Filistin İsrail’in Yeni Savaşı: Su Kesintileri

İsrail’in Batı Şeria’da gerçekleştirdiği su kesintileri bölgeyi krize sürükledi. İsrail yetkilileri su kesintilerinin alt yapı iyileştirmeleriyle ilgili olduğunu iddia etse de kesintilerin ardında ayrımcı politikalar var.

Alessandra Bajec 1 Temmuz 2016

Ramazanın başlarında Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler İsrail’in Mekorot Şirketi tarafından ciddi bir su kesintisi ile karşı karşıya kaldı. Aslında bu Filistinlilerin her sene yaşadığı bir durum.

İsrail’in Batı Şeria’da suyu kesmesinden sonra suya erişimi engellenen on binlerce Filistinlinin durumu basına yansıdı. Bu kesinti işgal altındaki toprakların bazı yerlerinde 35 dereceye çıkan sıcaklıkların artış gösterdiği bir döneme ve Müslümanların oruç tuttuğu ramazan ayına denk geldi.

Filistin’in kasaba ve şehirlerine su tedariki yapan ana şirketlerden biri olan İsrail şirketi Mekorot Batı Şeria’nın kuzey bölgelerine su tedarikini kısıtlayarak Cenin ile Nablus’taki köyleri ve Salfit ile civarındaki köyleri oldukça olumsuz etkilemiş oldu. Nüfusu 40 binin üzerinde olan ve 16 bin mültecinin yaşadığı Cenin’e verilen su miktarı yarıya indi.

Üstelik daha önceki su kesintilerinde olduğu gibi bu sefer de önceden herhangi bir ikazda bulunulmadı. Cenin Valisi kurumlarının ne İsrail otoritelerince ne de Filistin Su Bakanlığınca uyarıldığını bildirdi. İsrail’in su tedarikini durdurması Filistin Başbakanlık Ofisi tarafından “insanlık dışı ve acımasız” olarak değerlendirildi.

Başbakan Rami Hamdallah “İllegal İsrailli yerleşimciler kesintisiz su hizmetinden faydalanırken İsrail Filistinlileri onurlu bir yaşam sürmekten alıkoymak ve bizim su kaynaklarımızı bu amaç uğrunda kontrol altında tutmak istiyor.” ifadelerinde bulundu. Hamdallah’ın belirttiğine göre, “Filistinliler aslında kendilerinin olan suyu satın alabilmek için yüksek meblağlar ödemeye zorlanıyor.”

Yaz aylarında uygulanan su kesintileri Filistinliler açısından yeni bir durum değil. Her yıl yaz gelir gelmez ve su ihtiyacı artar artmaz Filistin kasaba ve köylerine verilen su günler ve hatta haftalar boyunca kesiliyor. Rakamların ortaya koyduğu üzere su dağıtımı göz göre göre İsraillilerin lehine olacak şekilde gerçekleştiriliyor. Yerleşimcilerin de içinde olduğu İsraillilerin günde yaklaşık 300 litre civarında suya erişimi var. Oysa Acil Su ve Sanitasyon-Hijyen Grubu’na (EWASH) göre Batı Şeria’daki Filistinlilere 70 litre gibi bir su tedariki sağlanıyor. Bu ise Dünya Sağlık Örgütü tarafından temel sağlık, hijyen ve içme suyu kapasitesi olarak belirlenmiş günlük 100 litre sınırının epey altında.

Suya bu orantısız erişim Batı Şeria’da da ciddi bir düzeyde. Batı Şeria’da da 500 binin üzerindeki İsrailli yerleşimci sayıları nerdeyse 2.6 milyona ulaşan Filistinlinin kullandığı suyun yaklaşık altı katını kullanıyor.

El-Hak’ın Araştırma ve Avukatlık Sorumlusu Anan Abu Shanab’ın açıklamalarına göre İsrail’in su kaynakları üzerindeki hâkimiyeti 1967 işgaline kadar dayanıyor. O dönemde bir dizi askerî düzenlemeyle Filistin topraklarının su sistemi İsrail sistemine entegre edilmiş ve Filistin’in bu hayati kaynak üzerindeki denetimi tanınmamıştı. “Filistinlilere su taksimatı esasında İsraillilerin elinde. Mekorot Şirketi Filistin’in su kaynaklarından su çekerek İsrail yerleşimlerine gönderiyor.” diyor avukatlık yetkilisi. Abu Shanab İsrail’in su politikaları ile uygulamalarının işgal altındaki doğal kaynaklara hâkim olma ve onları kullanma sömürgeci planının bir parçası olduğunu vurguluyor.

Batı Şeria’da durmaksızın gerçekleştirilen işgal politikası durumu daha da kötü hâle getiriyor çünkü Filistinli gruplar hem temel insan haklarının hem de su haklarının durmaksızın kısıtlanıp inkâr edildiği bir yerde giderek daha da parçalanmış hâle bürünüyor ve küçük gruplara bölünüyorlar.

Bölgede gayet bol olan doğal kaynaklar üç ana kaynaktan geliyor: Ürdün Nehri, Aquifer Dağı ve İsrail ve Filistin arasında paylaşılmış olan Aquifer sahili. Gelgelelim İsrail’in “su apartheid” sistemi Filistinlileri İsrail’de yaşayanlara sunulan imkânlardan yoksun bırakıyor. Ayrıca sorun sadece ayrımcı su düzenlemesiyle kalmıyor. Yerleşimcilerin aksine Filistinli evlerin tamamının su şebekesine bağlantısı yok.

İsrail Batı Şeria’nın yüzde 60’ını teşkil eden C bölgesinde su altyapısının inşaatına ve bakımına mani oluyor. Orada İsrail Mülki İdaresi su altyapısıyla ilgili herhangi bir yapım veya ıslah izni vermeyi reddediyor. İsrail izni olmadan inşaat yapmak ise su toplama sistemlerinin İsrail askerî makamlarınca müsadere edilmesi ve yıkılmasıyla sonuçlanıyor. Bununla beraber C Bölgesine düşen kısımdaki köylerde yaşayan Filistinlilerin sular kesildiğinde çok küçük bir imkânı kalıyor. Shanab’ın aktardığına göre, “Herhangi bir şebeke veya su sistemi bulunmayan yerler var. Köylüler bulunduğu takdirde İsrailli makamlarca yıkılacağını bilseler de su kuyuları açma riskini göze almayı tercih ediyorlar.” Yine Ürdün Vadisi boyunca konumlanmış bedevi topluluklar da yeterli su şebekesinden mahrum ve özel olarak inşa ettikleri sarnıçları da her daim yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya.

İsrail bu yıl da yaz başında Batı Şeria’ya verdiği suyun miktarını kısıtladı. Filistin Hidroloji Grubu’nun aktardığına göre kuzeydeki kasaba ve köylerde daha ağır olmak üzere su kesintilerinin etkileri her yerde hissedildi. Bazı yerler 40 günden fazla bir süredir su almazken aileler günlük kişi başı iki, üç veya on litre ile yaşamını sürdürmek zorunda kaldı. Filistinliler çareyi suyu doğal kaynaklar gibi alternatif kaynaklardan toplayan ya da kendilerinin zaten az olan tüketim ve depo sularını azaltan pahalı su tankerlerinden su satın almakta buluyor. Bunların fiyatları şehirde 50 Şekelden kırsalda 80-100 Şekele kadar yükseliyor.

İsrail ilk önce inkâr etse de Batı Şeria’nın büyük bir kısmına su vermediğini kabul etti. İsrail’in Filistin topraklarındaki faaliyetlerini takip eden kurumu COGAT’a göre su akışı yazın artan su kullanım oranlarından dolayı “düzenleniyor.” Ama bu düzenleme hiçbir şekilde Filistinlilerin lehine ya da tam su tedarikinin temin edildiği yerleşimlerde gerçekleşmiyor.

Filistin insan hakları grubu El-Hak’ın 2013 yılında yayımladığı bir rapora göre Mekorot tarafından Filistin sularının yüzde 50’si İsrail yerleşimlerinin tüketim ihtiyaçlarının karşılanması için kesildi. İsrail Batı Şeria Aquifer Dağı’ndan gelen suyun 80’ini alırken gerisi Filistinlilere kalıyor. Bunun yanı sıra İsrail fiilen Filistin su projeleri üzerinde veto yetkisine sahip olan Birleşik Su Komisyonu (JWC) üzerinden işgal altındaki topraklardaki su sektörü üzerindeki hâkimiyetini sürdürüyor.

El-Hak’a göre İsrail su altyapısı yapacak veya ıslah edecek tüm Filistin projelerini oylamayla engelliyor. Kurumun raporunda atıfta bulunulan bir araştırmaya göre 1995 ila 2008 yılları arasında tümü onaylanmış İsrail projelerine mukabil Filistinlilerin sunduğu kuyu açma ve iyileştirme projelerinden yalnızca yarısı İsrail tarafından onaylanabilmiş.

İsrail Mülki İdaresi’nin Cenin bölgesinde su kesintisine neden olduğu varsayılan kırık boru hattına tamirat yaptığı ya da su altyapısının su kesintisini gidermek için iyileştirme vaatlerinde bulunduğu iddialarına rağmen Filistinliler yazın geri kalanında da uzun bir su krizi içerisinde olacaklar. Fakat bu sorun Filistin’deki altyapının yetersiz olmasıyla ilgili bir sorun değil. Bu sorundan ayrımcı su politikaları ile Filistinlileri en temel haklarından mahrum bırakan İsrail sorumlu.

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Tunus merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar