da tutuklandı. Yaklaşık 27 yıl Robben Adası’nda tutuklu kaldı. Kathrada, Apartheid rejimi karşıtı mücadelenin ikonik bir figürüdür ve Nelson Mandela’nın Aralık 2013’teki cenazesinde konuşma yapanlar arasındadır.

İmam Abdul Haron, hapishanede öldürülen en az üç Müslüman’dan bir tanesidir; diğerleri ise Ahmed Timol ve Babla Saloojee’dir. İmam Haron 1924 yılında, Cape Town’da doğdu.

Mekke’de Şeyh Abdurrahman al-Alawi al-Maliki’den eğitim gördü ve Claremont Camisi’nde çalıştı. Fakirlerle ilgilendi ve birçok sosyal kalkınma çalışması yürüttü. İçinde taşıdığı bu motivasyon onu, sosyal bozukluklara neden olduğunu düşündüğü Apartheid rejimine karşı hâle getirdi. Farklı dinî ve politik inançları olan insanlarla Apartheid rejimine karşı çalıştı. Büyük bir taraftar kitlesi topladıktan sonra, rejimin dikkatini çekti ve yaptığı faaliyetler engellendi. Rejim, nihayetinde 28 Mayıs 1969 tarihinde onu tutukladı. 123 günlük hücre hapsine çarptırıldı ve 27 Eylül 1969 tarihinde hücresinde polis işkencesinin kurbanı olarak ölü bulundu.

Apartheid rejimi karşıtı mücadelede Müslümanların katılımının önemli özelliklerinden birisi de rejime karşı açıkça mücadele etmiş, yasaklanmış ve çabalarından ötürü hapse girmiş çok sayıda kadının bulunmasıdır. Örneğin Dadoo ve Kathrada gibi insanlarla birlikte 1950’li yıllarda ön cephede yer alan Fatima Seedat, Winnie Mandela’nın yakın arkadaşı sosyolog Fatima Meer, Güney Afrika’da en uzun süre politik tutuklu olarak kalan Amina Desai, Ghadja Christopher, Amina Cachalia, Zainab Asvat, olağanüstü bir gazeteci olan Zubeida Jaffer, 1956 yılındaki İhanet Davası’nın tek Müslüman kadın sanığı Amina Dawood, Johannesburg’da kendisine atfedilmiş bir hastane olan Rahima Moosa, evinde Mandela ve diğer aktivistler tarafından düzenli olarak akşam yemeği yenilen Amina Pahad, kendisi de hapse girmiş, kocası Robben Adası’na gönderilmiş Nina Hassim ve daha niceleri… Diğer Müslüman toplumlarda, Müslüman kadınlar genelde toplumun çok da içinde bulunmazken, Güney Afrika’da Apartheid karşıtı aktivistlerin çok önemli bir kısmı kadınlardan oluşuyordu.

Yeni nesil Müslüman Güney Afrikalıların Apartheid sonrası dönemde de topluma önemli destekleri olmuştur. Enver Surtee, Naledi Pandor, Fatima Chohan ve İsmail Vadi gibi politikacılar, Anayasa Mahkemesi Hâkimi Zac Yakoob, tıbbi alanda çalışmalar yapan Salim Abdul Karrim ve Hoosen “Jerry” Coovadia, yükseköğretim kurumlarında yöneticilik yapan Ahmed Bawa, Adam Habib ve Saleem Badat, Aids aktivisti Zaki Achmat, toplumun refah seviyesini yükseltmek için çalışmalar yapan Dr. İmtiaz Sooliman, medyadaki şahsiyetlerden Ferial Haffejee ve Ayesha Kajee, kriket oyuncusu Hashim Amla gibi Müslüman şahsiyetler Apartheid rejimi sonrasındaki süreçte önemli katkılarda bulunmuş, birleştirici roller üstlenmişlerdir.

Güney Afrika’da birçok Müslümanın Apartheid rejimiyle seneler süren mücadelesine rağmen Müslümanların geçtiğimiz on yılda daha çok içlerine kapandıkları, kendi gruplarının sınırlarına hapsoldukları ve ülkenin sorunlarıyla uğraşan sivil organizasyonlardan uzaklaştıkları düşünülmektedir. Bu “kendi içine kapanma”nın bir sonucu olarak küçük gruplardaki Müslümanların marjinalleşebilecekleri ileri sürülmektedir.

Fakat İslam, Müslümanlara sadece birbirlerine bağlı kaldıkları bir cemaat inşa etmeyi değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olarak da var olabilmeyi öğretir. Nitekim geçtiğimiz senelerde vefat eden Apartheid rejimi karşıtı aktivist İmam Gasson Solomon, 1985 yılında bir konuşmasında şöyle demiştir: “Müslümanlar, özgürlük için yapılan ulusal mücadelenin bir parçası olmalılar. Bu mücadelenin yürütülmesindeki en ağır sorumluluk payı Müslümanlardan başka herhangi bir kimseye ait değildir.” Dünyanın diğer yerlerindeki Müslüman azınlıklarla karşılaştırıldığında Güney Afrika Müslümanları İslam’ın pratiklerini uygulamakta özgürlerdir. Fakat bunun gelecekte de devam edebilmesi için, toplumun büyük kesimiyle beraber hareket etmeleri gerekir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar