Seleka ve Antibalaka Orta Afrika Büyük Bir Krizin İçinde: “Anarşinin Tam Ortasındayız!”

Orta Afrika yanıyor. Ülke, onlarca yıllık siyasi istikrarsızlığın ardından şimdi de “din savaşları” maskesinin arkasına saklanmış derin siyasi sorunlarla mücadele ediyor. Abdoulaye Ouasselegue, Müslüman ya da Hristiyan tüm sivillerin çatışmalar çıkana kadar barış içerisinde yaşadığı ülkede artık insanların vahşice katledildiğini belirtiyor.

Abdoulaye Ouasselegue 1 Şubat 2014

Afrika’nın kalbinde, yani tam ortasında bulunan Orta Afrika Cumhuriyeti, Fransa sömürüsünün ardından 13 Ağustos 1960 tarihinde özgürlüğüne kavuştu. Fakat maden ve ormanların yanında hidrolik zenginliklerle dolu olan ülke, istiklalden önce başlayıp bugüne kadar devam eden üzücü hadiselerle de sürekli karşı karşıya geldi.

Önce Cumhurbaşkanı Barthélemy Boganda 29 Mart 1959’da bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Orta Afrika Cumhuriyeti, genç subay Jean Bedél Bokassa’yı başa getiren ilk darbesini bağımsızlığına henüz yeni kavuştuğu yıllarda, Ocak 1966’da yaşadı. Kendisini 1976’da imparator ilan eden bu şahıs, sosyal ve ekonomik dokunun imhasına yol açtı. Bokassa’nın bariz diktatörlüğü eski sömürge gücünün ülkeye yeniden girmesine sebep oldu ve Bokassa 1979’da sömürgeci güçler tarafından koltuğundan indirildi. Fransa’nın desteklediği darbe, 1966’da indirilen David Dacko’yu tekrar başa getirdi. Fakat darbeler Orta Afrika Cumhuriyeti’nin yakasını bırakmadı: General André Kolingba, zamanın Silahlı Kuvvetler Başkanı, 22 Eylül 1981 tarihinde Cumhurbaşkanı David Daçko’yu bir darbeyle görevinden tekrar indirdi.

Fakat en son darbe esnasında Orta Afrikalıların uyum içinde yaşadığını ve on yıl boyunca barış ve istikrarın sağlandığını söylemek gerekir. 1990’lı yıllarda çok partili hayat ve demokrasiye geçişte tekrar parçalanmalar yaşanmış olsa da General André Kolingba, 1993’te özgür ve şeffaf seçimlerden sonra, darbeyle elde ettiği koltuğunu hiç direnmeden teslim etti.

Ange Félix Patasse demokratik şekilde Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, barış ve istikrarı sağlayamadı ve ülkede ayaklanmalar ve askerî darbe girişimleri yaşandı. Cumhurbaşkanı hakimiyetini kurtarmak için Çad, Libya ve Kongo’daki Jean-Pierre Bemba’nın isyancıları ile yabancı güçlerden yardım aldı. Fakat Silahlı Kuvvetler’in eski başkanı tarafından yürütülen ayaklanma sonucu istikrarını, daha da önemlisi halkın desteğini kaybetti. 15 Mart 2003 tarihinde Bozize, Patasse’yi devirmeyi başardı. Üst subay kademesinde olmasına rağmen, Bozize halkın farklı kesimlerinin isteklerini yerine getiremedi. Ülkenin kuzey ve kuzey-doğu bölgeleri çeşitli isyancı gruplar tarafından ele geçirildi.

François Bozize ve Çadlı destekçilerinin yolu anlaşmazlıklar sonunda ayrıldı ve ülkede “Seleka” adı altında karışık isyancı hareketlerin koalisyonu kuruldu. Seleka çoğunlukla Müslüman ismi taşıyan insanlardan oluşsa da bu insanların Müslümanlık namına herhangi bir vasıfları yoktu; haşhaş, uyuşturucu ve alkol bağımlısı, hırsız, yağmacı, soyguncu, katil, namazları gözetmeyen, kısacası dinin temel esaslarına uymayan yapıda insanlar çoğunluktaydı.

Seleka ve Antibalaka oluşumları

Selaka, ülke çapında çok kanlar akıtarak Cumhurbaşkanı François Bozize’yi devirdi. Bu şekilde 24 Mart 2013 tarihinde, Orta Afrika tarihinde ilk kez, Müslümanlar arasından bir insan devlet yönetimine geldi. Bu galibiyet Müslümanlar için kısa zamanda başarısızlığa dönüştü, çünkü Selekalar sorgusuz idam, yağma, hırsızlık ve soygun gibi eylemlerle acımasızlıklarını tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştirmeye başladılar. Şu anda da ülkenin tüm idari müesseseleri yağmalanıyor ya da yakılıp yıkılıyor. Bu satırların sahibi ben, Müslüman bir yurttaş olarak Selekaların soygunlarından mağdurum; yani Selekaların saldırıları sadece gayrimüslimlere yönelik değil. Çalınmış malların çoğu ya Çad ile Sudan’a götürülmekte ya da Çad’a sadık kişilere verilmektedir. Selekaların gücü ele geçirdikleri 24 Mart’tan bugüne kadar ülkede yaşayan herkesi korku sardı. Çok Uluslu Orta Afrika Kuvveti (FOMAC-Central African Multinational Force)’nin müdahalesi ise katliamları durdurmaya yetmedi.

Orta Afrika’nın kuzeyinde, köylük bölgede bulunan Bossangoa ve Bouca adlı iki şehirde, Müslüman siviller boğazlanarak, yakılarak ve vücutları parçalara ayrılarak öldürülüyorlar. Ayrıca katliamların eski rejim tarafından da desteklendiğine dair kuvvetli şüpheler var, çünkü gün geçtikçe daha fazla Müslüman sivil hedef alınıyor.

5 Aralık 2013’te Antibalaka, Cumhurbaş-kanlığı’na karşı şiddetli bir saldırı düzenledi. Bu aynı zamanda soykırıma dönüşen katliamın da başlangıcı oldu. Ülkenin %15’lik nüfusuna sahip olan Müslümanlar, taraftar ya da değil ayırt edilmeksizin hedef alındılar. Ülkede şu an silahlı kuvvetler dışında diğer dinî gruplar da karşıt din mensuplarını öldürerek tepki vermeye başladılar. Selekaların eylemlerinin ardından Hristiyan gruplar da intikam sebebiyle vahşice saldırılar gerçekleştiriyorlar.

Olayların şiddeti ve FOMAC’ın acizliğinin ardından harekete geçen Fransa, Sangaris Operasyonu’nu başlatarak ülkeye asker gönderdi. Fransız askerlerinin Selekaları silahsızlandırmalarının ardından Selekalar ve aileleri intikam isteyen diğer kesimlerin insafına bırakıldı. Fransız askerlerinin gözü önünde bile Müslüman sivillerin kafası koparıldı, vücutları küçük parçalara ayrıldı. Bu sebepten Müslüman toplum Fransız askerlerini taraf tutmakla suçluyor.

9 Aralık 2013’te Bangui Uluslararası Havaalanı yakınında çıkan bir çatışmada Fransa iki askerini kaybetti. FOMAC’ın Çad kolu da gayrimüslimler tarafından Selekaları desteklemekle suçlanıyor. Bu kargaşa içinde ülkeye Afrika Birliği tarafından Afrika Barış Gücü (MISCA) gönderilse de bu ortalığın sakinleşmesine yetmedi. Şu anda Antibalaka ve Selekalar arasında çatışmalar gittikçe büyüyor ve Hristiyan siviller, ellerinde uzun bıçak ve baltalarla Müslümanlara ait cami, ev ve dükkan önlerine çıkan her şeyi yıkıyorlar. Durum dayanılmaz hâle geldi, binlerce kişi tahliye edildi. Bu durumda ne Fransa ya da MISCA, ne de başka bir güç güvenliği sağlayabilecek durumda değil, anarşinin tam ortasındayız.

Bir aydan fazla bir süredir 500 binden fazla insan içler acısı koşullarda, derme çatma mekânlarda barınıyor. Bu barınma mekânları arasındaki en büyüğü olan havaalanına 100 bin gayrimüslim yerleştirildi. Bangui’nin tüm kazalarını fitne sardı. İşte bu şartlar altında, Fransa ve Çad’ın başını tuttuğu uluslararası topluluk, Cumhurbaşkanı’na istifa etmesi için baskı yaptı ve sonuç olarak 10 Ocak 2014 tarihinde, Cumhurbaşkanı Michel Djotodja ve Başbakan Nicolas Tiangay N’Djaména’da, Orta Afrika Cumhuriyeti sorunların tam zirvesindeyken istifa ettiler. Bu istifa ise Hristiyan topluluğun Müslümanlara karşı hırsını artırdı. Daha fazla Müslüman öldürüldü ve yakıldı. Olağan dışı bir hırs ve intikam duygusu insanları yamyamlığa kadar götürdü: 19 Ocak 2014’te, Şango Mahallesi’nde çarşıya gitmekte olan iki Müslüman öldürüldü ve yakılarak etleri yenildi!..

Çatışmaların asıl sebebi olan tüm kuvvetler henüz silahları bırakmadı. 18 ve 19 Ocak 2014 günlerinde Sibut, Boalı, Bouar ve Bangui’de katliamlar oldu. Sibut’ta, bir barış toplantısı sonrasında, 3 Antibalaka Selekalar tarafından öldürüldü. Antibalaka’lar Boalı şehrini, Selekalar terkettikten sonra ele geçirdi. Bu istilanın sonucunda Müslüman siviller katledildi, evleri yıkıldı ya da yakıldı. Müslüman ve Hristiyan siviller kazanın kilisesine sığındı. Müslümanlar barış ve kardeşlik göstergesi olarak kilisenin etrafını temizledi. Bouar’da ise Antibalaka ve Selekaların çatışması toplumda büyük paniğe yol açıyor.

Michel Djotodja’nın istifasının ardından 20 Ocak 2014’te Bangui’nin valisi Catherine Samba Panza geçiş dönemi süresince Cumhurbaşkanı seçildi. Sayın Samba Panza’ya dinî çatışmaya dönen bu krizi çözebilmesi için çok büyük iş düşüyor. Ülke şu anda birbirinden farklı ve çok önemli sorunlarla karşı karşıya: Toplu insan göçü, toplumun fakirleşmesi, gıda, içme suyu, sağlık ve eğitim kurumlarına erişimin imkânsızlığı… Fakat bunların ötesinde en önemli sorun, siyasi bir çatışmanın sözde dinler arası bir savaşın arkasına saklanıyor oluşu.

Bütün bu sorunların ortasında yer alan ben, kendime sadece şu soruyu sorabiliyorum: Camileri, evleri ve bütün mal varlıkları yakılan, sevdiklerinin korkunç bir şekilde katledildiğini gören Müslümanlar için artık ne yapılabilir?

Orta Afrika Cumhuriyeti Nerede?

“Orta Afrika”, sınırları ihtilaflı bir bölgenin ismi, “Orta Afrika Cumhuriyeti” ise bu bölgede bulunan, darbeler, siyasi karışıklıklar ve dünya güçlerinin paylaşım kavgasına sahne olan bir ülke. Batıda Kamerun, kuzeyde Çad, kuzeydoğuda Sudan, doğuda Güney Sudan ve güneyde Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile komşu olan ülke, eski bir Fransız kolonisi.

Neler Oldu?

2012 yılında birden çok silahlı milis grupları tarafından oluşturulan Seleka, Cumhurbaşkanı François Bozize’yi devirip, Michel Djotodia isimli ilk Müslüman Cumhurbaşkanı’nı iktidara getirdi. Djotodia, iktidarı elde ettikten sonra Seleka’yı feshettiğini belirtse de silahlı milisler ülkede yağma ve saldırılarına devam etti. Buna karşın Hristiyan milisler de Antibalaka ismiyle organize olarak Müslüman sivillere saldırmaya başladılar.
Ülkede şu ana kadar 500 binden fazla kişi evini terk etti, her iki dinî gruptan da yüzlerce kişi acımasızca öldürüldü. Dünya medyası, cesetlerin intikam duygusuyla “yenildiği” karışıklık için “Afrika’da Yamyamlık” başlıklarını kullanıyor.

Fotoğraf: ©Flickr.com/hdptcar

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar