Hollanda Hollanda’nın Demokratik Partilerinde Hukuksuzluk

Hollanda Barolar Birliği’nin yayınladığı bir araştırmaya göre Hollanda seçim programlarının yarısına yakını hukuk devleti ilkeleriyle doğrudan çelişiyor. Özellikle Müslümanların ve etnik azınlıkların temel hak ve özgürlükleri tehdit altında.

Meryem Özdemir 12 Nisan 2017

Ocak ayında Uluslararası Af Örgütü, 14 Avrupa Birliği ülkesinde son iki senede terörle mücadele kapsamında alınan önlemlerin temel hak ve özgürlükleri ne derece tehdit ettiği konusunda bir rapor yayınladı. Rapora göre “Eşitlik ilkesine zarar veren, acımasız ve orantısız yasalardan” dolayı Avrupa’daki Müslümanlar ve etnik azınlıklar mağdur. Endişe verici sonuçların yer aldığı bu rapora göre Hollanda dâhil olmak üzere Avrupa ülkelerindeki hukuk sistemi alınan önlemlerden dolayı zarar gördü, hükûmetlerin gücü artırıldı, fikir özgürlüğü kısıtlandı ve insanlar kontrolsüz bir şekilde devlet denetimine maruz bırakıldı. Af Örgütü’nün şubat ayında yayınladığı bir başka raporda ise Hollanda; mültecilerin özgürlüğü, ülkede yakında yürürlüğe girmesi beklenen peçe yasağı ve polis tarafından yapılan ayrımcılık konularında eleştiriliyor.

Hollanda bağlamında tartışmalı önlemlerden biri ise 14 Şubat tarihinde birçok eleştiriye rağmen Temsilciler Meclisi’nin çoğunluğu tarafından onaylandı. Söz konusu yasaya göre Hollanda İstihbarat Servisi terörle mücadele kapsamında vatandaşların internet bilgilerine daha kolay erişebilecek ve uzun vadeli tarama yapabilecek. Bir diğer tartışmalı karar ise çifte vatandaşlığa sahip olan “cihatçıların” Hollanda vatandaşlığından hâkim kararı olmaksızın çıkartılabilecek olması. Bu karar da eleştirilere rağmen Senato tarafından onaylandı. Eleştiriler söz konusu kararın özellikle Fas ve Türkiye kökenlileri hedef alması nedeniyle eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı yönündeydi.

Hollanda dâhil olmak üzere Avrupa ülkelerinin terörle mücadele kapsamında aldıkları tartışmalı kararlardan dolayı eleştiriliyor olması yeni değil. Ancak Hollanda’nın bu uyarıları dikkate almadığı, 15 Mart 2017 tarihinde gerçekleşecek parlamento seçimleri öncesi hazırlanan siyasi partiler programlarında da görülüyor.

Seçim Programlarının Yarısı Hukuka Aykırı

Hollanda Barolar Birliği’nin (Hol. “Nederlandse Orde van Advocaten”, NOvA) şubat ayında yayınladığı rapor endişe verici sonuçlar ortaya koydu. Seçim programlarına dair bir çalışma yapan hukukçular, 15 Mart 2017 tarihinde seçime katılacak partilerin 13’ünün seçim programının; hukuk devleti ilkeleriyle ne derece bağdaştığını araştırdı. Araştırma sonuçlarına göre seçim programlarının ortalama yüzde 40’ı doğrudan hukuk devleti ilkeleriyle çelişiyor. Özellikle son anketlere göre önde olan aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin (PVV) başını çektiği 5 parti bu ilkeleri ihlal ediyor. Ayrıca 2012’deki seçim programlarına kıyasla, partilerin hukuk devleti kurallarını hiçe sayarak güvenlik tedbirleri alma oranı da yüzde 40 arttı. Tartışmalı maddelerin büyük bölümü göç ve mülteciler, terör ve aşırı İslamcılar hakkında.

“Camilere Finansal Destek Kesilsin”

Örneğin Hristiyan Demokrat Parti (CDA) Hollanda’daki camilerin yurt dışı finansmanını yasaklamak istiyor. Bu konu, partinin Türkiye’deki siyasi gelişmeleri öne sürerek Hollanda’daki Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı camilere yönelik başlattığı girişim ile zaten gündemindeydi. Hukukçular, dinî kuruluşlar arasında sadece Müslüman kuruluşların hedef alınmasını doğrudan ayrımcılık olarak değerlendiriyor. CDA bu maddeyi “bizim kamu düzenimize aykırı olan etkinlikler düzenleyen camilere sahne sunamayız.” ifadeleriyle de destekliyor. Hukuk devleti ilkeleri ile çelişen bir maddenin, kamu düzenini koruma amacıyla alınması tezat bir durum. Hollanda İçin Partisi (VNL) de aynı yasağı programına taşımış durumda.

“Mültecilere Sınırlar Kapatılsın”

Hukuk devleti ilkelerini doğrudan ihlal eden tedbirlerin en fazla olduğu parti aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV). Hiçbir mültecinin ülkeye alınmaması, Müslüman ülkelerden göçmenlere sınırların kapatılması, şimdiye dek verilen oturma izinlerinin iptal edilmesi ve bütün mülteci barınma merkezlerinin kapatılması yönündeki planlar; hukukçulara göre BM mülteci sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası ve Avrupa hukukuna aykırı.

Partinin çifte vatandaşlığa sahip olan sabıkalıları Hollanda vatandaşlığından çıkartıp sınır dışı etme planı ise, hukukçuların değerlendirmesine göre çifte vatandaşlığı olanlara Hollanda vatandaşlarına kıyasla ayrımcılık yapılması anlamına geliyor. Ayrıca bu önlem suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle de çelişiyor, çünkü önceden suça karışmış kişileri kapsayıp kapsamadığı konusunda parti tarafından açıklama yapılmıyor. Aynı madde Hollanda İçin Partisi’nin (VNL) de programında yer alıyor.

Kamu düzenine aykırı olduğu iddia edilen başörtüsünün ve diğer İslami sembollerin kamusal alanda yasaklanmak istenmesi ise hukukçulara göre din özgürlüğü ve eşitlik ilkesine aykırı. Zira önlemler diğer dinî simgeleri değil, yalnızca İslami simgeleri hedef alıyor.

İslam okullarını kapatmak, Kur’an’ı yasaklamak ve radikal Müslümanları önlem amaçlı nezarette tutmak da; eğitim, din ve fikir özgürlüğüyle, adil yargılanma hakkıyla ve eşitlik ilkesiyle çelişiyor. Partinin ülkeye geri dönmek isteyen “cihatçı”ları kabul etmek istememesini ise hukukçular “sürgün” olarak tanımlıyor. Ayrıca bu durum, Hollanda vatandaşlığına sahip kişilerin temel yasal koruma haklarından mahrum bırakılması anlamına geliyor.

“Bazı Özgürlükler Sadece Hristiyanlara Verilsin”

Toplumcu Reform Partisi’nin (SGP) de sadece Hristiyanlara vermek istediği hak ve özgürlükler var. Ezanın yasaklanmasını isteyen SGP, ezanın çan sesleriyle eşit tutulamayacağını ifade ediyor. Parti aşırı İslami düşüncelere katı bir şekilde müdahale edilmesini, fakat bu müdahaleden kiliselerin etkilenmemesini talep ediyor. Hukukçulara göre bu durum eşitlik ilkesine ve din özgürlüğüne aykırı.
Hollanda İçin Partisi’nin (VNL) “cihatçı”ları idari gözetim altında tutmak istemesi ise, adil yargılanma hakkına zarar veriyor. Partinin sadece çifte vatandaşlara uygulamak istediği ceza yaptırımları ise ayrımcılık anlamına geliyor.

“Uluslararası Anlaşmalar Hollanda İçin Bağlayıcı Olmasın”

Liberal Parti (VVD), terör örgütüne katılanların yargılanmadan Hollanda vatandaşlığından çıkarılmasını istiyor. Bu önlem şubat ayında Senato’da onaylandı. Ancak parti daha da ileri giderek sadece Hollanda vatandaşı olan “teröristleri” de vatandaşlıktan çıkarmak istiyor. Hatta bunu mümkün kılmak için uluslararası anlaşmaları düzenleme taraftarı. Hâlbuki vatandaşların devletsiz bırakılması, hukukçulara göre insan haklarına aykırı.

Liberal Parti (VVD) ayrıca iç hukuku uluslararası hukuka üstün kılmak istiyor. Parti, uluslararası anlaşmaların Hollanda için bağlayıcılığını kaldırmak istediğini belirtti. Bu durum hukukçulara göre Hollanda’da temel insan hakları için tehdit oluşturuyor, çünkü temel insan haklarının korunmasında, söz konusu uluslararası anlaşmalar büyük rol oynuyor. Kökü liberalizme dayanan hukuk devleti ilkelerinin günümüzde kendisini liberal bir parti olarak nitelendiren VVD tarafından böylesi radikal bir plan ile dikkate alınmaması, partinin tutarsızlığını gözler önüne sermekte. Ayrıca Hollanda Anayasasına göre yasama organı (hükûmet ve meclis) tarafından alınan kararların yargı gücü tarafından Anayasa denetimine tabi tutulması yasaktır. Yargı erki sadece yasaların uluslararası anlaşmalarda belirtilen temel haklarla uyumlu olup olmadığını denetleyebilir. Ancak VVD’nin, bu anlaşmaların bağlayıcılığını da kaldırması durumunda, bireysel özgürlükleri siyasi iktidara karşı koruyabilecek tek imkân da ortadan kalkacaktır. Bu açıdan bu madde oldukça endişe vericidir.

Müslümanlara Yönelik Kısıtlamalar Herkesi Etkiliyor

Gözden kaçan bir nokta ise söz konusu önlemlerin sadece Müslümanların değil, aslında Hollanda’da yaşayan bütün vatandaşların özgürlüğünü tehdit etmesi. Örneğin denetim konusunda alınan kararlar bütün vatandaşların gizliliğini tehdit ediyor. Ancak söz konusu önlemler Müslümanlar ve göçmenler üzerinden ele alındığı için, olayın bu tarafı maalesef gölgede kalıyor. Hollanda vatandaşları; Müslümanların ve göçmenlerin haklarına sahip çıkarak aslında kendi haklarına sahip çıkmış olacaklar.

Mesele, Güvenlik ve İnsan Hakları Arasında Naif Bir Dilemmadan İbaret Değil

Diğer yandan, hukuk devleti uğruna radikal kararlar alan bazı partiler; durum kendi aleyhlerine dönünce veya kendi kültürel değer yargılarıyla ve düşünceleriyle uyuşmayınca hukuk devleti ilkelerinden vazgeçebiliyor. Aralık ayında mahkeme tarafından nefret söyleminden suçlu bulunan Özgürlük Partisi lideri Wilders’in, “sahte hâkimler” diyerek hukuk devletine yaptığı saldırı ve “Hiçbir hâkim beni durduramaz.” ifadeleri bunun bir göstergesi.

Bu yüzden Müslümanlara ve göçmenlere yönelik alınan önlemler, güvenlik ve insan hakları arasında naif bir dilemma olarak algılanamaz. Zira seçim programlarındaki kültürcü yaklaşım ve siyasetçilerin etnomerkezci söylemleri, güvenlik argümanının samimiyetini azaltıyor. Liberal Parti’nin seçim programındaki “Sadece ‘bizim’ özgürlüklerimizi benimsedikleri takdirde mülteciler, Hollanda’ya ait kabul edileceklerdir.” sözleri bunun bir göstergesi. Ortada “güvenlik için” alınan tedbirlerden daha çok, “göçmenlere karşı” alınan ötekileştirici önlemler var.

Sorulması gereken şudur: O hâlde burada ölçü nedir? Hukuk devleti ilkeleri mi yoksa kültürel değerler mi? Bir düşüncenin veya kültürel değerin egemen kesime ait olması, azınlık grubunun insan haklarını ve hukuk devleti ilkelerinin ihlalini meşrulaştırır mı?

Siyasetçiler Tarafından Unutulan Adalet

Eğer Avrupa ülkeleri gerçekten hukuk devletinin amaçladığı adalet kavramını gözetiyorlarsa, bugün küresel ölçekte yaşanan sorunlardaki kendi paylarını da sorgulamalıdırlar. Zira kitlesel göç ve Batı ülkelerindeki terör tehdidi; zayıf bir konumda olan etnik azınlıklara ve savaş mağduru göçmenlerin üzerine yıkılamayacak kadar ahlaki bir meseledir. Güvenlik tedbirleri, azınlık konumunda olan grupların siyasette açıkça ötekileştirilmesini ve insan haklarının ihlalini meşrulaştırmaz. Bu bağlamda hukuk devletini korumak adına alınan önlemlerin, hukuk devletindeki adalet kavramı ile ne derece bağdaştığı sorgulanmalı.
Belki de en önemli soru olarak şunu yöneltebiliriz: Hollanda’nın siyasi partileri, seçim programlarıyla ülkeye verdikleri zararı göremiyorlar mı?

Fotoğraf:©Shutterstock.com/Robert Hoetink

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar