Arakan'da Irkçı Şiddet Rohingya Müslümanları İçin Artık Söz Değil, Eylem Zamanı

Mayıs ayında Rohingyaların kaderi yine uluslararası medyanın gündemindeydi. Anavatanları Burma’da yıllardır yoğun bir şekilde ayrımcılığa tabi olan bu grup için artık söz değil, eylemlerin hayata geçirilmesi gerek.

Kaan Mustafa Orhon 1 Haziran 2015

2012 yılının yaz aylarında Rohingyalara uygulanan çok sayıda şiddet olayı Rohingyaların durumunu uluslararası çapta daha da bilinir hâle getirmişti. Fakat o zaman etkili yardım çok az gerçekleşmiş, durum esas itibariyle değişmemişti. Günümüzde ise Burma’dan gelen korkunç haberler yeni bir boyuta ulaştı. Mayıs ayında önce Tayland ve sonrasında Malezya’da toplu mezarlar bulundu. Bu mezarlardaki yüzlerce cesedin Burma’dan iltica etmiş Rohingya ve Bangladeşli mültecilere ait olduğu düşünülüyordu.

Mayıs ayında kötü şartlardaki botlar, yetersiz erzak ve kısıtlı tıbbi donanım ile deniz üzerinden iltica etmeye çalışan binlerce Rohingya açık denizde batma tehlikesi yaşadı. Rohingyaların hedefi Tayland, Malezya veya Endonezya sahilleriydi. Hiçbir ülkenin kabul etmek istemediği bu binlerce insan dışında bulunan toplu mezarlardaki cesetler; elbette hepsi insan kaçakçılarının mağdurlarıydı. Fakat bu insanlar aynı zamanda Burma rejiminin ve komşu ülkelerin insanlık dışı siyaseti ve uluslararası topluluğun yetersiz yardımı sebebiyle de mağdurlar.

Rohingyalar, vatanları olan Burma’nın güneydoğusundaki Arakan (Rakhine) eyaletinde gördükleri zulüm, şiddet ve en temel haklardan mahrum yaşamak zorunda oldukları için iltica ediyorlar. Ne 1962 ila 2010 yılları arasında Burma’da hüküm süren çeşitli askerî diktatörlükler, ne de sözde “demokratik” olan, fakat son askerî rejimden personel devamlılıkların bulunduğu ve 2010 yılından beri iktidardaki hükûmet Rohingyaları vatandaş olarak kabul ediyor. Onları ülkeye ait olmayan ve Bangladeş’ten gelen yasadışı mülteciler olarak tanımlıyorlar. Bu, aslında Rohingyaları vatandaşlık haklarından mahrum eden bir yalan. 1982 yılında çıkarılan Vatandaşlık Yasası ile bu yalan için hukuksal bir dayanak gösteriliyor. Avrupa ve ABD’li siyasetçiler tarafından da destek gören ve Nobel barış ödülü sahibi Aung San Suu Kyi etrafında toplanan muhalefet ise Rohingyaların durumu hakkında suskunluklarını koruyor.

Siyaset tarafından da destek bulan milliyetçi radikaller insanları Rohingyalara karşı rahatça kışkırtabiliyor ve savunmasız azınlığa karşı şiddet taşkınlıkları çıkarabiliyorlar. Şiddet yanlısı ve Müslüman düşmanı “969” hareketi ve en tanınmış temsilcisi olan Budist rahip Wiranthu, sadece Rohingyalara karşı tekrar tekrar uygulanan aşırılıkları organize etmekle kalmıyor, aynı zamanda onlara zaten düşman olan hükûmete de baskı uygulayarak daha şiddetli adımlar talep ediyor. Bu nedenle 2012 yılının yazından beri 100 binden fazla Rohingya vatanlarından iltica etmiş; iltica edenlerin sayısı sadece Ocak 2015’ten bu yana 25 bini geçmiştir. Rohingyalar yurt dışından gelen yardıma muhtaç, fakat birkaç uluslararası insan hakları ve hayırsever yardım kuruluşu haricinde pek yardım görmüyorlar.

Tayland’da ilk toplu mezarların bulunmasından sonra bölgedeki bazı ülkeler insan kaçakçılarına karşı çabalarını çoğaltsa da mağdurlara yardım etmiyorlar. AB ülkelerinde Akdeniz üzerinden gelen mültecilere yönelik isteksizlik burada da geçerli. Rohingya ve Bangladeşli mültecileri botlarla komşu ülkelere götüren insan kaçakçıları ve tacirleri, Tayland gibi ülkelerin faaliyetlerinden korkarak mağdurları açık denizde terk edip kendilerini kurtarabiliyor örneğin.

Mayıs ayında da aynı dram tekrarlandı: Mülteciler açık denizde tek başlarına bırakılmıştı, fakat komşu ülkelerden hiçbiri onları kabul etmiyordu. Açık denizde mültecilerin bir şekilde ölmek üzere olduğuna dikkat çeken insan hakları örgütlerinin baskıları sonrasında Malezya ve Endonezya hükûmetleri mültecileri kurtarmaya ve kabul etmeye başladı.

Malezya Başbakanı Najib Razak donanmaya, denizde hayatta kalan başka mültecileri aramasını emretti. Fakat bu şekilde zaten az ve geç yapılan insani acil yardım yetersiz kalmaktadır. Vatanları olan Burma’da durum değişmezse insanlar yine iltica edecekler, yasa dışı çeteler tarafından mağdur bırakılacaklar ve deniz veya ormanlardaki kamplarda hayatlarını yitirecekler.

Burma, AB’nin verdiği kalkınma yardımından faydalanan bir ülke, Çin’in yakın müttefiki, stratejik ortağı ve aralarında Endonezya, Malezya ve Brunei gibi Müslüman çoğunluğa sahip bölgede bulunan on ülkeden oluşan Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin (ASEAN) üyesi. Kendisi de Doğu Türkistan’da Müslüman Uygurlara karşı uyguladığı siyasi, kültürel ve dinî zulümden dolayı en ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu olan Çin hükûmetinin Burma hükûmetine baskı uygulaması beklenemez. Fakat ASEAN’a, BM’ye, AB’ye ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi Müslüman ülkelerin uluslararası örgütlerine Rohingya insanlarının gördüğü zulümlere karşı daha aktif görev üstlenmeleri talebi iletilmeli.

Irkçı ve dışlayıcı Vatandaşlık Yasası ve Rohingyalara karşı uygulanan insan ve vatandaşlık haklarının kısıtlanması ortadan kaldırılmalı. Radikal örgütler tarafından zulüm görmeleri etkili bir şekilde önlenmeli ve mültecilere vatanlarına sağ salim ve güvenilir şekilde dönme imkânı sunulmalı.

Hızlı ve etkili uluslararası önlemler nadir de olsa mümkündür. Yemen’in bombalanması için Arap ülkelerinin oluşturduğu ittifak ve Afrika Boynuzunda korsanlarla mücadele etmek üzere hazır bulunan muazzam uluslararası donanmadan anlaşıldığı gibi hükûmetler müdahale etmeyi isterlerse her şey mümkün. Rohingyalara karşı uygulanan şiddet ve sürgün edilenlerin sayısı 90’lı yılların sonunda Kosova’daki durumu hatırlatsa da ve bu durum soykırımı önlemek için uluslararası bir askerî müdahale ile sonuçlansa da, Burma konusunda kimse askerî bir müdahaleden bahsetmiyor.

İlk adım olarak Burma hükûmetine ambargo uygulanması ve bölgedeki ülkelerin BM desteğiyle, koordineli bir şekilde çalışıp mültecilere insan onuruna uygun barınma imkânı sağlamaları yetecektir. Burma cüzi de olsa demokrasiye yönelmesinden dolayı AB tarafından da uygulanan ambargolar daha da ağırlaştırılacağına kaldırılıyor. Burma yüksek oranda keşfedilmemiş bir pazara sahip ve bu durum birçok ülke için Rohingyaların kaderinden çok daha önemli. Bunu değiştirmek kesinlikle mümkün. Fakat günümüzde medyada tekrar ilgi gören Rohingyaların kaderlerinin unutulmasını engellemek için çok daha fazla insanın çabası gerekiyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar