Mısır'da Darbe Sonrası Vatanseverler ve Tiranlar Arasındaki Fark

Mısır'da 529 kişiden 37’sinin idam kararı onaylandı. Bu yargılamalar Mısır hukuk tarihinden kolay kolay silinmeyecek bir leke olarak kalacak.

Amru Salahuddien 1 Mayıs 2014

Rabia ve Nahda’nın bir neticesi olarak Kahire’de en az 2000 protestocu devlet kontrolünde, yani İçişleri Bakanlığı ve Silahlı Kuvvetler eliyle öldürüldü. Ölümlere sebep olanların sadece çok cüzi bir kısmı yargılanırken verilen cezalar son derece hafifti.

529 ve ardından 683 sivil hakkında verilen idam kararları ise delilsiz kararlar idi. Hakkında idam kararı verilenler arasında üç kardeş, baba ve oğul var; birçok vakıada da bir aileye mensup 5’ten fazla kişi ölüm cezasına çarptırıldı. Dolayısıyla bu, Mısır’daki binlerce ailenin davası olma özelliğini taşıyor. Yüzlerce masum insan hakkında karar verilen düzinelerce dava başka anlamlara da sahip. Mevcut iktidar, devletin militarize edilmesine muhalefet eden herkesin terörist; dolayısıyla da topluma ve ülkeye potansiyel bir tehdit olduğu konusunda darbeyi destekleyen halk tabakasını ikna etme anlamında başarılı bir çalışma yürüttü. Fakat darbe hükûmetinin en büyük budalalığı, her evden ya öldürülen veya yaralanan, göz altına alınan ve takip edilen kurbanlar çıkmasına vesile oldu; bu durum da darbeyi ilk başlarda destekleyen kitlede darbeye karşı geniş bir muhalefetin oluşmasına sebep oldu.

Gülünç kararlar iki tarafı da keskin bir kılıç gibi düşünülebilir: Darbe hükûmeti de biliyor ki Temyiz Mahkemesi kararları hafifletse bile bu, darbe muhaliflerine ayaklarını denk almalarını telkin eden bir mesele olarak kalacak; öte yandan devlet, hiçbir insani sınır veya hukuki olgu tanımayan baskıcı otoritesini vurgulamış olacak. Toplu idam kararı açıklanmadan önce de yine muhaliflere göz dağı vermek, gösterileri bastırmak gibi amaçlarla 10 ay boyunca düzinelerce idam ve müebbet hapis kararları verildi. Lakin bütün bunlar bir işe yaramadı, aksine iktidar ne kadar baskıcı ve gaddar davranırsa Mısır sokaklarındaki darbe muhalefetinin temelleri de o kadar sağlamlaşıyor.

Mısır halkı hiçbir zaman bugünkü kadar korku içerisinde yaşamadı; darbeyi destekleyenler de buna dâhil. Bu darbe, Mısır halkının on yıllarca kurduğu demokrasi hayalini yerle bir etti. Müslüman Kardeşler’in 2011 yılı ocak ayından bu yana yapmış olduğu feci hatalara rağmen, devletin başına seçilmiş bir başkanın gelmesi Mısırlıların hak ettiği bir ödüldü. Görünen o ki, asker devleti Mısırlıları seçimlerde yaptıkları tercihten ötürü cezalandırıyor. 3 Temmuz 2013’ten bu yana, foto muhabiri olarak çalışıyor olduğum hâlde iki defa tutuklandım. Malum güvenlik birimleri tarafından sorgulandığımda bana başkanlık seçimlerinde kime oy verdiğim, kardeşimin ve annemin kime oy verdiği, yeni anayasa hakkında ne düşündüğüm soruldu. Soruların büyük bir kısmı politik irademi sorgulamaya yönelikti ve seçme özgürlüğümü hedef alıyordu. Bugün, eğer devletin adayını veya askeriyenin anayasasını desteklemiyorsanız oy vermeniz suç sayılıyor.

Mısır’ı kedere boğan bu krizde pratik olarak yeni bir gelişme gözükmüyor. Sokaklarda huzursuzluk hâkim, ekonomi çöküyor, ham madde fiyatları akıl almaz bir hızla yükseliyor; darbe hükûmeti ise bu gerçeklerle yüzleşmek yerine 3 Temmuz 2013 tarihinde ilan ettikleri yol haritasını kararlı bir şekilde uygulamakla meşgul.

Thomas Jefferson, “Özgürlük ağacı belli aralıklarla vatanseverlerin ve tiranların kanlarıyla sulanmak zorundadır.” demişti. Mısır’daki özgürlük ağacı ise sadece vatanseverlerin kanlarıyla sulanıyor ve binlercesi tiranlar tarafından katlediliyor. Belki de bu, on yıllardır süren adaletsizliklere sessiz kalıyor oluşumuzun bir diyetidir. Eğer geçtiğimiz üç yıl içerisinde Mısır’da dökülen binlerce kişinin kanı özgür ve inançlı bir Mısır inşa etmenin bedeli ise, bu, paha biçilmez bir şey için verilen çok küçük bir ücrettir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar