Charlie Hebdo Saldırısının Ardından 8 Yaşında Sorgulanan Bir “Zanlı”: Ahmed

Fransa'nın Nice kentinde bir okulda 8 yaşındaki Ahmed, sınıfta söyledikleri yüzünden polis sorgusuna alındı. Sorgunun nedeni, Ahmed'in "Ben Charlie'yim" dememesi.

Ahmet Faruk Çağlar 1 Mart 2015

“Sen Charlie misin?” diye sordu öğretmen. Ahmed, “Hayır.” dedi. Öğretmen, “Peki neden?” diye yineleyince Ahmed şöyle cevap verdi: “Çünkü onlar peygamberin karikatürünü yaptılar. Ben teröristlerden yanayım.” Fransa’nın Nice kentinde geçen bu konuşmanın ardından okul müdüründen şiddet gören, karakola çağırılıp kendisi ve babası sorgulanan 8 yaşındaki Ahmed’in başından geçenleri ailenin avukatı Stefan Guez Guez’le konuştuk.

Ahmed ve babasının sorgulanmasına giden süreç nasıl gelişti ve siz davaya ne şekilde müdahil oldunuz?

8 Ocak 2015 tarihinde Ahmed’in öğretmeni sınıfında Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı hakkında bir tartışma düzenledi ve sınıfta kimin Charlie olup olmadığını sordu. Herkes elini kaldırırken Ahmed kaldırmadı ve teröristlerden taraf olduğunu söyledi. Öğretmen derhal çocuğu sınıftan dışarı atıp müdürün yanına gönderdi. Müdür çocuğu zorlayan, saldırgan bir tavırla ona birkaç kez bu çirkin cümleleri kimden öğrendiğini sordu. Ahmed’in anlattıklarına göre ardından müdür çocuğun yanaklarından tutarak kafasını üç kez tahtaya vurdu. İdarecinin gözleri öfkeden o kadar dönmüştü ki Ahmed’e terörist muamelesi yaparak ona makas uzatıp “Al hadi, hoşuna gitmeyenleri öldür!” dedi. Tabii çocuk reddetti. Saygı duruşundan önce müdür Ahmed’i kolundan yakalayıp, diğer öğrencilerle bir dakikalık saygı duruşu yapmasını engelledi.

Neticede Ahmed’in ne anlama geldiğini bilmediği o “Ben teröristlerden tarafım” cümlesini söylediği andan itibaren müdürün saldırılarına hedef olduğunu görüyoruz. Örneğin şeker hastası olduğu için, öğle yemeğine gitmeden önce Ahmed’in şekerini ölçmesi gerek, fakat öğretmeni çocuğun bakımını yapmasını engelleyerek şöyle demiş: “Bugün kan şekerini ölçmeyeceksin, çünkü sen diğerlerinin ölmesini istiyorsun. Sen neden ölmeyesin ki!”

Bu olaylardan sonra 12 Ocak tarihinde çocuğun babası benimle görüştü ve oğluna yönelik bu şiddet olaylarını anlattı. Ben de müdürün bu şiddete devam etmesini önlemesi için babaya derhal şikâyette bulunmasını tavsiye ettim. Maalesef, Ahmed’in babası göçmen olması sebebiyle şikâyette bulunmaktan korktu ve susmayı tercih etti.

Ardından olan oldu. 21 Ocak’ta bu sefer müdür Ahmed’e karşı şikâyette bulunup onu terörist saldırıları müdafaadan suçladı. 28 Ocakta ise Nice polisi Ahmed’i 2 saat boyunca sorguya çekmek üzere karakola götürdü.

Şu an dava hangi aşamada?

Ahmed’e yönelik soruşturmadan sonra baba şikâyet etmenin gerekli olduğunu anlayıp müdüre karşı şikâyet başvurusunda bulundu. Ahmed küçük yaşından dolayı doğal olarak suçlanamaz, fakat müdüre yönelik soruşturma devam ediyor.

Ahmed’in saldırganlara sempati duyduğuna dair iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz? 8 yaşında bir çocuğun bu tarz saldırılarda ortaya koyduğu “pozisyon” Ceza Hukuku açısından ne kadar ciddiye alınabilir?

Ahmed sorgulama esnasında polise “terörizm” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediğini söyledi. Ben Ahmed’in bu fikri televizyonda duydukları neticesinde edindiğini tahmin ediyorum. Şöyle düşünün: Ahmed Müslüman olduğu için Peygamber Efendimize yönelik karikatürleri sevmiyor. Televizyonda yazı işleri çalışanlarını öldüren teröristlerin de aynı şekilde karikatürleri tasvip etmedikleri anlatılıyor. Bunları duyan çocuk, teröristlerin fikirleri bu konuda kendi fikirleriyle bağdaştığı için, onlarla arasında bir uyuşma olabileceğini düşünüyor.

Öte yandan Fransız Ceza Hukuku 13 yaşından küçük bir çocuğu cezalandırmayı yasakladığı için Ahmed’in hiçbir şekilde ceza alması mümkün değil. Bu prensibe rağmen acı olan, polisin 8 yaşındaki bir çocuğu karakola çağırmakta hiçbir beis görmemesidir.

Fransa’da “Charlie olmak” etrafında gelişen tartışmanın “Fransızlık” için bir deneme tahtası olarak görülmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu olaydaki en trajik durum, Charlie Hebdo çalışanlarının ifade özgürlüğü için çaba sarf etmeleri, hatta bu uğurda ölmeleridir. Fakat bugün Fransa’da tek fikir geçerli olup ifade özgürlüğü âdeta kaybolmuştur. Bugün Charlie Hebdo karikatürleri hakkında eleştirel bir yaklaşım sergileyemiyoruz. Mizahın incitici, küçük düşürücü, hakaret içerikli, halkı kışkırtıcı bir şekilde değil, saygılı bir şekilde güldürebilmesi gerektiğini bile dile getiremiyoruz.

Bir hukukçu olarak saldırının ardından Fransa’da “önleyici” hukuki tedbir ve düzenlemeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amnesty International bile, aciliyet ve duygusallık içinde hareket eden hukukun baskıcı saplantısı ve ifade özgürlüğü ihlalleri konusunda uyarıda bulundu. Anlayabileceğiniz gibi Fransa’da durum vahim. Öyle ki Nice’deki bir protesto esnasında “Allahu Ekber” diye bağıran kişiler hapis cezasına mahkûm edildi. Mahkemeye göre, polislerin karşısında “Allahu Ekber” diye bağırmak, terörist eylemleri müdafaa anlamına geliyor!

Fotoğraf: ©Youtube.com/https://www.youtube.com/watch?v=-rUB9Uc5tiI#t=102

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar