Bilinmeyene Sürgün Hiçbir Yerin İnsanları: Rohingya Müslümanları

Fotoğraf sanatçısı Greg Constantine “dünyanın en garip bırakılmış mültecileri” olarak tanımladığı Arakanlıların hikâyelerini kendi ağızlarından dinleyip hayatlarını fotoğraflayarak “Bilinmeyene Sürgün” kitabında topladı. Constantine ile Rohingyalı mülteciler ve kitabı hakkında konuştuk.

1 Nisan 2014

Sizi Rohingyalı mültecileri fotoğraflayarak onların hikâyesini anlatmaya iten sebep neydi?

2005’te “Hiçbir Yerin İnsanları: Dünyanın Vatansızları” adlı uzun soluklu bir proje üzerinde çalışmaya başladım. Bu proje dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan vatansız mültecileri belgelendirmeyi amaçlamaktaydı ve bu çalışmaya Rohingyalıları da dahil etmek benim için çok önemliydi. 2006 yılının başlarında Rohingyalılar hakkında çalışmalarıma başladığımda çok çaresiz bir durumdalardı. O dönem henüz Rohingyalılar ile kimse ilgilenmiyordu; pek çok insan onları tanımıyordu bile. Onların hikâyesi için 8 defa güney Bangladeş’e gittim; her sene bu halka dair endişe verici yeni bir gelişme yaşanmaktaydı ve hâlâ yaşanmaya devam ediyor. Bu anlamda bu halka karşı yapılan ve olan biten herşeyi belgeleyen geniş kapsamlı bir eser meydana getirmenin son derece önemli olduğunu düşündüm.

Rohingyalılar ne tür bir muameleye maruz kalıyor ve bunun nedeni ne?

Rohingyalılar tarih boyunca Burma’da ayrımcılığa uğrayan ve dışlanan bir halk olmuş. Burma daha bir ülke bile değilken Rohingya halkı Burma’da yaşamaktaydı; onların yaşadıkları bölgenin adı da Arakan’dı ve Budistlerle Müslümanlar yüzlerce yıl Arakan olarak adlandırılan bu bölgede bir arada yaşadılar. Herşey Burma’nın bir ülke olarak kurulmasıyla değişti. O zamanlar yüzbinlerce Rohingyalı vardı Burma’nın sınırları içerisinde. Öyle sanıyorum ki bu halk Arakan’ın siyasi ortamını germek için siyasi otorite tarafından sürekli kullanılan bir topluluk olmuş. Birçok insan Rohingya sorununun bir göç meselesi olduğunu söyleyecektir, çünkü insanlar onların Burmalı değil Bangladeşli olduğunu sanıyor. Bense bunun bir göç meselesi olduğuna kesinlikle katılmıyorum. Eğer bu insanlar yüzyıllardır Burma’da yaşıyorsa bu nasıl bir göç sorunu olabilir ki?

Geçen seneki etnik şiddet olayları nedeniyle bugün pek çoğu meseleyi bir çeşit Müslüman-Budist çatışması olarak görüyor. Her ne kadar Müslüman Rohingyalılar dinî bir azınlık olarak uzun yıllar boyu pek çok zulme maruz kalmışlarsa da meseleye insan hakları penceresinden bakılması gerekiyor. Zira bu halkın pek çok temel hakkı ihlal ediliyor. Seyahat etme özgürlüğü, dinini yaşama özgürlüğü, evlenip yuva kurabilme özgürlüğü gibi pek çok hakları çiğneniyor.

Ziyaret ettiğiniz mülteci kamplarında sizi en çok etkileyen şey neydi?

Rohingyalıların durumu onların hikâyelerini dinlemeye başladığım 2006 yılından bu yana her geçen gün daha kötüye gidiyor. Yaşadığım en üzücü deneyimlerden birini kısa bir süre önce Burma’da yaptığım geziler esnasında yaşadım. Sittwe ve Arakan’daki evlerinden atılmış binlerce Rohingyalı vardı. İşleri yok, evleri yok, yanlarına alabildiklerinden başka hiçbir eşyaları yok ve gerçek bir yurtları yok. 20 küsür senedir Bangladeş’te yaşayan ve sürekli Burma’daki evlerine dönmek isteyen Rohingyalılar var, fakat dönemiyorlar. Burma’da bu halka mütemediyen uygulanan parçalama ve etnik temizlik politikası gerçekten korkunç.

Kitabınızda en etkileyici hikâyelerden biri de Fatıma’nın hikâyesi: Fatıma Burma makamlarından izin almadan evlendiği gerekçesiyle iki defa çocuğunu aldırmak zorunda bırakılıyor, eşi 6 ay hapiste yatıyor ve işkence görüyor. Ardından çok fazla suç işledikleri gerekçesiyle yetkililer evlenme izni vermeyi reddettiklerinden ülkeden kaçmak zorunda kalıyorlar. Buna benzer hikâyeleri dinlerken ne hissettiniz?

Hem yürek burkan hem de sinir bozan bir durum bu. 20 yılı aşkın bir süre dünyanın pek çok ülkesi Burma’ya çeşitli yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımların sebebi ülkedeki siyasi hükümlüler ve insan hakları ihlalleriydi. Fakat şimdi bu ülkelerin neredeyse tamamı bugün bu haksızlıkların hâlâ hüküm sürdüğü Burma’ya millî menfaatleri sebebiyle yaptırımları gevşetmiş ya da kaldırmış durumda. Bu durum bana göre uluslararası toplumun izlediği politikaların iki yüzlülüğünü gösteriyor.

Bu yüzden projeyle insanları silkelemek ve onlara Burma’da bu gibi insan hakları ihlallerinin hâlen devam ettiğini söylemek istiyorum. Fotoğrafın bu anlamda insanları soru sormaya teşvik eden bir gücü olduğunu düşünüyorum.

Dünya çapında 12 milyon vatansız insan var. Proje kapsamında ziyaret ettiğiniz diğer vatansız topluluklar ile Rohingyalılar arasında herhangi bir fark gözlemlediniz mi?

Dünya çapında 12 farklı vatansız topluluğu fotoğraflama imkânı buldum; vatansız Rohingyalıların durumu bugün dünya üzerinde en ekstrem örnek. Dünyada çok az vatansız topluluk Rohingyalılar kadar tecrit edilmiş ve onlar gibi en temel haklarından mahrum bırakılmıştır.

Onlar aynı zamanda bir milyonu geçen sayılarıyla dünyadaki en geniş vatansız topluluk. Çoğu insan “vatansızlık” gibi bir meselesinin var olduğundan bile habersiz ve bu durum bu problemi yaşayan mağdurlar açısından da büyük bir sorun.

Kitap amacına ulaştı mı sizce?

Her ne kadar geçmişe nazaran meseleye daha fazla medya ilgisi olsa da geniş bir kesimin Rohingya hakkında hiçbir şey bilmediği kanaatindeyim. Vatansızlık sorununu Rohingyalılar örneğinde içinden çıkılmaz hâle getiren şeylerden biri de çözümün büyük oranda siyasi iradeye bağlı olması ve yasal değişiklikler gerektirmesi. Dolayısıyla siyasilerin bu konunun çözümünde istekli davranmaları ve insanların resmî olarak anavatanlarında var olabilmelerine imkân tanıyan yasal değişiklikleri mümkün kılan bir politik sistem geliştirmeleri gerekiyor. Rohingya örneğinde bu ülke Burma.

Bu mesele aynı zamanda dünyanın her yerinde politikanın en hassas konularından birini de kapsıyor; o da kimin bir ülkenin vatandaşı olup olmadığına devletin karar vermesi. Burma’da bu sorunun çözümü adına siyasi arenada içeriden hiçbir irade mevcut değil; buna Aung San Suu Kyi de dahil. Devlet vatansız Rohingyalıların durumuna bir çözüm bulmak için bir siyasi irade göstermiyorsa, uluslararası toplumun o ülkeye uygulayacağı baskı tek başına mevcut durumu değiştirmeye yetmeyecektir. Dolayısıyla Burma’da içeriden bir değişiklik olana dek uluslararası camianın Burma’ya vatandaşlıkla ilgili kanunlarını gözden geçirmesi ve 1982 tarihli vatandaşlık yasaları üzerinde Rohingyalıları da kapsayacak bir değişiklik yapması konusunda baskı yapmaya devam etmesi gerekiyor.

Fotoğraf: ©Greg Constantine

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar