Filistin Savaşın Gölgesinde Unutulmayan Filistin Kültürü

İsrail’in Batı Şeria’da süren askerî işgali ve Gazze üzerindeki denetimi bir “apartheid” devletini güçlendirirken Filistinlilerin içine kısıldığı ve kendi hayatları üzerinde asgari kontrole sahip olabildikleri kültürel boyut, İsrail- Filistin çatışmasının kritik bir yönü olarak ortaya çıkıyor. İsrail’in 60 yıldır süren zulmüne rağmen Filistin kültürü ve tarihî hafızası nesillerdir canlı.

Alessandra Bajec 1 Mart 2015

“Filistin’in, sahip olduğu tarihsel zenginlik, dinî önem, yerel kültür ve nefes kesen manzarasıyla turistlerin dikkatini çekmek gibi bir problemi olmamalı.” diyor Filistin meselesiyle ilgilenen yazar ve eleştirmen Ben White. Filistinlilerin evlerinden zorla çıkarıldığı 1948 Filistin savaşından, yani Nakba’nın (Felaket) ardından yaklaşık 750.000 insan mülteci oldu ve 500’ün üzerinde köy ve kasaba boşaldı. Filistin sürgünü, halkı öylesine parçaladı ki, İsrail’in hâkimiyeti altındaki bölgede kalan ve “İsrailli Arap” kimliği üzerine bir toplum inşa eden “1948 Arapları” gibi bir ulusal kimlik oluşturmak imkânsızdı. Yurtlarını terk eden Filistinliler Filistin’in geriye kalan topraklarıyla komşu ülkeler arasında dağıldılar.

İsrail güçlerinin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’ni işgal ederek daha fazla toprak aldığı 1967 Savaşı sonrasına kadar Filistin’in bölünmüş halkları üzerinde Filistin halkını geleceğe taşıyacak daha güçlü bir ulusal kimlik ortaya çıkmadı. İsrail’in Filistin topraklarını almasından sonra yan yolların yapılması ve askerî kontrol noktalarının oluşturulmasıyla birlikte Filistin şehirleri etrafındaki yerleşim bloklarını genişletmeye devam etmesi Filistin’in yalnızca doğal çevresini değiştirmekle kalmadı; aynı zamanda Filistin kültür mirasını da yok etti.

1948 sonrası diasporaya ve İsrail işgali altındaki Batı Şeria’nın sonradan parçalanmasına rağmen bir zamanlar ağırlıklı olarak Filistinli Müslüman ve Hristiyanların meskûn olduğu tarihî Filistin toprakları, günümüze kadar Filistin kültürünün temel sembolü olagelmiştir. Kahire Filistin Büyükelçiliği Kültür Merkezi’ndeki Filistinli sanatçı ve danışman olan Latifa Yousef de bu gerçeği tasdikliyor: “1948 Filistin topraklarında yaşamış olan Filistinliler hakiki Filistin kültürünü en çok temsil edenlerdir.”

Bu gerçeğe rağmen kuruluşundan bu yana İsrail Devleti, kültürel mirası dâhil Filistin coğrafyasını sistematik olarak imha etme politikası izleyerek Filistin kültürünün tüm kalıntılarının yok edilmesi amacıyla bu yerli halkın varlığını inkâr etmekte ve İsrail sınırları içinde kalan yerlere İbranice isimler vermektedir. Bununla birlikte, tarihî coğrafyada yaşayan Filistinliler aralarındaki toplumsal bağları güçlendirmektedir. Aynısı anayurtlarından ayrılıp işgal altındaki Filistin’de ve diasporada mülteci olarak yaşayanlar için de söylenebilir.

Filistinlileri işgal altındaki topraklarla şehirler, köyler ve mülteci kampları arasında ayırmış olsa da bu çatışma, onları aynı işgalci karşısında bir şekilde ortak bir başkaldırı ruhu etrafında bir araya getiriyor. Direniş kültürünün kendisi Filistin yaşamının özünde olan bir şey ve bu Filistin kültürünün farklı yönlerine de yansıyor. İsrail işgalinin neden olduğu coğrafi bölünmelere karşın ortak bir kökende buluşan gelenek görenek, sanat, edebiyat, müzik ve dans, el zanaatları, mutfak ve kıyafet kültürü binlerce yıldır canlı duruyor.

Latifa Yousef, gittikleri ülkelerin kültürlerinden de etkilenmiş olmalarına karşın diğer ülkelere göçen Filistinlilerin, her nerede yerinden edilmiş olurlarsa olsunlar Filistin dışında kültürel miraslarını korumak için bir çeşit nostalji içinde bulunduklarını belirtiyor. Sanatçı ve moda tasarımcıları gibi diğerleri ise yeni eğilim ve motiflerin yanı sıra kendi alanlarında bilhassa Filistin tarzını da kullanma eğilimindeler.

Yousef, yurtlarını terk eden ya da terk etmek zorunda bırakılan Filistinlilerle kendi istekleriyle (mesela bir STK aracılığıyla) yurtlarından ayrılmış olanlar arasında önemli bir farkın olduğunu vurguluyor. İlk grup olan “Filistin elçileri”, Filistin kültür mirasını devam ettirmek hususunda kararlı. İkincisi ise Filistin’i yurt dışında temsil etmiyor; çünkü sponsor kuruluşlarının çoğunlukla Filistin halkının yararına olmayacak sınırlayıcı koşulları var. Yousef, Filistin’de faaliyet gösteren STK’ların çoğunun, “Geri dönüş hakkı değil, ama barış hakkında konuşabilirsiniz” gibi koşullar koyduğunu belirtiyor: “Bu kuruluşlar dost gibi görünüyorlar ama değiller; sadece işgale ve Filistin’in kantonlaştırılmasına ortak oluyorlar.” Birleşmiş Milletlerin 194 No’lu kararına rağmen Filistinli mülteciler ve onların çocuklarına yasal olarak yurtlarına dönme ya da müsadere edilmiş mallarıyla topraklarının iade talebi hakkı tanınmıyor.

Gazzeli bağımsız gazeteci Rami Almeghari, İsrail’in pek çok tarihî, kültürel ve dinî yerleşim yerinin harap olmasına neden olduğu son Gazze saldırısının yarattığı zarara atıfta bulunuyor. Temmuz 2014’teki “Koruyucu Hat” operasyonunda resmî rakamlara göre 203 cami zarar görürken bunların 73’ü tümüyle yıkıldı. Zarar gören camiler arasında Gazze’nin en eski ve büyük camisi Ömer Camii ile ikinci en büyük cami olan Sham’ah Camii de bulunuyor. Gazze’nin 3 kilisesi de İsrail’in 2014 yılındaki bombardımanı sonucunda zarar gördü.

Bu mekânların kaybı, Gazze’nin yüzlerce yıllık İslam tarihini barındıran kültürel ve tarihî mirasını da tehlikeye atıyor. Ancak bu yıkım Filistin belleğini silemiyor; çünkü Gazzeliler İsrail’in üç büyük askerî saldırısının ardından, sahip oldukları inanılmaz dirayet ile kimliklerini ve var olma haklarını savunmaya hâlâ devam ediyorlar.

Gazze’yi “tarihî” bir bölge olarak tanımlayan Almeghari, İsrail’in şehrin sayısız tarihî mekânına verdiği zararın ve insanların bölge içinde ve dışında rahatça hareket etmelerini yasaklayan sıkı ambargonun, Filistin’in uzun yıllardır olmayan turizm endüstrisini de tehlikeye attığının altını çiziyor. Sınırdaki kısıtlamalardan dolayı çok az sayıda Gazzeli sanatçı yurt dışına seyahat edip festival ve programlara katılabiliyor. Bu da demek oluyor ki çoğu için, dünya üzerindeki diğer meslektaşlarıyla bağlantı kurabileceği bir yol bulunmuyor. Pek çok yetenekli sanatçı, Gazze dışına çıkamadıkları ve gerekli imkânları bulamadıkları için tanınmıyor. Bunun yanı sıra, İsrail hükûmeti Filistinli sanatçı, şair ve yazarları Filistin dışına çıkmaktan caydırma ve onların kültürlerini dışarıda paylaşmalarını engellemek amacıyla, yabancı kamuoyuyla etkileşimlerini mümkün olduğunca sınırlama eğiliminde.

Gazze Şeridi ve Batı Şerialı Filistinlilerin iki toprak arasında gidip gelmesinin yasak oluşu bahse değer bir kültürel kimlik meselesi.

“İsrail, Filistin’de ülke düzeyinde de bir iç kopukluk yarattı; böylece iki taraftaki Filistinliler arasında, kültürler üstü bir bağlantı bulunmuyor.” diyor Almeghari.

Fakat Filistin kültürü, Filistin halkının yüreğinde kökleşmiş durumda. Bu kültür, bütün engellemelere rağmen silinmeyecek ya da unutulmayacak bir bağ ihdas ederek Filistinlilerin atalarının toprağında yankılanmaya devam ediyor. Pek çok Filistinli gibi sanatçı Yousef da her yıl, geleneksel takılar takıp kıyafetler giyerek, halk şarkıları ve Dabke dansıyla eğlenerek Uluslararası Filistin Günü’nü kutluyor. İsrail’in Filistin kültürünü sindirmek için yaptığı girişimler, şu ana dek Filistinlilerin anavatanlarının mirasını canlı tutmada daha kararlı davranmalarına yaramış; uzun vadede bu dirayet değişmeyecek gibi görünüyor.

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Tunus merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar