“Beate Zschäpe’nin Pişman Olduğuna İnanmıyoruz, Sessiz Kalmayacağız”
NSU’nun hayattaki -bilinen- tek üyesi Beate Zschäpe, 2026’daki tahliye değerlendirmesi öncesi bir “Neonazi çıkış programı”na katıldı. NSU'nun bilinen ilk kurbanı Enver Şimşek'in kızı Semiya ve mağdur avukatlarından Seda Başay-Yıldız, bu hamleyi “stratejik” buluyor. Kurban aileleri, olası erken tahliyeye karşı yürüttükleri kampanya için 145 bin imza topladı.
Almanya’da Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı Neonazi terör örgütünün hayattaki -bilinen- tek üyesi Beate Zschäpe’nin hapisten erken tahliye edilme ihtimali, yakınlarını aşırı sağcı teröre kurban vermiş ailelerin tepkisine yol açtı. NSU, 2000-2007 yılları arasında 8’i Türk 10 kişiyi katletmişti. Zschäpe, bugüne kadar örgütün işlediği suçlarla ilgili hiçbir itirafta bulunmamasına karşın, geçtiğimiz haftalarda pişmanlık gösterenlerin dahil edildiği bir programa kabul edildiği basına yansıdı.
Zschäpe’nin vekili Av. Mathias Grasel, müvekkilinin bir “Neonazi çıkış programına” katıldığını ve birkaç görüşme gerçekleştirdiğini doğruladı. Ancak programın adı ve içeriğinin gizli tutulduğunu, bunun Zschäpe ile yetkililer arasında yapılan bir anlaşmaya dayandığını söyledi. Alman basınında ise onun Exit-Deutschland adlı bir sivil toplum girişimi programına dahil olduğu öne sürüldü. Bu program, aşırı sağcı çevrelerden kopmak isteyenlere psikososyal destek ve topluma yeniden entegrasyon yardımı sağlıyor.
Zschäpe’nin Erken Tahliye Değerlendirmesi 2026’da Yapılacak
Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi, 2018’de Zschäpe’yi ömür boyu hapse mahkûm etmiş ve cezasına “özel ağırlık” (besondere Schwere der Schuld) atfetmişti. Bu karar, onun 15 yıl dolmadan şartlı tahliyeye hak kazanmasını neredeyse imkânsız hale getirdi. Zschäpe, 2023 yılında Saksonya eyaletine bağlı benzer bir kamu programına başvurmuş ancak kabul edilmemişti. Bu ret kararının gerekçesi, onun gerçekten ideolojiden vazgeçtiğine dair kuşkular ve o dönemde tahliye ihtimalinin henüz uzak olmasıydı.
2011’den beri cezaevinde bulunan Zschäpe’nin 15 yıllık asgari hapis süresi 2026 sonunda dolacak. Kasım 2026’da Münih’te mahkeme, Zschäpe’nin cezasının nihai süresini ve erken tahliye ihtimalini değerlendirecek. Alman basınına göre, Zschäpe’nin şimdi bir çıkış programına katılması da bu yaklaşan değerlendirmeyle doğrudan bağlantılı.
Mağdur Ailelerinden Sert Tepki: “Bu, Bize Değersiz Olduğumuzu Hissettiriyor”
Karara karşı kampanya başlatan mağdur aileleri bugüne kadar yaklaşık 145 bin imza toplarken, Zschäpe’nin erken tahliyesinin önüne geçebilmek için hukuki çabalarını da sürdürüyor. NSU’nun bilinen ilk kurbanı olan Enver Şimşek bundan 25 yıl önce 9 Eylül’de çiçek sattığı arabasında silah saldırıya uğramış ve aldığı yaralar nedeniyle 2 gün sonra hayatını kaybetmişti.
NSU kurbanlarından Enver Şimşek’in kızı Semiya Şimşek, Zschäpe’nin bu programa kabul edilmesinin kendilerinde büyük hayal kırıklığı yarattığını belirterek, Almanya’da hukuk sistemine olan güvenlerinin derin yara aldığını söyledi:
“Bu, Almanya devletinde tekrar değersiz olduğumuzu bize hissettiriyor. Bir suçluya daha fazla Almanya’da değer veriliyor. Ama bu aileler, bu mağdurlar ne yaşadı? Bu mağdurlar ne istiyor diye bir kere olsun dinlenmiyoruz. Ya da mahkeme bizi dinlemiyor.”
NSU‘nun ırkçı cinayetlerinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen birçok konunun karanlıkta kaldığını, bu terör örgütüne kimlerin destek verdiğinin ortaya çıkarılmadığını, aile fertlerinin neden ve kimlerin yönlendirmesiyle hedef alındığının bulunamadığını kaydeden Semiya Şimşek, Zschaepe’nin ise bugüne kadar hiçbir itirafta bulunmayarak, aşırı sağı çevreleri korumaya devam ettiğini söyledi.
Semiya Şimşek: “Zschaepe’nin Bu Programa Başvurması Onun İçin Bir Strateji”
Neonazi teröristin bugüne kadar pişmanlık göstermediğini, amacının, bu rehabilitasyon programına katılarak hukuki avantaj sağlamak ve erken tahliyesine kapı aralamak olduğunu aktaran Şimşek şöyle devam etti:
“NSU’ya dair mahkeme süreci hiçbir şey aydınlatmadı. Beate Zschäpe’nin mahkemedeki tavırları, bizim sorularımızı yanıtsız bırakması, duruşu ve bize olan saygısızlığı zaten az çok bu mahkeme sürecinde bilinen bir şey. Sonra böyle bir programa başvurması tamamen onun için bir strateji olduğunu biz biliyoruz. Bunun için de biz, mağdur ailelerin kızları olarak bir imza kampanyası başlattık. Çünkü biz buna sessiz kalmak istemiyoruz. Bunu kabul etmiyoruz.”
Alman makamlarının NSU cinayetlerinin tüm yönleriyle çözülmesi için yeterince çaba göstermediklerini, mahkeme sürecinde ve sonrasında mağdur yakınlarına yeterince ilgi ve destek vermedikleri eleştirisinde bulunan Şimşek, şunları kaydetti:
“Adalet bekliyor muyum? Bekliyorum, ama bu son yıllarda bana şunu gösterdi, aslında beklememeliyim. Bir yapı var, bir çizgi var, onun üstünde derin devlet buna göz yumuyor. Maalesef adalet diye bir şey yok. Adaletin gereği yapılmıyor ama ben yine kamuoyundan bizi desteklemelerini istiyorum. Madem onlar adaleti yerine getiremiyor, bizim toplum olarak bunu kabul etmediğimizi göstermemiz gerekiyor.”
NSU mağdurlarının haklarını takip eden Ombudsman Barbara John da Zschäpe’nin program başvurusunu inandırıcı bulmadığını belirtti. John, bunun esasen erken tahliye öncesinde kendine avantaj sağlama girişimi olduğunu açıkladı.
Ayrıca mevcut yasalar gereği şartlı tahliye sürecinde mağdur ailelerinin görüşlerinin zorunlu olarak dinlenmemesine dikkat çekerek, bunun “ikinci bir aşağılanma” anlamına gelebileceğini vurguladı. John, mağdurların da dinlenmesini sağlayacak bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini, aksi halde mahkemeye uzman görüşü sunabileceğini açıkladı.
Avukat Seda Başay-Yıldız: “NSU Sadece 3 Kişilik Bir Hücre Değildi”
Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde 2013-2018 yılları arasında görülen NSU davasında mağdur aileleri temsil eden avukat Seda Başay-Yıldız ise son gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek, ailelerin haklarını korumak için gerekli tüm hukuki girişimleri sürdürdüklerini vurguladı.
Başay-Yıldız, Exit-Deutschland programının pişmanlık duyan aşırı sağcıların tekrar topluma kazandırılmasını amaçladığını, ancak bu programa katılanların gerçekten de ırkçı ideolojiyi terk ettiklerini ispatlamalarının gerektiğini, geçmişte işlenen suçların aydınlatılmasına yardımcı olmaları, aşırı sağcı yapıların zayıflatılmasına katkı sağlamaları gerektiğini vurguladı.
Beate Zschaepe’nin mahkeme süresince ve sonrasındaki tutum ve hareketlerinin bu yönde olmadığına dikkati çeken Başay-Yıldız, Exit programına başvurmasının da erken tahliyeye kapı aralamak için bir taktik gibi göründüğünü söyledi. Başay-Yıldız şöyle devam etti:
“Tabii ki bana pek inandırıcı gelmiyor açıkçası. Münih’teki dava 5 yıl sürdü, 438 duruşma günü yapıldı. Orada mesela inandırıcı şekilde pişman olduğunu söylemedi. Bir de ikincisi, önemli olan, bizim sorularımızı cevaplamadı. Yani mağdur ailelerinin sorularını, avukatlarının sorularını cevaplamadı. Yani o zaman pek pişmanlık göstermedi. Bunun inandırıcı olması için birinci gereken şey bizim sorularımızı cevaplandırması.”
NSU terör örgütünün iddia edildiği gibi sadece 3 kişiden oluşan bir hücre olmasının mümkün olmadığını, daha geniş bir destek ağı olduğunu vurgulayan avukat Başay-Yıldız, tutuklu bulunan Zschaepe’nin bugüne kadar sessiz kalarak cinayetlerin aydınlatılmasını engellediğini, aşırı sağcı çevreleri koruduğunu söyledi.
NSU adlı bir örgütün varlığının 2011 yılında açığa çıkmasının hemen ardından Alman iç istihbarat servisi BfV’de (Bundesverfassungsschutz) aşırı sağla ilgili bazı dosyaların imha edildiğini de hatırlatan Başay-Yıldız, şunları kaydetti:
“Mesela şimdi gizli istihbaratla ilgili çok soru işareti var. Kim ne zaman ne biliyordu? Bu örgütün çevresinde olan gizli ajanlar tarafından ne gibi bilgi verildi? Bu cinayetler önlenebilir miydi? Yani bunlar çok derin şeyler, devleti de ilgilendiren şeyler. Biliyorsunuz Almanya her zaman diyor biz bir hukuk devletiyiz, başka ülkeleri eleştiriyor. Ama kendisine geldiği zaman bu soruları hiçbirisini cevaplandırmadı. Bu dosyaların neden yok edildiğini cevaplandırmadı.”
NSU’ya 13 yıl boyunca lojistik destek sağladığı için yargılanan André Eminger’in de bir çıkış programına kabul edildiği, ancak tahliye olduktan sonra uzun süre aşırı sağcı çevrelerle temaslarını sürdürdüğü biliniyor. Bu durum, söz konusu programların gerçekten ideolojik kopuş sağlayıp sağlamadığı konusunda ciddi şüpheler doğurmuştu.
NSU Cinayetleri ve Yargı Süreci
Almanya’da 2000-2007 yılları arasında 10 kişinin öldürüldüğü cinayetler (Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Mehmet Turgut, İsmail Yaşar, Theodoros Boulgarides, Mehmet Kubaşık ve Halit Yozgat) uzun süre karanlıkta kalmış, bunların arkasında NSU adlı Neonazi terör örgütünün olduğu 2011’de ortaya çıkmıştı.
NSU üyelerinden Uwe Böhnhard ve Uwe Mundlos, 4 Kasım 2011’de bir banka soygununun ardından saklandıkları karavanda ölü bulunmuş, intihar ettikleri öne sürülmüştü. Terör örgütünün hayattaki tek üyesi olduğu iddia edilen Beate Zschäpe, örgüt arkadaşlarının ölümü üzerine hücre evini ateşe vermiş ve polise teslim olmuştu. Zschäpe, 11 Temmuz 2018’de sona eren davada ömür boyu hapse mahkum edilmişti.
Neonazi terör örgütünün, uzun yıllar boyunca Alman güvenlik birimlerince tespit edilememiş olması, NSU üyelerinin geçmişte bazı istihbarat muhbirleriyle ilişki kurduklarının ortaya çıkması, Almanya’da büyük tartışmalara yol açmıştı. (AA/P)