İsviçre'de İslam “Genç Müslümanlar Kendilerini Tekrar Tekrar İfade Etmeli”

“Genç, Müslüman, İsviçreli...” Luzern Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ve bu ismi taşıyan araştırmada İsviçreli Müslüman gençlerin ülkedeki hâkim diskuru İslamofobik bulmalarından, dernek ve camilerin kimlik kazandırıcı etkilerine kadar pek çok konuda şaşırtıcı sonuçlar ortaya koyuluyor. Araştırma ekibinden Andreas Tunger-Zanetti ile İsviçre’deki Müslüman gençleri konuştuk.

Rümeysa Aydın 1 Mart 2014

“Genç, Müslüman ve İsviçreli” ismini taşıyan araştırmanızın sonucunda, temel beklentilerinizden farklı olan hangi sonuçlara ulaştınız?

Araştırma sonunda bizi gençlerin yürüttüğü aktivitelerin çeşitliliği şaşırttı: En güzel ezanı okuyanın seçildiği yarışmalardan kan bağışı kampanyalarına, iş başvuruları ile ilgili eğitimlerden Slam şiir yarışmalarına kadar; Paintball maçlarının yapıldığı, Çikolata Müzesi’nin ziyaret edildiği geniş bir aktivite yelpazesi… İkinci olarak dikkat çeken şey, gençlerin sahip oldukları Müslüman kimliklerini, “İsviçre’de yaşayan bir genç olmak” gerçekliği ile bir araya getirme çabalarıydı. Yine beklemediğimiz üçüncü şey, gençler için İslam hakkındaki olumsuz söylemlerin ne kadar önemli olduğu, bunların onları ne kadar incittiği ve topluma İslam’ın değişik bir yüzünü göstermek için gösterdikleri çabaydı.

Çalışmanızdan hareketle İsviçreli Müslüman gençleri nasıl tanımlarsınız? Bu toplumsal grubun özellikleri nelerdir?

Çok basit bir ifade olacak belki ama: Onlar da gayet normal gençler. Birçoğu küçüklüğünden itibaren burada yetişmiş ve dolayısıyla kendilerini İsviçre toplumunun tabii bir parçası olarak görüyorlar. Tıpkı Müslüman olmayan gençlerde olduğu gibi, ailelerinden bağımsız yaşayabiliyorlar; “cool” buldukları idolleri, sevdikleri oyun ve spor dalları aracılığıyla yaşıtlarının arasında bir çevre arıyorlar. Müslüman olmayan gençler arasında olduğu gibi, bu kesimin de küçük bir bölümü dinine bağlı gençlerden oluşuyor; büyük çoğunluğu dinî vecibelerini kısmen yerine getiriyor. Müslümanlar için farklı olan tek durum, gençlerin, dinlerini görünür bir biçimde yaşadıklarında çoğunlukla İslam’a karşı esen toplumsal bir rüzgârla karşılaşmaları oluyor.

Müslüman gençler İsviçre toplumuna ne tür bir katkı sağlıyor?

Araştırmamızda cami çevresindeki ve herhangi bir yere bağlı olmayan gençleri ele aldık. Gençlerin cami çevresine takılmalarında yatan sebep, bu çevrenin hoşlarına gitmesi ve kendilerine bir şeyler kazandırıyor olması. Dinleriyle yakından alakadar olabildikleri bu grup içinde, dünyadaki konumlarına ve günümüz İsviçre’sinde dinin önemine dair kişisel bir pozisyon geliştiriyorlar. Bu durum, toplumun gelişmesine dolaylı bir katkı sağlıyor; fakat bence bu, en az, Müslüman gençlerin de katıldığı hayır çalışmaları kadar önemli.

Müslüman gençler arasında yaygın olan organizasyon yapıları sizce uyumun mu, yoksa paralel toplumun mu göstergesi? Gençlerin organize olmasının ardındaki fırsat ve tehlikeler nelerdir?

Organizasyon, diğer genç gruplarda olduğu gibi Müslüman gençler arasında da oldukça zayıf. Gerçi gençler çabucak kaynaşıp bir şeyler oluşturabiliyorlar: Bir dernek, internet sayfaları ya da bir buluşma gibi… Ama süreklilikte sorunlar meydana geliyor. Bir cami cemaatinden etkin bir yönetici ya da bir-iki faal üye evlenecek olsa ya da eğitim ve iş gibi sebeplerden ötürü başka bir yere taşınsa, bütün çalışmalar sekteye uğrayabiliyor. Bunun yanında Müslüman gençlerin katıldığı gruplar yalnızca Müslümanlara yönelik olsa da herhangi bir dışlanma yaşanmıyor. Okul ve iş yerlerindeki günlük hayatlarında Müslüman gençler, Müslüman olmayan çevreleriyle normal bir ilişki içinde oluyor. Bir şeyler başarmak istiyorlar; ama bu, toplumda ancak işbirliğiyle mümkün, kendi kabuğuna çekilmek çözüm değil.

İsviçre Müslümanları herhangi bir devlet yardımı veya toplumsal bir destek alıyorlar mı? Ya da şöyle soralım: İsviçre’de Müslümanlar kabul görüyor mu?

Devlet ya da toplum “Müslümanları” desteklemiyor. Böyle bir görevleri de yok. Devlet makamları, genel anlamda hangi dine mensup olursa olsun ayrımcılığa maruz kalanları destekler; sıkça ayrımcılıkla karşılaşan Müslümanları desteklemek de bunun içindedir. Müslüman dernekler ile kilise gibi gayrimüslim organizasyonlar bazen ortak çalışıyor. Kabul ve tanınma ise toplumsal çalışmayla elde edilir. Anlaşılmaz, kötü, ayrımcı ya da bir şekilde problemli de olsa oy hakkı olan insanların kendilerinin karar verebildiği doğrudan demokrasilerde, azınlıklar, halkın bir gün doğru karar verebileceğini bekleyemeyeceklerine göre, kabul görmek için daha fazla çaba göstermelidirler.

İsviçre’deki güncel siyasî gelişmeler; mesela minare yasağının halk oyuyla kabul edilmesi ve göçmenlere getirilen kısıtlamalar, toplumda İslam karşıtı eğilimlerin var olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni nedir ve Müslümanlar buna karşı ne yapabilirler?

İslam, batı Avrupa toplumlarının “diğerleri”ne ve aynı zamanda genel olarak dine yaklaşımını yansıtan; bu toplumların “kendi”lerini ve “Avrupa”yı tanımlamaya çalıştıkları bir zemin. Bu tartışmanın aktörleri, Müslümanlarla ya da Müslümanların düşünceleriyle hiç mi hiç ilgilenmiyor. Müslümanlar bu durumda ne yapabilir? Bence, Müslümanların kendilerini mağdur hissetmeleri ve böyle lanse etmelerinin herhangi bir getirisi yok. Sabırla, tekrar tekrar kendi bakış açılarını ifade etmeleri ve toplumda -bu bir itfaiye bile olsa- aktif olarak yer almalarının getirisi bana kalırsa daha fazla.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar