Dosya: "Türkiye-Batı Avrupa İlişkileri" Irkçılar İçin Elverişli Bir Zemin: “Türkiye Eleştirisi”

DOSYA

Türkiye’deki referandum Avrupa’da krize neden oldu. Almanya, Avusturya ve Hollanda’da siyasi aktörlerin referandumda taraf hâline gelmesi, ciddi bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor.

Rümeysa Aydın 12 Nisan 2017

Türkiye ile Avusturya, Hollanda ve Almanya gibi Batı Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkiler bu senenin mart ayında en gerilimli zamanlarını yaşadı. Bu süreçte hem Türk hem de Batı Avrupa kamuoyundan yükselen seslere bakıldığında her iki tarafta da ilişkileri geri dönülemez biçimde zedelemek isteyen kesimin daha baskın ve başarılı olduğu söylenebilir.

Her iki kamuoyu da uzun bir süre karşılıklı ithamların, suçlamaların ve krizlerin gölgesinde argümanlarla, gerçeklerle ya da ikna etmekle çok da ilgilenmemeye başladı. Öte yandan Almanya, Hollanda ve Avusturya’da, Türkiye’de gerçekleşecek referandumla ilgili AK Partili bakan ve siyasilerin katılacağı toplantıların engellemelerle karşılaşması bu krizi daha da tırmandırdı. Örneğin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin de katılımıyla 5 Mart 2017’de Köln Frechen’de bir düğün salonunda gerçekleşmesi planlanan program, salonu kiralayan işletmecinin Frechen Belediyesi tarafından baskıya maruz kalması, programı yapması durumunda salon sahibinin kira kontratını feshetmesi gibi tehditlerle iptal edildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılması planlanan programın düzenleneceği otelin yetkilileri ise program için yapılan ön ödemeyi iade edip gerekçe göstermeden kiralanan salonu iptal ettiler. Çavuşoğlu’nun Hamburg’da planlanan bir diğer programında ise salon işletmecisinin PKK yandaşları tarafından tehdit edildiği belirtildi. Daha sonra salona polis ve itfaiye ekipleri tarafından baskın düzenlenerek salonun ruhsatı, yangına karşı güvenlikli olmaması gerekçe gösterilerek iptal edildi. Daha öncesinde ise Çavuşoğlu’nun Hollanda’da katılması planlanan programın düzenleneceği salonun Türk işletmecisi, belediye ve polis yetkililerinin yaptığı baskı neticesinde salonu kiraya vermekten vazgeçmişti.

Dolayısıyla Avusturya, Hollanda ve Almanya’da Türk hükûmet yetkililerinin referandumla ilgili bilgilendirme toplantıları yapmaları büyük ölçüde belediyeler düzeyinde, güvenlik gerekçeleriyle engellendi. Avusturya Şansölyesi Christian Kern (SPÖ) Türk siyasetçilerin Avusturya’da seçim kampanyası yapmalarının engellenmesini istedi. Avusturya’da Yeşiller Milletvekili Peter Pilz, Erdoğan’ın Avusturya’da olası bir programının iptal edilmesi talebinde bulundu. Pilz’e göre Erdoğan kışkırtıcı konuşmalar yapacaktı ve bunun da kamu güvenliğini tehlikeye attığı gerekçesiyle engellenmesi gerekiyordu. Bu esnada bu üç ülkede dile getirilen argümanlar arasında, referandumdan “Evet” sonucu çıkmasının Türkiye’de antidemokratik bir sürecin başlayacağı ve Erdoğan’ın otoriter olduğu gibi ön kabuller yer alıyordu.

Öte yandan Türk hükûmet yetkililerinin referandumda “Evet” yönündeki programları engellemelerle karşılaşırken “Hayır” programları Almanya, Avusturya ve Hollanda’da herhangi bir zorlukla karşılaşmadan düzenlendi. Hatta Almanya’da Yeşiller Partisi doğrudan “Hayır” tercihi yönünde özel bir çaba sarf etti. Yeşiller’in Dortmund Bürosu, parti binasının dış cephesine “Türkiye’deki demokrasiyi güçlendirmek” gibi bir motivasyonla “Hayır” ilanı yapıştırdı. Almanya’da Sol Parti de Türkiye’deki referandumda çok açık bir şekilde “Hayır” tercihini destekledi. Bütün bu tartışmada asıl dikkat çekici olan, başta Alman kamuoyu olmak üzere Avrupa kamuoyunda referandumdaki “Hayır” tercihinin bir “Avrupalı pozisyonu” olarak görülüp, “Evet” tercihinin otokrasinin, diktatörlüğün, basın özgürlüğünün kısıtlanmasına destek olarak görülmesidir. Bu yönüyle referandum, Türkiye ile AB arasında on yıllardır devam eden, “Türkiye Avrupa değerler topluluğunun bir parçası olarak görülebilir mi?” sorusunun bir uzantısı hâline gelmiştir.

Öte yandan referandumla ilgili tartışmada Avrupalı siyasetçiler arasında Türk politikacılara yönelik “sert bir tutum” sergilemenin moda hâline geldiği de söylenebilir. Türkiye’deki AK Parti iktidarına yönelik eleştirilerin dozunun sertleşmesi, Almanya’da bir seçim taktiği olarak kullanılıyor. Örneğin Saarland Eyalet Başbakanı Annegret Kram-Karrenbauer’in seçimlerden 12 gün önce Türk politikacıların eyalette seçim kampanyası yapmasını yasaklaması tam olarak bu taktik kapsamında görülebilir. Türk bakanlar ya da politikacılar Saarland eyaletinde herhangi bir program düzenlemeyi planlamamış olmalarına rağmen bu yasağın getirilmesi, sembol politikasından fazlası değildir.

Dikkat çekici olan bir diğer çelişki ise, Almanya’da (ya da Avusturya’da) yaşayan Türkiye kökenlilerin bütün bu tartışmalar nedeniyle ayrıştığı yönündeki kabulde gizlidir. Birçok Alman siyasetçi, Türkiye kökenlilere “Türkiye’nin iç politikasını ve oradaki anlaşmazlıkları Almanya’ya taşımamaları” telkininde bulunurken, bu telkine rağmen Alman iç politikasında referandumla ilgili açık pozisyonlar alınması, referandumla ilgili Alman siyasetinin bir taraf, hatta “parti” hâline gelmesi ilginçtir. Türkiye’deki referandumu bir iç siyaset malzemesi olarak kullanan, referandumda doğrudan bir siyasi tercihi teşvik eden, hatta bu tercihi benimsemeyenleri “yeteri kadar demokrat olmamakla” itham eden siyasi aktörlerin hemen ardından Almanya’daki Türkiye kökenlilerin referandum nedeniyle ayrıştığından şikâyet etmesi büyük bir çelişki olarak görülmektedir.

Bütün bunların yanında en tehlikeli gelişme ise Türkiye’deki iktidara yönelik –içinde çoğu yapıcı ve haklı eleştiriler de bulunan- eleştiri atmosferinin yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi temayüller için elverişli bir örtü oluşturmasıdır. Hâlihazırda çokkültürlülük, tolerans, bir arada yaşama kültürü gibi artı değerleri reddeden, “Almanya Almanlarındır!” olarak özetlenebilecek bir yaklaşıma sahip aktörlerin ırkçılığa varan söylemlerini, “Türkiye’deki demokratik gelişmelerle ilgili duyulan endişe” kılıfında, hem de hiçbir yaptırımla karşılaşmadan dile getirebilmeleri endişe vericidir.

Türkiye ile Batı Avrupa ülkeleri arasındaki krizi aşmak ancak her iki ülkede de mevcut bulunan çelişkileri ve çifte standartları afişe edip, bunların yinelenmemesini sağlamakla mümkün olacak. Kriz, ancak siyasi tercihlerin katı ideolojik duvarlar örmemesi gerektiğini söyleyenlerin sükûnetle dinlenmesiyle aşılabilir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar