“Bu Nefretten Ne Kazandın?”: Hanau Saldırısı Sonrası Bir Annenin Bitmeyen Tanıklığı
Hanau'daki ırkçı saldırıda oğlu Ferhat Unvar’ı kaybeden Serpil Temiz Unvar, saldırganın babasının ölümünün ardından bir mektup kaleme aldı. Unvar mektubunda hem yıllardır maruz kaldıkları tehditleri hem de nefret ve ırkçılığın yol açtığı yıkımı anlatıyor.
19 Şubat 2020’deki Hanau şehrindeki ırkçı saldırıda dokuz kişi hayatını kaybetti. Kurbanlardan biri Ferhat Unvar’dı. Kısa bir süre önce ölen saldırgan Tobias Rathjen’nin babası Hans-Gerd Rathjen, yıllar boyunca mağdur aileleri hedef alan tacizleriyle gündeme geldi ve kurban yakınları tarafından dava edilmesine rağmen net bir sonuç elde edilemedi. Serpil Temiz Unvar’ın 13 Nisan’da kaleme aldığı mektup, bu sürecin yıllarca devam eden baskı ve tehditlerle yaşamak zorunda bırakılan bir ailenin yaşadıklarını aktarıyor.
“Günlerdir çok yoğun duygular içindeyim. Arkadaşlarım bana ‘Kurtuldun, çok seviniyoruz’ diyor. Birçok kişi bunu sosyal medyada da paylaştı. Beni doğrudan ilgilendiren bir konu olmasına rağmen ben hiçbir şey paylaşmadım. Çünkü duygularımı ifade edebilmem için önce gerçekten ne hissettiğimi anlamam gerekiyor. Sevindim mi? Rahatladım…
Ama bu rahatlama bir sevinç değildi. Bu, uzun süredir devam eden bir tehlikenin sona ermesiydi. Benim en büyük korkum kendi ölümüm değildi; bir çocuğumu daha kaybetmekti. Devletin müdahale etmesini bekledim. Pek çok kadın tehdit ediliyor, sebepleri farklı olsa da… Ama korunmuyorlar.
Pencerenin Önünde Beni Bekleyen O Adam
İlk kez penceremin önünde durduğunda kırmızı bir ceket ve bir şapka giyiyordu. Yanında bir Alman çoban köpeği vardı. Orada durdu ve pencereden bana baktı. Pencereyi açtım. Kısaca konuştuk. Başta onu, oğlumun başına geleni bilen ve benimle empati kuran yaşlı bir adam sandım. Ta ki soruları tuhaflaşana kadar…
[Nereden geldiğimi, neden Almanya’ya geldiğimi, paramı nasıl kazandığımı ve nerede çalıştığımı soruyordu. O anda bir şeylerin yolunda olmadığını fark ettim. Ona ‘Hanau’da mı yaşıyorsunuz?’ diye sordum. ‘Hayır, Halle’de yaşıyorum’ dedi.
Aynı soruları tekrar tekrar sormaya devam etti: “Neden Almanya’ya geldin? Nerede çalışıyorsun?”
Ben de bunlara cevap vermek zorunda olmadığımı söyledim. O ise ‘Bunu kendim de öğrenirim’ dedi.]
Son söylediğim cümle şuydu: ‘Bu seni ilgilendirmez.’ Sonra pencereyi kapattım. Nasıl göründüğünü bile bilmek istemedim. Ne hissedeceğimi bilmek istemedim. Evimden asla taşınmak istemedim.
Başkaları Hanau’dan taşındı, belki bu onlar için daha iyiydi. Ama ben Ferhat’ı burada bırakamazdım. Sadece benim için daha kolay olsun diye gitmek istemedim. Bu acıyla, Ferhat’la birlikte yaşamak istedim. Ama çocuklarımı ve kendimi de korumak zorundaydım.
“Oğlum Ferhat’ı Öldüren Adamın Babası Acımızla Oynuyordu”
O konuşmadan sonra şunu sordum: ‘Garip bir adam vardı, köpeği vardı. Soruları çok tuhaftı. Bu saldırganın babası olabilir mi?’ Bana bir fotoğraf gösterdiler. Evet, oydu. Tekrar tekrar gelmeye başladı. Polisi aradım. O sırada ne mi hissettim? Acı, öfke ve çaresizlik. Ferhat… Ferhat’ı öldüren adamın babası buradaydı. Ve bizim acımızla oynuyordu. Ne yaptığını çok iyi biliyordu. Hayatında artık hiçbir şeyi kalmamıştı. Bu yüzden hedef olarak bizim acımızı seçmişti. Ben bir kadındım, yalnızdım. Bu yüzden kolay bir hedeftim. Ama mücadele ettim.
Sonra mektuplar gelmeye başladı. Kendini bir yargıç gibi gösteriyor ve beni cezalandırıyordu. ‘Göçmen bir kadın olarak Aman halkının sınırlarını aştığımı’ yazıyordu. Durmadı. Nefreti giderek büyüyordu. Bizi suçluyordu. Onun gözünde kurban kendisiydi. Ve buna gerçekten inanıyordu. Her şeyi denedik. Ama işe yaramadı. Sistemde, yasada içerisinde bulunduğum durum için net bir cevap yok. Ne beni ne de çocuklarımı koruyan kimse oldu. Oğlunun yaptığı gibi devam etti. Devlet bizi korumadı. Yetkisi ve gücü vardı ama kullanmadı.
“Nefret Çocuklarımızın Hayatına Mal Oldu”
Birkaç hafta önce yine kendisinden bir mektup aldım. Bunun üzerine polis aradı. ‘Silahı var mı?’ diye sordular. ‘Evini aradık, hiçbir şey yok. Korkmanıza gerek yok.’ Ama bu kez korktum. Çünkü bu hikâyeyi daha önce yaşamıştım.
Oğlu hakkında da her şey biliniyordu ama kimse ciddiye almamıştı. Ta ki çocuklarımız ölene kadar. Bu adam bize zarar vermek istiyordu. Şimdi o öldü. Her şey bitti mi? Buna değdi mi? Nefret… Irkçılık… Bunlar çocuklarımızın hayatına mal oldu. Ve bunlar senin oğlunun hayatına, eşinin hayatına ve senin kendi hayatına da mal oldu. Ne kazandın? Oğlunu nefretle yetiştirmenin bedeli bu muydu?”
Arka Plan: Hanau Saldırganının Babasının Yıllar Boyunca Süren Tacizleri
Hanau saldırısı 19 Şubat 2020’de Almanya’nın Hanau kentinde gerçekleşti; aşırı sağcı saldırıda dokuz kişi hayatını kaybetti. Kurbanlardan biri de 19 yaşındaki Ferhat Unvar’dı. Saldırının ardından geçen yıllarda mağdur aileleri yalnızca kayıplarının acısıyla değil, saldırganın babası Hans-Gerd Rathjen’in sistematik tacizleriyle de mücadele etmek zorunda kaldı. 76 yaşındaki Rathjen’in, Serpil Temiz Unvar’ın evinin önüne köpeğiyle gelerek uzun süre beklediği, aileyi doğrudan hedef alan mektuplar gönderdiği ve bu yolla baskı kurduğu belgelerle ortaya kondu.
Bu mektuplarda göçmenler “Alman halkı için bir tehdit” olarak gösteriliyor, Unvar ailesinin “geldikleri yere geri dönmesi” isteniyor ve aile ile yürüttükleri çalışmalar hedef alınarak milyonlarca avroluk tazminat taleplerinde bulunuluyordu. Rathjen’in kendi ikamet adresini “R. Anma Evi” olarak adlandırması da dikkat çeken ayrıntılar arasında yer aldı. Hanau Belediye Başkanı Claus Kaminsky bu metinleri “yazılı olarak belgelenmiş ırkçılık” olarak nitelendirdi.
Söz konusu tacizler üzerine mahkeme, Hans-Gerd Rathjen’in Unvar ailesine 70 metreden fazla yaklaşmasını ve herhangi bir iletişim kurmasını yasakladı. Karara göre ihlal durumunda 250 bin avroya kadar para cezası veya altı aya kadar hapis cezası öngörülüyordu. Bu süreçte ailenin evinin önünde 24 saat polis devriyesi görevlendirildi.
Hanau Başsavcılığı verilerine göre Hans-Gerd Rathjen hakkında hakaret, tehdit, asılsız suçlama, konut dokunulmazlığını ihlal ve kamu görevlilerine direnme gibi suçlamalarla toplam 48 dava açıldı. Bu davaların 30’u, mağdur yakınlarına yaklaşarak Şiddetten Koruma Yasası’nı ihlal ettiği iddialarına dayanıyordu. Rathjen, bu ihlaller nedeniyle en az altı kez para cezasına çarptırıldı.
Buna rağmen mağdur yakınları, Rathjen hakkında daha kapsamlı önlemler alınmasını talep etti; köpeğine ve sürücü belgesine el konulması gibi ek tedbirlerin gündeme gelmesi istendi. Ancak yetkililer, yöneltilen suçlamaların görece daha hafif kabul edildiğini belirterek, özgürlüğünü daha geniş ölçüde kısıtlayacak adımlar için yeterli hukuki dayanak bulunmadığını savundu.
NOT: Mektupta [ ] içine alınan kısım Serpil Temiz Unvar’ın Ekim 2022’de Spiegel dergisine verdiği röportajdan alınmıştır.