Sayı 255 Suriye Krizinde Ateşkes Fiyaskosu

Suriye’de altıncı yılına giren çatışmaların bitirilmesine yönelik Lozan’da gerçekleştirilen görüşmeler fiyaskoyla sonuçlandı. Eylül ayında başarısızlıkla sonuçlanan ikinci ateşkes girişiminden sonra barış müzakeresinin yapılmasına karar verilmiş, ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Alessandra Bajec 1 Kasım 2016

Suriye’deki çatışmaların bitirilmesi için birçok devlet yetkilisinin katıldığı görüşmeler 15 Ekim’de İsviçre’nin Lozan kentinde gerçekleştirildi. Katılımcılardan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile İran, Irak, Suudi Arabistan, Türkiye, Katar, Ürdün ve Mısır’ın dışişleri bakanları Suriye’de barışı yeniden tesis etmek için bir araya geldi. Görüşmelerin ardından John Kerry’nin Londra’da Avrupalı dışişleri bakanlarını bilgilendirmesi bekleniyordu.

Tahmin edildiği üzere katılımcı taraflar mutabakata varamadığı ve Halep’teki isyancılarla rejim güçleri arasında ve genel olarak Suriye’deki çatışmaları bitirecek ortak bir vizyon geliştirilemediği için müzakerelerden olumlu bir sonuç çıkmadı. 15 Ekim görüşmeleri ABD-Rusya tarafından hazırlanan ve Eylül ayında bir haftadan kısa süren Halep ateşkes planının bozulmasından itibaren gerçekleştirilen ilk toplantı niteliğini taşıyor.

Kısmi ateşkes sağlayan ve Cenevre’de barış görüşmelerinin yeniden başlamasına zemin hazırlayan 27 Şubat ateşkesiyle Suriye krizini çözme çabaları da istenilen etkiyi göstermemişti. Önceki görüşmelerden pek de farklı geçmeyen bu müzakere de küresel güçlerin Suriye topraklarındaki askerî müdahalelerini sonlandırıp sonlandırmayacakları ve bu güçlerin Suriye hükûmeti ile direnişçiler arasında bir anlaşma tesis edip etmeyecekleri sorularını yanıtsız bıraktı. Aynı zamanda küresel güçler ve onların müttefiklerinin yaklaşık altı yıldır devam eden kriz üzerinde çok az kontrolü olduğunu da gösterdi.

El-Ehram Politik ve Siyasi Çalışmalar Merkezinde araştırmacı olan Rabha Allam yalnızca birkaç hafta sürmüş olan önceki ateşkesi “yarı-başarı” olarak tanımlıyor ve bahsi geçen ateşkesin Suriye savaşının başlangıcından itibaren tüm tarafları müzakere masasına oturtmaya yönelik ilk ciddi girişim olduğunu söylüyor: “Görüşmelerdeki taraflar birbirlerinin güvenini sorguluyor ve muhataplarının örneğin hak ihlallerini denetleme ve anlaşmazlıkları çözme kabiliyetleri konusunda şüphe duyuyordu.” diyen araştırmacı, muhaliflerin Suriye’nin değişik bölgelerine yayılmış farklı grupları kontrol etmeye çalıştığını sözlerine ekliyor.

Diplomatik gayretlerin tamamen sekteye uğradığını gösteren diğer bir husus ise haftalardır devam eden ABD-Avrupa ve Rus yetkililer arasındaki suçlayıcı söylemlerdi. Batılı yetkililer Moskova’yı Suriye’deki askerî faaliyetlerini örtbas edebilmek için barış müzakerelerini kullanmakla suçlarken, Rusya Batılı partnerlerini varılan anlaşmalara bağlı kalmamakla suçladı.

Suriye’nin muhaliflerin hâkimiyetindeki Doğu Halep’e yaptıkları hava saldırıları nedeniyle Batılı güçler Rusya ve rejime ağır eleştirilerde bulundu. Nitekim Şam ve Moskova yönetimi hastaneleri bombalamak ve sivilleri katletmek gibi savaş suçlarıyla suçlanıyordu. Suriye ve Rusya ise kendilerinin Halep’teki terörist sığınaklarını hedef aldıklarını iddia ederek bu suçlamaları reddetti ve ABD’yi IŞİD teröristleriyle mücadele eden taburları bombalayarak ateşkesi bozmakla suçladı.

Suriye meselesi üzerinde çalışan Allam’a göre Rusya ilk zamanlarda Suriye müzakerelerini izleyerek ve askerlerini bölgeden kısmen çekerek diplomatik rotayı takip ediyordu. Ancak şimdi Rusya, Suriye topraklarında varlığını daha da artırarak ve Esad rejimiyle iş birliği yapıp askerî operasyonlar düzenleyerek Suriye topraklarında savaşmaya oldukça istekli görünüyor.

Oysa araştırmacı Allam’a göre Ruslar Suriye’deki varlıklarını iyi bir amaç için kullanabilirler. Suriye ordusuyla iyi ilişkileri ve bölgedeki toplum liderleriyle bağları sayesinde barış anlaşması için baskıda bulunabilirler. Allam’a göre ABD Irak’taki hatasını Suriye’de tekrarlamamak için ilk zamanlarda askerî faaliyetten kaçındı, ama IŞİD tehdidi ortaya çıkıp yayılmaya başladığında ABD iç savaşı bitirmek için değil de IŞİD’le savaşma bahanesiyle askerî müdahalede bulunmaya karar verdi. ABD savaş meydanına çıkarak anlaşmazlıkların ortasındaki diğer taraflar hakkında istihbarat elde edip, anlaşmazlıkların gidişatında daha etkin bir rol üstlenmek niyetinde. Bölgesel seviyede Allam’a göre Amerikalılar Suriye’deki radikal grupları finanse etmeyi ve silahlandırmayı bırakması için Suudi Arabistan’a yeterli baskı yapmadı.

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri Suriye’ye ait karakola saldırınca Eylül’deki ateşkes Suriye hükûmeti tarafından sekteye uğratıldı. Çok geçmeden ateşkes bozuldu, zira Birleşmiş Milletlere ait bir yardım konvoyu hava saldırısıyla vurulunca BM yetkilileri Rusya’yı suçladı. Bununla birlikte Suriye’de ateşkesin tesis edilememesinin sebepleri ABD’nin Suriye ordusunu bombalaması, Rusya’nın yardım konvoyunu vurması gibi her iki tarafın işlemiş olduğu ihlallerin ötesinde aranmalı. Moskova ile Washington arasında ateşkesin sağlanmasının önündeki asıl engeller her iki güçlü ülkenin birbirlerine duyduğu güvensizlik, masa başında imzalanan anlaşmalara her iki tarafın da sadık kalmaması ve müttefikleri olan silahlı grupların anlaşmaya bağlı kalmamaları. Bu durum özellikle ılımlı muhaliflerle terörist gruplar arasında kesin bir çizgi çekilmemesinden kaynaklanıyor. Nitekim savaş bölgesinde ılımlı muhaliflerle teröristler arasında kesin bir ayrım yok.

El-Nusra ve Halep’te el-Nusra’yla güçlerini birleştiren militanlar gibi her iki ülke tarafından ılımlı muhalif olarak kabul edilen grupları diğerlerinden ayırma konusunda Rusya ve ABD 9 Eylül’de Cenevre’de gerçekleştirilen görüşmelerde mutabakata vardı. BM’nin son tahminlerine göre altı ila sekiz bin militan Doğu Halep’in kontrolüne sahip. Bu rakamın yarısının el-Nusra savaşçıları olduğu tahmin ediliyor. Lozan görüşmesinde Fransa tarafından hazırlanan çözüm planı ve buna karşılık Rusların hazırladığı öneri taslağı takip edildi; ancak 8 Ekim’de her iki taslak da yürürlüğe konulamadı. Fransa’nın öne sürdüğü teklif Doğu Halep’te Suriye ve Rus bombardımanının durdurulmasını şart koşarken, Rusların ortaya koyduğu anlaşma taslağı ise Halep’e yönelik bütün şiddetin bir an evvel sona erdirilmesini öngörüyordu. Ancak Moskova’ya göre şehirdeki teröristleri hedef alan hava saldırılarının devam etmesi gerekliydi.

Son ateşkesteki önemli hata, barış anlaşmasına uymayı kabul eden birçok ılımlı muhalifin El-Nusra’da kalmaya devam etmesiydi. Batı destekli pek çok muhalif savaşçı El-Kaide bağlantılı Nusra örgütünden bağlarını koparmaya niyetli görünmüyor. ABD-Rusya ateşkesinin bozulduğu Eylül ortalarından beri Halep son haftalarda meydana gelen şiddet eylemleriyle parçalanmış bir hâlde. Halep son aylardaki çatışmaların odak noktası hâline geldi. Öyle ki bu açmaz sona ermeden Suriye’de geniş kapsamlı bir ateşkes ümidi bulunmuyor.

Buna rağmen küresel güçler taviz vermeye ya da bölgedeki baskı güçlerini sınırlamaya yanaşmıyor. Özellikle ABD operasyonlarını kısıtlayacak herhangi bir bağlayıcı anlaşmaya sıcak bakmamakla birlikte ılımlı olmayan isyancı gruplara verdiği desteği de kesmeye yanaşmıyor.

Global Research’te yayımlanan bir makalesinde Daniel Espinosa Winder, “John Kerry ve Amerika’nın BM temsilcisi Samantha Power Doğu Halep’i yarısı El-Nusra’dan oluşan silahlı güçlerden geri almak isteyen Suriye ve Rusya’ya karşı savaşarak kendilerini birer terörizm destekçisi haline getirdiler. Nusra’nın muhalifler safındaki diğer hizipleri kontrol ettiği söyleniyor.” ifadelerinde bulundu.

Bölgede ikili ve çok unsurlu çatışmalardan kaçınmanın ve Esad ordusu ile muhalifler arasındaki çapraz ateşi azaltmanın yanı sıra, Washington, Moskova ve bölgesel grupların Suriye hükûmeti ile muhalif gruplar arasında diyaloğa olanak sağlayan ve göstermelik olmayan ciddi bir ateşkes planı oluşturması şart.

Fotoğraf: ©Flickr.com/U.S. Department of State

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Tunus merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar