Uygurlar “Doğu Türkistan’da Kültürel Soykırım Artık Durdurulmalı”

1949’da Çin Halk Cumhuriyeti Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinde Doğu Türkistanlı liderler öldürüldü ve eyaletin kontrolü ele geçirildi. O günden beri bölgenin yerlilerine, özellikle de Uygur ve Kazaklara karşı amansız bir kültürel soykırım uygulanmaktadır.

Peter Navarro 1 Mart 2014

Doğu Türkistan bugün Çin’in Sincan Eyaleti olarak tanınmaktadır. Çin’in Tibet’te uyguladığına benzer şekilde gerçekleştirdiği kültürel soykırımda temel süreç “Hanlılaştırma” olarak bilinmektedir; bu sözcük, Çin’de yaygın etnik grup olan “Han” sözcüğünden türetilmiştir.

Hanlılaştırma uygulamasıyla çok miktarda Han Çinlisi grup Sincan’a gönderilmekte, evli çiftler de Çin nüfusunun parçası hâline gelerek bölgede Çinlilerin çoğunluk hâline gelmesine yardım etmektedir. Ayrıca, erkek Han Çinlilerinin, saf Uygur soyunun kaybolması amacıyla Uygur kadınlarla evlenmesi beklenmektedir. Güvenlik politikası gereği, çocuk doğuracak yaştaki Uygur kadınları, genellikle Han Çinlileriyle evlenmeleri için veya en basitinden çocuk sahibi olmasınlar diye başka eyaletlere işçi olarak gönderilmektedir.

“Doğu Türkistan’da Yaşayan Uygurlar Din Özgürlüğünden Yoksundurlar”

Bütün bunlara ilaveten, Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar din özgürlüğünden yoksundurlar. Yine kendilerine eğitim sisteminde zorla Çin kültürü müfredatı okutulmakta ve ana dilde eğitime dair herhangi bir girişim bulunmamaktadır. Bütün bunlar, Çin’in Tibet’te kullandığı yöntemlerin tıpatıp aynılarıdır. Ancak en kötüsü de Çin’in ticari çıkarlarının ülke topraklarındaki bütün ekonomik alanı hâkimiyet altına alması ve bunun sonucu olarak Uygurların işsizlik ve yoksulluğa itilmesidir.

Bütün bu anlatılanlar, bu gezegen üzerinde yaşayan bir halka uygulanan en barbar ve küçük düşürücü muameleleri ortaya koymaktadır. Tek arzu ettikleri, kültürlerine ve dinlerine saygı gösterilmesi ve gerçek bir özerklik olmasına rağmen Uygurlar sürekli olarak “terörist” ve “bölücü” olmakla suçlanmaktadır. Bununla birlikte, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, hem Sincan hem de Tibet’te yerli halk, kelimenin gerçek anlamıyla yaşamları için mücadele ederken büyük kargaşalar özellikle bu bölgelerde kendisini göstermektedir.

Ne yazık ki dünya bütün bu olanlara sırtını dönmüştür. Uygurlara karşı uygulanan bu küçük düşürücü muamelenin gerçekleşmesine sadece izin vermekle kalmamış; Uygurlara ve Tibetlilere kötü muamelesinden dolayı Çin’e yok denecek kadar az sayıda eleştiri ve yaptırımda bulunmuştur. Dolayısıyla ticaret ve hırsın, uluslararası arenada da insan haklarını gölgede bıraktığı ortaya çıkmıştır. Çok açıktır ki Çin’de mağaza açan ve üstü kapalı bir biçimde Çin’in otoriter rejimini destekleyen her yabancı şirketin elleri kana bulanmıştır.

Çin’in Sincan’da Yaptığı, Kültürel Soykırım Durdurulmalıdır

Çin’in Uygurlara neden bu şekilde davrandığını da irdelemek gerekir: Sincan, Çinlilerin iki nedenden dolayı hâkim olmak istediği çok önemli bir toprak parçasıdır. Birincisi, Sincan, tarih boyunca Çin’in rakibi ve zaman zaman da düşmanı olan Rusya ve Hindistan’a karşı önemli, stratejik bir tampon bölgedir. İkincisi ise Sincan enerji ve maden açısından inanılmaz ölçüde zengindir. Bölgedeki petrol ve doğal gaz rezervleri Çin rezervlerinin dörtte birinden daha fazla, kömür rezervleriyse üçte birinden fazladır. Ayrıca, Çin’in tüm eyaletleri arasında en geniş demir cevheri yatakları, en yoğun berilyum ve tuz rezervleri de bölgede bulunmaktadır.

Bu dinamiklerden dolayı Sincan halkı, kültürel ve dinî yok oluş tehlikesi altındadır ve pek çok durumda da iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin ellerinde ölmekte ya da hapse atılmaktadır. Bu insanlık trajedisi tüm dünyanın dikkatini çekmeli ve Çin’in Sincan’da yaptığı, gündeme getirilmeyen kültürel soykırım durdurulmalıdır.

Fotoğraf: Flickr.com/Dmitry Perstin

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar