Marwa el-Sherbini Tarek El-Sherbini: “Kardeşim Ölümünden Önce Katilini Affetmişti”

Marwa el-Sherbini cinayeti, üzerinden seneler geçse de hafızalardan silinmeyecek. Marwa’nin erkek kardeşi Tarek el-Sherbini, cinayetin ardından ailece yaşadıklarını ve mahkemeye karşı hayal kırıklıklarını Perspektif’e anlattı.

Elif Zehra Kandemir 1 Temmuz 2020

Tarek Bey, Marwa ve eşi Almanya’ya geldiğinde siz Mısır’da yaşıyordunuz. Onunla Almanya hakkında konuşuyor muydunuz? Dresden’deki hayatı nasıldı?

Doğu Almanya’da başörtüsünün kabul görmemesine ve bazı ırkçıların başörtüsünden dolayı ona kötü muamele etmesine rağmen, kardeşim Marwa, ailesiyle birlikte Almanya’da mutlu bir hayat sürüyordu.

Oyun parkında katil Alex, Marwa’ya sözlü saldırıda bulunduktan cinayete kadar bir senelik bir mahkeme süreci vardı. Marwa ile mahkeme süreci hakkında konuşmuş muydunuz? 

Maalesef ne kendisi, ne de eşi Elwy, bize oyun parkındaki o sözlü saldırıdan bahsetti. İkisi de polise bu saldırıyı bildirmişlerdi ve zaten kanun gereği haklarını alacaklarını, bu işin de gereğinden fazla büyümeyeceğini düşünmüşlerdi.

1 Temmuz’da Marwa, Dresden’de mahkeme salonunda öldürüldükten sonraki süreç, Mısır’da siz ve aileniz açısından nasıl ilerledi?

Maalesef aile olarak Marwa’nin öldürüldüğünü resmî ağızdan haber almadık. Marwa bıçaklanırken müdahale etmeye çalışan ve ağır yaralanan Elwy’nin durumu çok kötüydü. Sanki güvenlik yetkilileri en başta, Elwy’nin öleceğini, hiç kimsenin de bu olayın detaylarını bilmeyeceğini düşünmüş gibiydiler. Elwy’nin iş arkadaşlarına, Marwa’nin tanıdıklarına, dolayısıyla da bize haber verilmedi. Oysa Elwy’nin mahkemede yanında taşıdığı pasaportunda Dresden’deki Max-Planck Enstitüsünde araştırmacı olarak çalıştığı yazıyordu. Yani çalıştığı yer ve adresi belliydi. Komşularına da saldırıyla ilgili haber verilmedi, hâlbuki Marwa’nin ikamet bilgisi de mahkemede mevcuttu.

Kardeşim çarşamba günü saat 10’da öldürüldü. Mısır’daki ailesi olarak bizler bu haberi ancak ertesi gün, Marwa’nin bir arkadaşından aldık. Bu arkadaşı, onun mahkeme sürecinden haberdardı ve Marwa’nin ailesiyle mahkemeye gittiğini biliyordu. Cinayetin işlendiği gün, onunla irtibat kurmaya çalışmış, çarşamba akşamına kadar ona ulaşamayınca perşembe sabahı Marwa’nin evine gitmişti. Evde kimseyi bulamayınca, evin bulunduğu yere yakın bulunan mahkemeye gitmişti.

Bu arkadaşı, bir gün önce mahkemede birinin katledildiğini duymuş, fakat kimseden bilgi alamamıştı. Sonrasında Mısır’daki bizleri aradı. Biz de Dresden’de o muhitte yaşayan bütün Mısırlı arkadaşlarımızla iletişime geçtik. Oradaki arkadaşlarımız, Marwa ve ailesinin nerede olduğunu araştırdılar ve öğrendiler ki kardeşimin eşi Elwy, mahkemedeki saldırıda aldığı bıçak darbeleri nedeniyle bir hastanede yatıyor.

Hastane idaresi, perşembe günü saat 17’de durumla ilgili bize ancak bilgi verdi. Yani ailesi olarak biz Marwa’nin öldürüldüğünü ve kocasının hastanede hayatıyla mücadele ettiğini ancak olaydan 1,5 gün sonra öğrenebildik. Annesi gözleri önünde öldürülen, babası hastanede yatan 3 yaşındaki yeğenim Mustafa, o süre zarfında bizim hiç tanımadığımız ve bilmediğimiz, yabancı bir ailenin yanında kalmıştı.

Mahkemede olanların bildirdiğine göre Marwa ilk duruşma esnasında kendisini Almanca müdafaa etmiş ve hâkime harfiyen şunu söylemiş: “Biz Müslümanlar müsamahakarızdır. Ben de Alex’e müsamaha gösteriyorum. Çünkü dinimiz, müsamaha dinidir.” Maalesef, yine de Allah’ın iradesine göre bu olay vuku buldu.

Aile olarak bu korkunç olayla nasıl başa çıktınız?

Olayın haberini aldıktan sonra hemen ailemizle, Elwy ve Mustafa ile ilgilendik. Bizim için çok büyük bir şoktu. Allah’ın rahmeti olmasaydı, bu zor dönemden geçemezdik. Hiç kimsenin aklına, böyle bir olayın dünyanın herhangi bir ülkesinde ve üstelik 21. asırda olabileceği gelmez. Marwa’nin babası ise onun ölümünden 6 ay sonra şiddetli eleminden vefat etti.

Marwa’nin öldürülüşü, aynı zamanda Müslüman karşıtı ırkçılıkla ilgili Almanya’da yeni bir tartışmayı başlattı. Bu acıya en yakından tanık olmuş biri olarak, bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bizim, kardeşimin öldürülüşü ve ardından gelen mahkeme sürecine ailece bakışımız, “Eğer katil en sert cezayı alsaydı, bu ırkçı saldırılar tekrar etmez.” şeklindedir. Mahkeme, Marwa’nın kocasını “Arap” siması taşıdığı için vuran polisi sadece görevden almakla yetindi.

Bizim mahkemeye bir sorumuz vardı ve bu soru hâlâ cevap bulabilmiş değil. Katil duruşmadan 10 ay önce mahkemeye Marwa’yı öldüreceğini itiraf ettiği bir mektup yazmış. Duruşmadan uzun süre önce gelen bu açık tehdide rağmen herhangi bir güvenlik önlemi alınmadı ve kardeşim vahşice öldürüldü. Neden yeteri kadar güvenlik tedbiri alınmadı? Katil mahkemeye 18 santimetrelik bir bıçağı nasıl soktu? Bunlar geçen 11 sene içinde cevabını hâlâ alamadığımız sorular.

Elif Zehra Kandemir

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar