Almanya'da Mültecilerin Yaşamı Sigorta Şirketleri Mültecilere Uzanan Eli Nasıl Engelliyor?

Nüfusuna oranla çok cüzi oranda mülteci kabul eden Almanya’da mülteci yurtlarına ırkçı saldırılar endişe doğururken, mültecilerin yaşamını zorlaştıran bir başka gelişme daha yaşanıyor. Artık sigorta şirketleri, mülteci yurdu olarak düşünülen binalardan on kat daha fazla sigorta bedeli talep ediyor. İnsani yardım için el uzatan kurumlar ve dolayısıyla da mülteciler zorluklarla karşı karşıya.

Burak Altaş 1 Haziran 2015

Mülteciler hakkında sürdürülen tartışmalarda duygusallık ile objektivite arasında gelgitler yaşanır. Omuzlarında büyük acıların yükünü taşıyarak iltica ettikleri ülkelerde bu insanların karşılaştıkları sorunlara hassasiyetle yaklaşılması beklense de, realite bu beklentiyi maalesef her zaman ve zeminde karşılayacak olgunluğu haiz değildir. Uç ideolojilerin beslediği yabancı düşmanlığından doğan tehlikenin yanı sıra kazanç endeksli mekanizmaların da mültecilerin mağduriyetinden faydalanmak için belli pratikler ürettikleri görülmektedir. Bunun son örneği sigorta şirketleri üzerinden alevlenen tartışmadır.

Uzun süreden beri belli aralıklarla medyaya yansıyan tekil vakıalarda sigorta şirketlerinin mülteci yurdu olarak kullanılan binaları sigortalamak için fahiş rakamların ödenmesini şart koştuğu saptanıyordu. Kassel şehrinde bulunan bir otelin 2014 yılının nisan ayında mülteci yurdu olarak kullanılmak üzere kullanım değişikliğine gitmesinin akabinde sigorta şirketi otelin mevcut yangın sigortası kontratını feshederek dört katı yüksek bir rakamla (2.500 €’dan 10.000 €’ya) yeni bir sigorta poliçesi imzalamayı önerdi. Kasım ayında ise yine Hessen eyaletinin Marburg yakınlarında bulunan Dautphetal şehrinde eskiden öğretmen yurdu olarak kullanılan bir binanın mülteci yurduna çevrilmesi sonucu yıllık 400 € olan sigorta bedelinin on kat artışla senelik 4.000 €’ya çıkarıldığı haberlere yansıdı. Benzer bir sorun Augsburg’da da yaşandı.

Rheinland-Pfalz eyaletinin Höringen kasabasında kiraya verilen sıradan bir konutun içerisine İranlı mülteci bir ailenin yerleştirilmesinden sonra aynı sorunla karşı karşıya kalan Belediye Başkanı Helmut Eisenbeiß (SPD), SWR kanalına Nisan 2015’te verdiği mülakatta bu uygulamayı sert bir dille eleştirdi. Sigorta şirketlerinin mültecileri bahane ederek belediye kasasından para kazanmaya çalıştıklarını belirten Eisenbeiß, bu durumu “dolandırıcılık” olarak niteledi. Perspektif’e verdiği demeçte Höringen’de sadece tek bir mülteci ailesinin bulunduğunu söyleyen Eisenbeiß, medya aracılığıyla oluşturulan baskı sonucu sigorta şirketinin geri adım attığı ve problemin çözüldüğü bilgisini paylaştı. Söz konusu sigorta şirketi VKB (Alm. “Versicherungskammer Bayern”) ise olayın akabinde yayımladığı basın açıklamasında, yeni bir talimata kadar tek bir yerde toplanmadan sıradan kiracı konutlarına dağıtılarak yerleştirilen mültecilerin kaldıkları binalarda sigorta bedelini arttırmayacaklarını belirtti.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere sigorta şirketleri hatalarından dönmekten ziyade ufak manevralarla toplumsal baskıyı üzerlerinden savmanın yolunu bulmuşa benziyorlar. Nitekim son olarak Odenwald’de bir mülteci yurdunun yangın sigortasını fesheden Basler sigorta şirketi, olayın yine medyada yankı uyandırmasından sonra özür diledi ve fesih kararını kaldırdı. Bunun üzerine özel sigorta şirketlerinin çatı kuruluşu olan GDV (Alm. “Gesamtverband der deutschen Versicherungswirtschaft”) Başkanı Jörg von Fürstenwerth yaptığı açıklamada Basler’in tutumunu hatalı bulup eleştirse de, mülteci yurtlarını sigortalarken güvenliğin sağlanması için bazı kriterlere dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizdi. Asıl problemin güvenlik kriterlerine uyulup uyulmamasından ziyade sigorta bedellerinin katlanması olduğunu es geçen von Fürstenwerth, bu pratiğin hangi kıstaslara dayandığı ve sigorta bedelinin hangi ölçeğe göre şekillendiği hususuna da değinme gerekliliği hissetmedi.

Bu uygulamanın sebepleriyse oldukça açık. Özellikle son yıllarda artış gösteren ve PEGIDA gibi oluşumlarla görünürlüğünü de arttıran, ayrıca Tröglitz’de yaşanan kundaklama hadisesiyle akıllara kazınan yabancı ve mülteci düşmanlığı, sigorta şirketlerinin mülteci yurtlarına yönelik risk değerlendirmelerini etkiledi. İsmini açıklamayan üst düzey bir sigorta şirketi yöneticisi, Welt gazetesine verdiği demeçte mültecilerin konakladıkları binalarda risk faktörünün “havai fişek üretilen fabrikalarla” eş değer olduğunu savundu. Salt ekonomik perspektiften ve kazanç odaklı bakıldığında dahi ampirik olarak teyit edilemeyecek olan bu bakış açısının vardığı noktada, ırkçı şiddetin hayat şansı tanımak istemediği mültecilere konaklama imkânı sağlamak da tehlike arz ediyor. Böylece yapılan saldırılar Almanya genelinde özel sektör vasıtasıyla veya belediye tarafından oluşturulan mülteci yurtlarına da dolaylı olarak darbe vuruyor. İnsani yardım zaviyesinden hareketle mültecilere uzatılan elin maddi kazanç amacı taşıyan pratiklerle kesilmesi, zorda olan insanlara yardım ulaştırılmasının önüne maddi külfet konulması, zaten birçok sorunla boğuşan mülteci yurtları için kaldırması güç bir yük hâlini alıyor. Almanya’nın refah seviyesine oranla kabul ettiği mülteci sayısının gülünç bir sayı teşkil etmesi bir yana, ülkede bulunan bu az sayıdaki mültecinin konaklama yeriyle de ilgili mezkûr sorunların tezahür etmesi açıklanması güç bir durum olarak karşımızda duruyor.

Elbette daha naif ve rasyonel görünen sebepler öne sürüp poliçe bedelinin katlanarak yükseltilmesini haklı çıkarmaya çalışan argümanlar da sunulmuyor değil. VKB sözcüsü Stefan Liebl, yerel Allgemeine Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada bir konutu geçici olarak kullanan kişilerin daha dikkatsiz davrandıkları ve bu yüzden yangın çıkma riskinin yüksek olduğunu savundu. Açıklamadan bu durumun sadece mülteci yurtları için değil, pansiyon ve otel gibi işletmeler için de geçerli olduğu sonucu hâsıl olsa da, bilhassa mülteciler hususunda sigorta piyasasının hassasiyet eksikliği ortaya çıkıyor. Ciddi siyasi ve insani sorunlara sebep olabilecek bir pratiğe dayanak olarak sunulan bu iddianın salt kurumsal tecrübeyle gerekçelendirilmesinden ziyade ampirik olarak kanıtlanması gerekirdi oysa. Sigorta şirketleri bu sorunu kendi iç dinamikleriyle çözmekte zorlanıyor ve/veya çözme iradesini göster(e)miyorsa, siyasi mekanizmaların üzerine düşen görevi yerine getirmeleri gerekiyor. Şimdiye kadar vuku bulan hadiselerin bir kısmı kamuoyunun tepkisi sayesinde çözülmüş olsa bile bu durum sorunun tekrarlanmayacağı garantisini sunmuyor. Nitekim sorunun belli zaman aralıklarıyla Almanya genelinde tekrarlanmasından da anlaşılacağı üzere somut ve net bir çözüm üretilmesi gerek. Örneğin asgari sigorta bedellerinin oluşturulmasında kullanılan kriterlerin şeffaflaştırılmasının yasal olarak şart koşulması muhtemel çözümler arasında.

Özetle mültecilerin sırtından elde edilen bu haksız kazanç, ekonomi kurallarının bir gereği olarak yansıtılmaya başladıysa serbest piyasanın bu davranış biçimine “dur” deme vakti gelmiş demektir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar