Merkel Bir Günah Keçisi Daha: “Merkel’in Mülteci Politikası”

Merkel’in mülteci politikası sadece Avrupa Birliği içerisindeki diğer ülkelerdeki siyasetçiler ya da Alman kamuoyundaki diğer parti mensupları tarafından değil, bizzat CDU ve CSU içerisinde de sıkça eleştiriliyor. Bu politikanın 2017’deki seçimlere etkileri ise büyük ölçüde olumsuz olacak gibi görünüyor.

2 Aralık 2016

Avusturya’nın sağ popülist cumhurbaşkanı adayı Norbert Hofer, Avusturya’daki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinden bir hafta önce Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in mülteci politikasında çok ağır bir hata yaptığı ifadelerinde bulundu. Merkel’in sınırları açmasıyla Avrupa’ya büyük bir zarar verdiğini belirten Hofer böylece “içinde teröristlerin de olduğu yüzbinlerce insanın Avusturya’ya akın ettiğini” söyledi.

Şansölye’ye yöneltilen eleştiriler sadece komşu ülkelerdeki sağ popülistlerden gelmiyor, Merkel’in kendi partisinde ve kendi tabanında da kaybettiği bir güven var. Alman kamuoyunda birçok sorunun günah keçisi olarak mülteciler görülüyorsa, mültecilerin “rahatsız edici” varlıklarının günah keçisi olarak da Merkel ve onun iltica politikası görülüyor. Ağustosun sonunda Avusturya ve Almanya sınırlarının bir anda mültecilere açması ve Şansölye’nin “Bu sorunun üstesinden gelebiliriz.” (Alm. “Wir schaffen das”) ifadesi kimilerine göre mülteci krizinin freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı uçmasının asıl müsebbibi. Şansölye’nin ağustos ayının sonunda Saksonya’daki Heidenau’da açılan bir mülteci yurdunu ziyareti esnasında “vatan haini” sloganları eşliğinde yuhalanması bunun bir göstergesi. Şansölye’yi vatan haini olarak niteleyenlerin Heidenau’daki mülteci yurdunun açılmasını protesto eden, mültecilere saldıran, güvenlik güçleriyle çatışan aşırı sağcılar olması bir şeyi değiştirmiyor. Bu tartışmalı mülteci yurdunda konaklamak için şehre getirilen ve gördükleri şiddet karşısında mümkün olan en kısa zamanda buradan kaçmak isteyen mültecilere destek vermek isteyen Şansölye, Alman kamuoyunda giderek yükselişe geçen sağ kesim tarafından “ülkesinin çıkarlarını yeterince müdafaa etmeyen bir hain” olarak yaftalanabiliyor. İşin daha kötüsü bu görüş sadece sağ marjinal çevrelerde değil, toplumun merkezinde de kendisine giderek artan bir oranda yer bulabiliyor.

Heidenau mülteci yurdunu ziyaretinden kısa bir süre sonra Merkel Macaristan’dan kaçmak için sınırlara dayanan mültecilerin güvenlik güçlerinin direnciyle karşılaşmaması ve üzücü görüntülerin tam da Aylan Kürdi’nin cesedinin Türkiye’de karaya vurduğu, mültecilerle ilgili tahammül edilemez haberlerin yayıldığı bir dönemde hiç de hoş olmayacağı düşüncesinden hareketle Avusturya ile birlikte sınırların bu mülteciler için açılması kararını vermişti. Bir anda, herhangi bir bürokratik adım olmaksızın. Bir gece yarısı ansızın alınan bu karar öncesinde kardeş parti CSU Başkanı Horst Seehofer’e ulaşmaya çalışan Merkel, Seehofer’den ancak bu karar alındıktan saatler sonra geri dönüş alabilmişti. Bu telefon konuşmasında Seehofer Merkel’e hata yaptığını söylemişti. Oysa Merkel’in bu kararı, göçü “zehir” olarak tanımlayan bir başbakana sahip olan Macaristan’da, giderek daha da kötü şartlarla karşılaşan mültecilerin her şeyi göze aldıkları bir anda, on binlerce insanın daha büyük bir dramın içerisine sokulmaması gibi acil bir durum nedeniyle alınmıştı.

Şansölye’nin mülteci krizine kendi partisi içerisindeki birçok siyasetçiden daha insani bir perspektif geliştirdiği söylenebilir. Bu yönüyle Merkel’in “Bunun üstesinden gelebiliriz.” cümlesine rağmen, mülteci krizi konusunda federal, eyalet ve yerel devlet kurumları altından kalkamayacaklarını düşündükleri bir yükle karşılaştıklarını haykırırken, içlerinde Müslüman cemaatin, kiliselerin, gençlik derneklerinin de bulunduğu sivil toplumun muhteşem bir dayanışma örneği göstererek mültecilerle ilgili inanılmaz çalışmalara imza atması bir teselli sebebi.

Merkel’in Yeniden Adaylığı

Merkel 2017 seçimlerinde Hristiyan Birlik’ten yeniden Şansölye adayı olacağını ilan etti. Eğer seçilirse 11 senelik görev süresinin ardından 4. dönemine girecek olan Merkel bu kararını gerekçelendirirken, “Ülkeme ve partime bana verilenlerden bazı şeyler katabileceğimi hissediyorum.” ifadelerinde bulundu. Peki Merkel’in partisi ya da tabanı gerçekten de Şansölye’nin “katkı”larını özlemle bekler bir pozisyonda mı? Merkel “Hiç kimse meseleleri tek başına iyiye çeviremez. Başarıya ulaşmak ancak birlikte mümkün.” derken bu “birlikte”nin içerisinde kimler yer almak istiyor?

Mülteci krizinin etkileri Almanya’nın her yerine nüfuz ederken Merkel Kasım ayında CDU’nun kardeş partisi olan CSU’nun parti kongresine gitmemiş, CSU Başkanı Horst Seehofer Merkel’in katılımının kongrede “dostane olmayan bir hava oluşturabileceği” uyarısında bulunmuştu. CSU ile CDU arasındaki en temel anlaşmazlık mültecilerin Almanya’ya kabulüne bir “üst sınır” getirilmesi hakkında. CSU mülteciler için bir üst sınır getirilmesini ve mülteci politikasının tamamen değiştirilip katılaştırılmasını talep ederken Merkel üst sınır talebini reddediyor ve bunun yerine Avrupa Birliği’nin (AB) sınırlarının daha iyi korunması ve insanları ülkelerinden kaçmaya zorlayan nedenlerle daha etkili mücadele edilmesi gibi pozisyonları savunuyor. Aynı şekilde Merkel’in Türkiye ile AB arasındaki Geri Kabul Anlaşması örneğinde de olduğu gibi köken ve transit ülkelerle anlaşmalar imzalanması yönünde bir yaklaşımı var. Özellikle Geri Kabul Anlaşması ile mülteci “akınının” durdurulması konusunda Türkiye’ye “muhtaç” bir izlenimin ortaya konulması ve Türkiye’nin bu anlaşmayı bir tehdit aracı olarak kullanması başta CDU/CSU çevreleri olmak üzere Alman kamuoyunda hoşnutsuzluk doğuruyor. Bu durum da Merkel’in mülteci politikası ile bağlantılı olarak yeniden şekillenen Türkiye söyleminin ayrıca eleştirilmesine neden oluyor.

Bütün bunlar göz önüne alındığında kardeş partiler olan Hristiyan Birlik partilerinin içerisinde bir “birlik”in çok zor sağlanacağı ortada. Garip olan bu birlik sorununun kendisini her şeyden önce “öteki” ile ilişkiler kapsamında göstermesi. Mülteci politikası, yabancılar politikası, Müslüman cemaate yaklaşım, Türkiye ile olan ilişkiler… Bütün bunlar temelde “öteki”ne yaklaşımın daha sert ve dışlayıcı mı olacağı yoksa daha mutedil bir “öteki” tasavvurunun mu oluşması gerektiği noktasında kilitleniyor. Bir üçüncü yol olan “öteki” kurgusunun ortadan kaldırılması, “öteki”nin bir çatışma ve tehdit aracı olmaktan çıkartılması gibi hususlar Hristiyan birlik partileri için şu anda tartışılması mümkün bile olmayan şeyler. Alman kamuoyu mülteci krizi konusunda oldukça hassasken, siyaset sağ popülist Almanya İçin Alternatif Partisinin (AfD) bu hassasiyet üzerinde daha da yükselmesini engellemek amacıyla dengeleri gözeten bir dil kullanmak zorunda.

Bütün bunlar ışığında Merkel’in kesinlikle haklı olduğu en az bir konunun olduğunu söyleyebiliriz: 2017’deki seçimler iç politikada sağdan ya da soldan gelen baskı nedeniyle önceki seçimlerden çok daha zor olacak.

Fotoğraf: ©Shutterstock.com/ 360b

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar