Almanya Aşırı Sağcılıkla Mücadelede “Zihniyet Değişimi” Talebi

Almanya’da Hanau ve Halle saldırıları aşırı sağcı tehlikesine yeni bir boyut kazandırdı. Alman İnsan Hakları Enstitüsü aşırı sağcılıkla mücadelede büyük bir zihniyet değişimi talep ediyor.

eyilmaz 17 Nisan 2020

Almanya’da Hanau saldırısından sonra aşırı sağcı terör gündemi uzun süre meşgul etti. Başbakan Angela Merkel, Hanau saldırısı sonrası, hükümetin en öncelikli görevinin insanların güvenliği olduğunu vurgulamıştı.

Alman İnsan Hakları Enstitüsü tarafından hazırlanan bir bildiri, ırkçı ve antisemitist gerekçelere dayanan saldırıların güvenlik güçleri ve yargı tarafından yeterli derecede ele alınmadığını iddia ediyor. Bu iddiadan hareketle de ırkçı saldırıların cezalandırılmasında bir yetersizlik söz konusu. Enstitü, federal ve eyaletler düzeyindeki kamu kurumlarıyla mahkemelerin aşırı sağa karşı önlem almasını talep ediyor. Aşırı sağla ilgili bağımsız inceleme komisyonlarının kurulmasını da bu talepler arasında.

Özellikle Hanau ve Halle saldırılarına istinaden enstitü, güvenlik ve kolluk kuvvetlerinin yanı sıra Almanya’daki adli mercilerin de yapısal ve zihinsel değişikliğinin önemini vurguluyor. Enstitü ayrımcılığa dayalı suçların tarihsel ve toplumsal köklere sahip olduğu görüşünde. Bu açıdan da devletin söz konusu yapılara yansıyan ayrımcılığın farkına varması gerek. Aşırı sağcı suçları istikrarlı bir şekilde azaltmak ancak bu şekilde mümkün.

Dosya: "NSU Terörü"

NSU: Irkçı İnfazları Destekleyen Neonaziler Hâlâ Aramızda

1 Eylül 2018

Almanya’da Federal Kabine, mart ayında Irkçılık ve Aşırı Sağcılıkla Mücadele Komisyonu kurmuştu. Alman İnsan Hakları Enstitüsü, kurulan bu komisyonun, ülkede NSU cinayetleri sonrasında beklenen zihniyet değişimini gerçekleştirmesi talebinde bulunuyor.

Enstitü Aşırı Sağcı Teröre Karşı Önemleri Sıraladı

Alman İnsan Hakları Enstitüsü, ırkçı söylem ve eylemlerin suçluların psikolojik veya ailevi problemlerine vurgu yaparak hafife alınmaması gerektiğinin altını çiziyor. Bu bağlamda, bilhassa yabancılara karşı önyargıları körükleyici siyasal söylemler, kanunlar ve yayınların toplumda oluşturduğu etkinin fark edilmesi gerektiği belirtiliyor. Ayrıca ırkçı terörün hafife alınmasına yol açan aşırı sağcılığın ve aşırı solculuğun aynı bağlamda ele alınması da enstitü tarafından eleştiriliyor. Almanya’da aşırı sağın insan haklarını ve demokrasiyi hiçe sayma hususunda aşırı sol ile kıyaslanmayacak derecede ileri gittiği ifade ediliyor.

Enstitü, aşırı sağcı terörle mücadele konusunda hukuki zemini kuvvetlendirme adına, teröre maruz kalan fertlerin ve aile yakınlarının devlet kurumlarına güveninin arttırılması gerektiğinin altını çiziyor. Göçmen toplulukların, emniyet yetkilerinin olan güveninin kurumsal ırkçılık nedeniyle etkilendiği ve bu yüzden çok sayıda suçun polise bildirilmediği de bulgular arasında. Bu kapsamda enstitü, emniyet çalışanlarının ayrımcılık konusundaki farkındalığını artırmaya yönelik eğitimler tavsiye ediyor.

Son olarak ırkçılıktan etkilenen insanların yasal koruma taleplerinde hâlâ belirli engellerle karşılaştığını belirten enstitü, hükümetin mağdurları koruyan sivil toplum projeleri ve kuruluşları desteklemesini talep ediyor. (eh)

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar