Doğu Türkistan İlham Tohti: Sindirilen Akademik Bir Muhalefet

Uygur iktisatçı Dr. İlham Tohti, Çin yönetimi tarafından müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Karar, dünyada birçok diplomat ve uluslararası insan hakları örgütü tarafından kınansa da, Çin yönetimi Tohti’nin “bölücülük” ve “kışkırtmacılık” suçlarıyla yargılandığını savunuyor.

Cennet Yılmaz 1 Kasım 2014

Akademisyen İham Tohti ve ailesi daha önce birçok kez Çin dikta rejiminin baskısı altında kalmış, izlenilmiş ve defalarca şiddet uygulanarak gerekçesiz tutuklanıp serbest bırakılmıştı. Eylül sonunda Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Urumçi Orta Halk Mahkemesi’nde basına kapalı olan iki günlük duruşmada, Tohti’nin müebbet hapsine ve tüm mal varlığına el konulmasına karar verildi. Tohti’nin avukatları tarafından hazırlanan ve usulsüz yargı sürecinin eleştirildiği 15 sayfalık temyiz raporu ise değerlendirilmeyi bekliyor.

Bu durumda herkesin aklına, Pekin Minzu Üniversitesi’nde ekonomi profesörlüğü yapan Tohti’nin müebbet hapis cezasını hak edecek ne yaptığı sorusu gelmektedir. Çin yönetiminin Uygurlara yönelik ekonomik ve sosyal baskılarına rağmen barışçıl tutumuyla bilinen Tohti, Doğu Türkistan’daki Uygur halkı ile bölgeye sonradan göç etmiş etnik Han Çinlilerin arasındaki gerginlikleri azaltma adına diyalog çalışmaları sürdürmekteydi. Diyalog çalışmalarının arasında, üniversitedeki öğrencileriyle kurduğu ve daha sonra hükûmet tarafından kapatılarak tutuklanmasına sebep olan Uyghur Online isimli internet sitesi de vardı. Nitekim Tohti bu sitenin kapanmasının ardından, “Temel amacım, Uygurlar ile Han Çinlileri arasında bir anlayış tesis etmektir.” açıklamasında bulunmuştur.

Buna karşın Tohti, 2009 yılının Mart ayında Hür Asya Radyosu’na verdiği röportajda, Uygur bölgesindeki ekonomik ve sosyal durumu açıklamış ve Çin yönetiminin azınlık politikasını eleştirmişti. 2009 yılında yaklaşık 200 kişinin öldüğü 5 Temmuz Urumçi katliamının basına yansımasıyla Tohti olayların tetikleyicisi olduğu ve etnik nefreti körüklediği gerekçesiyle tutuklanmış, aylarca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeksizin hapis yatmıştı. Çin yönetimi, hükûmete karşı açığını yakalama adına uzun yıllar onu ve ailesini takip etmişti.

Son olarak Ocak 2014’te tutuklanan Tohti, Pekin’deki evi basılıp saatlerce arama yapıldıktan sonra polisler tarafından çocuklarının gözü önünde şiddete maruz kaldı ve 70 yaşındaki annesi ile birlikte apar topar götürüldü. Daha sonra annesi serbest bırakıldı ve Tohti’den yine aylarca haber alınamadı. Sonuç’ta Eylül’de gerçekleşen ve müebbet hapisle sonuçlanan mahkeme, hakkında verilen temyiz raporunun sonucu bekleniyor. Müebbet hapis kararıyla birlikte tüm mal varlığına el konulan Tohti’nin ailesi ise büyük bir mağduriyet yaşıyorlar.

Ünlü akademisyenin Çin yönetimi tarafından takibe alınması, defalarca tutuklanması ve son olarak müebbet hapsi, Avrupa’da birçok ülke ve Amerika tarafından kınandı. Çin yönetimi Almanya’dan da Tohti’nin müebbeti ile ilgili tepki almıştı. Fakat Çin Başbakanı Li Keqiang’ın Ekim ayındaki Almanya ziyaretinde Almanya Şansölyesi Angela Merkel, insan hakları ihlali ile ilgili Çin hükûmetine tepkisini yinelemedi. Her iki devlet yöneticisinin yaptığı ortak basın toplantısında Merkel, Çin’deki eylemlerin gayet “barışçıl ve huzurlu” geçtiğini ve böyle de kalmasını dilediğini belirtti. Görünen o ki, her iki hükûmet arasında yapılan anlaşmaların selameti için, birebir görüşmelerde bu konuya değinildiyse de, Merkel basın toplantısında olası bir anlaşmazlığı önlemek istedi.

Sorun aslında Çin’in Uygurlara yönelik uyguladığı baskıcı ve giderek artan agresif tutumun dünyaya Tohti örneği üzerinden bir kez daha yansıtılmasıdır. Tohti’nin Uygurların durumunu bir ekonomist olarak eleştirmesi ve çözüm önerisinde bulunması, Çin’e göre ülkenin baskıcı azınlık politikasını tehlikeye sürükleyecek ve halkın hükûmete karşı baş kaldırmasını kaçınılmaz hâle getirecektir. Oysa Çin egemenliğinin Uygur bölgesi dâhil olmak üzere baskın olması için hükûmete karşı her türlü eğilimin önü kesilmelidir. Tohti gibi bir akademisyenin şiddet değil, fikrî barışçıl çözümler önermesine karşın müebbet hapisle susturulması, Çin’in Uygurlara yönelik saldırgan ve kısıtlayıcı tutumunun çok açık bir göstergesidir.

Çin’in Uygurlara yönelik artan baskısı ve dinî kısıtlamaları en son Ramazan ayında Yarkent’te ayaklanmaya sebep olmuştu. Bölgedeki ve diasporadaki Uygurların ayaklanmaları Çin tarafından kamuoyuna özellikle yansıtılmasa da, Urumçi ve Yarkent’te yapılan katliamlar basına yansımayan büyük resme dair ipucu vermesi açısından da etkili oldu. Uzmanlar eylemlere, Çin hükûmetinin Uygurlara yönelik ekonomik eşitsizliği ve Han Çinlilerin göçünden sonraki demografik asimilasyonun neden olduğunu belirtiyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanmasının ardından, Çin yönetimi Uygur bölgesini “kalkındırma” adına, modernleşme ve kentsel dönüşüm planları oluşturmaya başladı. Fakat Çin’in kalkındırma politikası ilerleyen yıllarda Uygurların aleyhinde gelişti. Çin, Uygurların ekonomik, siyasal, sosyal ve dinî yaşantılarına müdahil olmaya başladı ve sistematik olarak Uygurlara yönelik baskının zeminini oluşturdu. Bölgenin “kalkınması” evvela Uygurların evlerinin istimlakı ve köylülerin ellerinden topraklarının alınması ile başladı. Geniş çapta Han Çinli göçü ile bölgedeki Müslümanların azınlık hâline gelmesi sağlandı. Kalkınmanın nimetlerinden Han Çinlileri yararlanırken, Uygurlar çoğalan işsizlikle mücadele etmeye başladı.

Bütün bu eşitsizlikler göz önüne alındığında Tohti’nin “devlet sırları”na sahip olduğunu ya da ülke huzurunu bozan etnik çalışmaları tetiklediğini iddia etmenin, ciddi bir hukuk ihlalini “ulusal bütünlük” mazeretiyle örtmekten başka birşey olmadığı açıktır.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Pen American Center

ETİKETLER:
    • DOĞU TÜRKİSTANLILAR BERLİN'DE İŞGALCİ ÇİN'İ PROTESTO GÖSTERİSİ DÜZENLEDİ | Uygur Haber ve Araştırma Merkezi
      2020-09-15 10:01:54

      […] zulüm politikası uyguladığına dikkati çeken göstericiler, Uygur ekonomist ve aktivist İlham Tohti‘nin de serbest bırakılmasını […]

    1 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar