Birleşik Krallık Müslümanları 300 Yıllık Geçmişiyle İngiltere’de İslam

İngiltere, bilhassa sömürü geçmişinden dolayı, Müslümanlarla, diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha erken tanışmış bir ülke. İslam’la erken tanışmış olmasının getirdiği ilklerden biri, Avrupa ülkelerinde açıktan ezan okunmasına ilk kez müsaade edilmesi. Abu Hafsah, sömürü tecrübesinden dolayı azınlıklarına karşı daha mutedil bir politika geliştiren İngiltere’de Müslüman olmayı anlattı.

Mahmoud Ibrahim 1 Kasım 2014

“Adım Abu Hafsah, 45 yaşındayım; İngiltere’de doğdum.” Hikâyesine böyle başlayan Abu Hafsah’ın hem annesi hem de babası, Hindistan’da İngiliz İmparatorluğu’nun nüfuzunu kaybettiği yıllarda doğmuş. Ülkenin Hindistan, Pakistan ve Bangladeş olarak parçalanması üzerine, henüz küçük çocuk olan annesi ve babası aileleriyle Pakistan’a gitmişler. Pakistan’a giden aile, eski Hindistan’ın sanayileşmiş bölgelerinin Pakistan tarafında olmamasından dolayı bir zamanlar büyük zorluklar yaşamış. Bozulmuş ve mahvolmuş bir ekonominin üzerine, babası daha iyi bir hayat için İngiltere’ye göç etmiş. Bedensel güç gerektiren zorlu işlerde çalışmış, para biriktirmek için mücadele vermiş ve annesini yanına gelmesi için İngiltere’ye davet etmiş. Zamanla yedi çocukları olmuş: “Annem de babam da bizim ihtiyaçlarımızı karşılamak için çok çalıştı ve daha iyi bir eğitim almamız için bizleri daima yüreklendirdi. Bütün kardeşlerim iyi bir eğitim aldılar ve güzel işler buldular. Ben mühendislik okudum ve yüksek lisans yaptım.” diyor.

2004 yılında yapılan bir araştırmaya göre İngiltere’de Müslüman halkın üçte biri herhangi bir mesleğe sahip değil, aynı durum Hristiyan ya da diğer dinlere mensup olanlarda dörtte bir oranında seyrediyor. Fakat bu oranın Müslümanlar açısından olumlu yönde değişiyor olduğunu belirtiyor Abu Hafsah. Nitekim Telegraph gazetesi, 2006 yılında yaptığı bir anket sonucunda Müslüman genç nüfusun yüzde 53’ünün üniversiteye gitmeyi tercih ettiğini yazmış. Bununla birlikte yapılan başka bir araştırmaya göre işsizlik oranının Müslüman halk arasında daha çok olduğu ortaya çıkmış. Yaşam standartları açısından Müslümanlar, kendini Hristiyan olarak tanımlayanlara göre daha kötü bir durumda bulunuyorlar.

Pakistanlı bir Müslüman olarak geçmişinden gurur duymasına, İngiltere’de doğmasına ve pek çok güzel “İngiliz” değerine sahip olduğunu düşünmesine rağmen kimlik meselesi, diğer ikinci kuşak Müslümanlar gibi Abu Hafsah için de daha zorlayıcı. İngiltere’de ikinci kuşağın, bir tarafı İngiliz, bir tarafı Pakistanlı Müslüman melez bir kuşak olduğunu düşünen Abu Hafsah’ın kafası küçükken çok karışmış: “Bu, geniş kimliğe sahip olma özelliği beni ve benim gibi insanları daima kim olduğumuz hakkında düşündürmüştür. Küçükken dışarıya bakıp farklı kültürleri gözlemliyor ve kendime soruyordum: Bunlardan hangisine aitim? Ergenliğimin daha ilk yıllarımda kendimi her şeyden önce bir Müslüman olarak tanımlamaya başladım. Bu bana daha anlamlı geliyordu. Bu yeni anlayış beni rahatlatıyor ve çelişki kayboluyordu. Beni bir insan olarak tanımlayan inancımdı ve ulusal sınırlar aslında bir anlam ifade etmiyordu.”

İngiltere’nin diğer Avrupa ülkelerine nazaran kendi azınlıklarına karşı daha toleranslı bir ülke olduğunu söylemek mümkün. Abu Hafsah, zaman zaman yaşanan tatsızlıkların, kalabalık bir coğrafyada aslında normal olduğunu vurguluyor. Yine ona göre insanların, “öteki” insanlarla pek çok konuda ortak hayalleri olduğunu fark etmeleri gerek: “Avrupalı komşu ve dostlarımızla çok sayıda ortak noktamız var. Gayrimüslim toplumlarda yaşayan Müslümanlar olarak bizlerin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, hılfu’l-füdul (Faziletliler Anlaşması) örneğini, Kureyş’in liderlerinin yabancı bir tüccarın adil muamele görmesini teminat altına aldıkları anlaşmayı sık sık hatırlamamız gerekiyor.”

İngiltere’de yaşayan Müslümanların büyük bölümünü Pakistan kökenliler oluşturuyor. Daha sonraki gruplar ise Bangladeş, Hindistan, Somali, Türkiye ve Müslüman Balkan kökenli kişilerden oluşuyor. Abu Hafsah, tüm bu farklı kökenlerden Müslümanların sorunlarını konuşmak üzere Southampton Müslüman Konseyi’nin (İng. “Muslim Council of Southampton”) kuruluşuna öncülük etmiş. Abu Hafsah, bu tarz oluşumların yapıcılığına dikkat çekiyor: “Sorunların herkesi memnun edecek şekilde çözülmesini temin etmek için bizler diğer inanç mensuplarıyla Yerel Konsey ve emniyet arasındaki etkinlikleri arttırmak üzerine çalışıyoruz.”

İngiltere’de Alternatif Eğitimler

The Guardian gazetesinin 2011 yılındaki bir haberine göre İngiltere’de İslami eğitim veren 140 okul var ve bu okulların 12 tanesi bizzat Krallık tarafından finanse ediliyor. Bu okullara giden Müslüman öğrencilerin yüzde 86’si mezun oluyor. Aynı oran Katolik okullarında yüzde 72, seküler okullarda ise yüzde 64.

Hükûmet Birmingham’da yaşanan Truva atı olaylarından sonra mütedeyyin Müslümanların İngiliz değerlerini benimsemedikleri sürece okullarda yönetici olamayacaklarına dair bir yasa hazırlığında. Abu Hafsah, eğitimle ilgili endişesini yineliyor: “Dört çocuğum var. Doğduklarından beri çocukların eğitimleriyle eşimin evde ilgilenmesini tercih ettik. İlk başlarda bu duruma şüpheyle yaklaşmıştım; fakat zaman geçtikçe aile içi eğitimin önemini kavradım. Bizler alternatif bir eğitim talebi sunmak durumundayız. Alternatif eğitim sistemi geliştirme meselesi, (mesela evde özel eğitim ya da Almanya’nın bazı bölgelerinde mevcut olan Waldorfschule sistemi) Amerika ve İngiltere’de oldukça popüler. Müslümanların tabiri caizse kıskaca alındığı bir bölgede alternatif eğitim sistemi arayışında olanlar arasında ise Müslümanlar maalesef yok.”

Abu Hafsah, nesillerin eğitimle geliştiğini unutmamak gerektiği kanaatinde: “Çocuklarımıza İslam eğitimi vermemiz önemli. Müslüman olsun olmasın medeniyetler çatışmasını teşvik etmek isteyen aşırı uçlarla mücadele etmeliyiz. Allah (c.c.) bizleri kavimlere ve topluluklara ayırdı, ta ki birbirimizi tanıyalım. Hepimiz bir yaratıcının kullarıyız ve yalnızca sevgi, saygı ve anlayış bu dünyayı hepimiz için daha bir yer hâline getirecektir.”

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar