İsviçre'de İslam İsviçre’de İslami Cemaatlerin Tanınması

İslami cemaatlerin kamusal-hukuki anlamda tanınması konusunda izaha ihtiyaç duyan bazı alanlar vardır. Dinî cemaatlerin kamu tüzel kişiliğine kavuşması anlamına gelen kamusal-hukuki tanınma konusu İsviçre’de Din Hukuku kapsamında değerlendirilmekte, kavramlarla alakalı hukuki düzenlemelere dikkat edilmelidir.

Quirin Weber 1 Nisan 2014

İsviçre’de dinî cemaatleri ilgilendiren yasal düzenleme, diğer bir deyişle “Devlet Kilise Hukuku”, İsviçre’nin hukuk devleti ve demokratik gerçekliğinde sağlam bir yere sahiptir ve ancak ciddi bir zeminde ihtiyatlı hareket ederek geliştirilebilir.

Devlet, kilise(ler) ve dinî cemaatler arasındaki ilişki tarihî gelişimin bir sonucudur; bu tarihî gelişim ve ilişkinin mükemmel olmasa da dengeli bir oluşum olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden devlet, kilise ve dinler arasındaki ilişki tesadüfe bırakılamaz; bilakis son derece sistemli bir şekilde düzenlenmelidir.

Günümüzde devletin, çoğulcu ve çok dinli bir toplumun barışçıl şekilde bir arada yaşaması için hukuki ve kurumsal çerçeveyi hazır hâle getirmesi gerekmektedir. Çoğulcu toplum, uzun vadeli ve kalıcı bir birlikte yaşama ortamına ihtiyaç duyar. Bu birlikte yaşama ortamı oluşturulduğu takdirde kiliseler ve dinî cemaatler toplum içerisinde kendi üzerlerine düşen vazifeleri hakkıyla yerine getirme imkânına kavuşurlar.

Din Hukukuna dair her türlü yapılandırmanın temel dayanak noktası din özgürlüğüdür. Din özgürlüğü, aynı zamanda özgürlükçü ve demokratik bir devlet tasavvurunun da zeminidir. İsviçre hukuk anlayışına göre modern devletin din ve dünya görüşündeki tarafsızlığı, din özgürlüğünün temel bir hak olarak kabul edilmesinden ileri gelir. Devlet yönetimi ve devlet mahkemelerinin uyduğu genel merkezî yönetmelik de bu tarafsızlık prensibi (Neutralitätsprinzip) etrafında şekillenir.

Seküler devletin, din konusunda herhangi bir salahiyeti yoktur. Yani seküler devlet, insanların dinlerine, dünya görüşlerine ve ahlak itikatlarına el atma yetkisine sahip değildir (negatif tarafsızlık). Devlet, açık ve çoğulcu bir toplum yapısının muhafaza edilmesi ve dinlerin kendi sivil, toplumsal faaliyetlerini yerine getirebilmeleri için düzenli ve sağlıklı bir atmosferin tesis edilmesinden sorumludur (pozitif tarafsızlık).

Özgürlükçü, demokratik hukuk devletinin kilise ve dinî cemaatlerin kendi iç işlerini ve finansman imkânlarını kendilerinin düzenlemeleri için gereken hukuki ve yapısal düzenlemeleri yapması gerekmektedir. Kilise ve dinî cemaatler ancak bu tarz bir düzenlemeyle manevi, etik ve sosyal çalışmalarını, çoğulcu ve çok dinli bir toplum içerisinde yaşayan insanlara arz edebilirler.

İsviçre’nin hukuk düzenlemesi kilise ve dinî cemaatlerin kamusal bir rol üstlenmelerini mümkün kılar; mesela okullardaki din dersleri, yüksek okullarda ilahiyat bölümleri ya da kamu tüzel kişiliğinin verilmesi dinî cemaatlere sunulan bu kamusal roller arasındadır.

Yine İsviçre hukukuna göre bazı kantonlar, kendi düzenleme yetkileri çerçevesinde “pozitif dinî işler” ya da diğer bir ifadeyle “aktif din politikası” gütmek konusunda yetkilendirilmişlerdir. Bu kantonlar toplum içerisindeki dinî çeşitliliği sağlamaktan mesuldürler. Ayrıca yine bu kantonlar, çoğulcu ve çok dinli toplum içerisinde yaşayan insanlara manevi, etik ve sosyal hizmetlerini kamusal yarar gözetecek şekilde sunan kiliseleri ve dinî cemaatleri teşvik etmekle görevlidirler. Kiliseler ve dinî cemaatler İsviçre’nin çoğulcu toplum yapısı içerisindeki esas unsurlardır ve bu toplulukların yer almayacağı bir toplum düşünmek mümkün değildir.

Bu bakış ışığında kamusal ve kamusal-hukuki anlamda tanımaların, devlet; daha doğrusu kantonlar aracılığıyla değerlendirilmesi gerekmektedir. Kamusal anlamda tanıma ile kiliseler ve dinî cemaatler özel dernek statüsünde kalırlar (Medeni Kanun, Madde: 60) ve kantonların tanımasıyla toplumsal önemi olan dinî kurumlar hâlini alırlar. Bu hukuki durum, Basel, Zürih ve Fribourg’un kendi anayasalarında garanti altına alınmıştır. Oldukça yüksek sembolik bir değer taşıyan kantonların tanımasıyla birlikte, bu cemaatler bir yandan özel dernekler olarak varlıklarını sürdürürken diğer taraftan da kamusal-hukuki tanınma için en üst sırada (Pol pozisyonunda) yer alırlar. Bu durum kiliselere ve dinî cemaatlere kamu tüzel kişiliği kazandırır ve aynı zamanda bu yolla vergi toplama hakkı gibi imtiyazlar kazanmalarına imkân tanır.

Kamusal-Hukuki Tanımanın Kriterleri

İslami cemaatlerin İsviçre’de kamusal-hukuki anlamda tanınması için belli kriterlerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Örneğin başvuru yapan her dinî cemaat istikrarlı bir mevcudiyete ve belli bir üye sayısına sahip olmalıdır. Bunun yanında ilgili kantonun muhatabı olabilmek için sağlam temsil yapılarına sahip olarak İsviçre hukuk devleti ve demokratik yapısının gerektirdiği koşulları yerine getirmelidir. Bu gereklilik şartları, İsviçre’de bulunun bütün dinî cemaatler için geçerlidir; İslami cemaatler de buna dâhildir.

Bugüne kadar yapılan uygulamalar göstermiştir ki İslam dersinin devlet okullarında okutulma girişimlerinde, müfredatla ilgili problemler meydana gelmektedir. İslami cemaatlerin İsviçre’de dağınık bir yapıya sahip olmaları, uyumlu ve tutarlı bir müfredatı hayata geçirmeyi son derece zor bir mesele hâline getirmektedir. İsviçre’de, İslami cemaatleri tek elden temsil edecek bir temsil mekanizması bulunmamaktadır. Cemaatlerin temsil sorunu, tanıma problemini de beraberinde getirmektedir. Kamusal-hukuki tanınma sürecinin ilk adımı olarak İslam derslerinin kantonların resmî okullarına dâhil edilmesi çabaları da yine aynı temsil sorununu gündeme getirmektedir. Alman-İsviçre kantonlarından Zürih, Bern, Basel, Aargau, Thurgau ve St. Gallen’de örnek olarak icra ettiğimiz anketler, İslam derslerinin resmî okullarda uygulanması gayretlerinin henüz başlarda (proje safhasında) takılı kaldığını açık bir şekilde göstermiştir. Belli kantonlarda icra edilmeye başlayan ilk uygulamalar, son on yılda –sürekli aynı sebepten ötürü- ya akim kalıp devam sıkıntısı yaşamıştır ya da tamamen iptal olmuştur. Hâl böyle olunca bu tür gayretler ve hazırlıklar, ilk aşamalarda tıkanıp kalmıştır.

İslam dersini verecek öğretmenlerin eğitimi, belli kantonlarda politik bir önem kazandığı için, imam ve din pedagoğu eğitimlerinin hangi üniversitede sunulacağı ve böylece yetkiyi kimin üstleneceği de federal devlet düzeyinde değerlendirilmektedir. Fribourg Üniversitesinin İslam Dini Merkezi kurmasına kadarki gelişme bu şekilde cereyan etmiştir. Bununla beraber, Müslümanlar profesörleri görevlendirmeye anayasal olarak katılabileceklerdir. Ayrıca Müslümanların katılımı, ders içeriklerinin oluşturulmasına kadar geniş bir alana yayılacaktır.

Mevcut Sorunlu Alanlar

Devlet ve kilise arasındaki işbirliği, küreselleşme ve dinî çoğulculuğun dinamik değişimine tabidir. Bu gelişme dikkate alındığında, kiliselerin ve dinî cemaatlerin kamusal-hukuki tanıma sayesinde kazandıkları özel konumun, onların meşruiyet zeminlerini kaybetmelerine neden olup olmadığı sorusu akıllara gelmektedir.

Çünkü: “Dinî inanca sahip olmayan ve Hristiyanlık dışı dinlerin mensupları ya da Hristiyan mezhepsiz kiliselerin oranı ne denli fazla ise; kamusal-hukuki olarak tanınan kiliselerin meşruiyeti o denli az olmaktadır.” Böylece kamusal-hukuki olarak tanınan eyalet kiliseleri, baskı altına girmekte ve artan kayıplarla cemaat zeminleri aşınmaktadır. İmtiyazlardaki azalmanın (kilise vergileri, din dersleri vb.) ne oranda meydana geldiği bugün henüz tahmin edilememektedir.

Bugün kamusal, hatta kamusal-hukuki tanınma yolunda olan dinî cemaatlerin, İsviçre’nin Devlet Kilise Hukukunun doğrusal bir şekilde güncelleştirilemeyeceğini; ancak İsviçre’nin değişen dinî coğrafyasına uygun olarak kurumsal ve hukuki düzenlemelerin yapılarak geliştirilebileceğini ve değiştirilebileceğini göz önünde bulundurmaları gerekir. Diğer taraftan İslami cemaatler ve federasyonların da İsviçre’nin gerekli gördüğü uygulamalara sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerekmektedir.

Yol Haritası ve Tavsiyeler

İslami cemaatlerin ve federasyonların kamusal-hukuki olarak tanınması sorunu sadece hukuki faktörlere bağlı değildir; toplumsal kabul de bu minvalde son derece önem taşımaktadır. Bu toplumsal kabulü orta ve uzun vadede yükseltmek için şunlara dikkat edilmelidir:

• İmamların ve İslam din pedagoglarının İsviçre üniversitelerinde eğitim almaları için gerekli olan eğitim yapıları acilen hayata geçirilmelidir.
• İslam din dersinin pilot uygulamalarının başarıyla sonuçlandığı farklı kantonlarda bu dersler başlatılmalıdır.
• Kantonlar düzeyinde tanınma adına resmî dilekçe verilmeli (1. aşama) ve İsviçre’nin demokratik dinî cemaatler hukukuna başarılı bir entegrasyon sürecinin akabinde kantonlar düzeyindeki sorumlu mercilere kamusal-hukuki tanınma için talepte bulunulmalıdır (2. aşama).
Bu (kısmen karmaşık) sürecin yönetimi kantonlarda bulunan İslami kurumlardır. İsviçre’deki çatı kurumlar, kantonlardaki kurumların gayret ve çabalarında onları yönlendirmekte ve yardımcı olmaktadırlar.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar