Dosya: "Avrupa'da Müslüman Genç Olmak" “Müslüman Gençlerin Olumlu Katkıları Göz Ardı Ediliyor”

Avrupa'da Müslüman Genç Olmak

Prof. Dr. Hannes Schammann, Hildesheim Üniversitesinde Müslüman gençleri ve bu gençler tarafından tesis edilen kurumları araştırıyor. Schammann, Avrupa kamuoyunun “Müslüman gençler”e dair ilgisi hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

Elif Zehra Kandemir 1 Eylül 2015

Son zamanlarda Müslüman gençlerle ilgili birçok çalışma yayımlandı. Avrupa kamuoyu Müslüman gençleri doğru tanıyabildi mi sizce?

“Müslüman gençlik” diye tabir edebileceğimiz bir grup elbette yok. Onun yerine çoğu genç insanda olduğu gibi gençlere mahsus gruplar ya da yaşam tarzları var ve bu farklılık “çok dindar olmak”tan yüzeysel bir dindarlığa kadar uzanıyor. Ayrıca Müslüman bir genç sadece “Müslüman” olmakla kalmıyor; aynı zamanda öğrenci, futbolcu, abi, oğul gibi farklı sıfatlar da taşıyor. Dolayısıyla kamu tartışmalarında eksik olan şey bu kimliklerin tabii çeşitliliğine dair bilinç. Bunun dışında Müslümanların yanı sıra gayrimüslimlerin de dâhil olduğu birçok insan, İslam’ın Almanya ve Avrupa’da ne kadar büyük bir çeşitliliğe sahip olduğu hakkında bir fikre sahip değil.

Avrupa’daki yaygın kullanım üzerinden devam edelim: “Müslüman gençler”e dair tartışmalar hangi sorular etrafında şekilleniyor?

Hepimiz IŞİD’e katılan genç erkek ve kadınlar hakkında medyada yer alan haberleri biliyoruz. Müslüman gençler kamuoyunda maalesef çoğu kez potansiyel teröristler olarak gözlemleniyorlar. Bu elbette yanlış ve kesinlikle haksız bir ön yargı. Müslüman gençlerin bu topluma kattığı çok büyük ve olumlu katkılar göz ardı ediliyor.

Öte yandan IŞİD’in İslam ile hiç alakasının olmadığını söylemek de fazla basit bir yaklaşım olur. Almanya’da kimi zaman açıktan kimi zaman da gizlice camilerde IŞİD için propaganda yapan Neo-Selefi vaizler var. Bu sorun Müslümanların gayrimüslimlerle birlikte çözmek zorunda oldukları bir sorun.

Siz birçok İslami gençlik inisiyatifi ve yetişkin dernekler ile ortak çalışmalar gerçekleştirdiniz. Müslümanların gençlik çalışmalarında güçlü veya zayıf oldukları hususlar neler sizce?

Müslüman gençlik kuruluşlarının en güçlü yanı kendi dinamikleri. Günümüzde neredeyse başka hiçbir alanda bu denli büyük bir girişim ruhu, bu kadar fazla gençlik grubu oluşumu ve gönüllü hizmet için bu kadar büyük bir istek yok. Örneğin Almanya’da bir yanda Millî Görüş ve DİTİB gençlik birliklerini, diğer yanda “Müslüman Gençlik” veya “Zahnräder” gibi oluşumları; bu güzel genç yaşam alanının büyümesini seyretmek oldukça heyecan verici. Diğer yandan gençlik yapılarının henüz çok yeni ve hâlihazırda oldukça zayıf oldukları da unutulmamalı. Bir ağaç köklerini toprağın derinlerine salmazsa ilk fırtınada kırılmaya mahkûmdur. Bu sebeple gençlik kuruluşlarına büyümeleri için kendilerine vakit ayırmalarını ve çalışmalarını yavaş ama temkinli bir şekilde ilerletmelerini tavsiye ediyorum. Bu yolda yetişkin derneklerinin yapılarından da faydalanabilirler. Bunun yürümesi için yetişkinler gençlerin sorumluluk üstlenebileceklerine inanmalı. Elbette yetişkinlerle gençler her daim aynı fikirde olmak zorunda değil, fikir farklılıkları da bunun bir parçası. Fakat yetişkin kuruluşlar gençleri ciddiye almazlarsa, gençler kendi oluşumlarını hayata geçireceklerdir ki günümüzde zaten bu durum kısmen gerçekleşiyor.

İslami gençlik çalışmalarında yer alan dindar Müslüman gençlerin çoğu, “profesyonelleşme” ya da “kurumsallaşma” gibi çabaların “gönüllülük” esasını zedeleyeceğini düşünüyor. Siz gençlik çalışmalarının profesyonelleşmesi ile gönüllülük arasında nasıl bir ilişki gözlemliyorsunuz?

Bu elbette öne sürülebilir bir görüş. Fakat profesyonel yapılar isteyen gençler de var. Aslında bu bağlamda doğru veya yanlış diye bir şey yok; sadece duruma göre değerlendirilmesi gereken pratik kurallar var. Örneğin bağış çalışmaları gibi küçük çaplı inisiyatiflerin organize edilmesi için profesyonel çalışanların bulunması şart değil. Fakat uzun yıllar boyunca sürdürülecek dernek işleri için devamlılık şart, bu durumda profesyonel çalışanlar da elzem hâle geliyor. Ya da mültecilere yardım alanında gönüllü olarak çalışan elemanlar, karşılaştıkları duygusal meseleleri konuşabilecekleri ya da iltica hukuku hakkında danışabilecekleri profesyonel muhataplara ihtiyaç duyabiliyorlar.

İslami gençlik çalışmaları ile Hristiyan ya da seküler gençlik çalışmaları arasında nasıl farklar gözlemliyorsunuz?

En büyük fark İslami gençlik çalışmalarında profesyonel yapıların eksik olmasından kaynaklanıyor. Yoksa farklı dindarların gençlik çalışmaları birçok alanda benzeşiyor. Hem Hristiyan ve hem de İslami gençlik çalışmaları elbette dinî motivasyon ile ön plana çıkıyorlar, dine bağlı olmayan inisiyatifler ise “insana hizmet” gibi sloganları benimsiyorlar.

10 yıl öncesine kadar Avrupa kamuoyunda “Müslüman gençler”den ziyade “Türk” ya da “yabancı gençler” tematize ediliyordu. Bugün ise daha önce “Türk gençler” derken kastedilen içeriğin olduğu gibi “Müslüman gençler” tanımlamasına aktarılmış olduğunu gözlemliyoruz. Siz bu söylemde bir nitelik değişimi gözlemliyor musunuz, yoksa farklı iki kavram üzerinden aynı şey tartışılmaya devam mı ediyor sizce?

Bu tespitiniz çok doğru. “Misafir işçi” kavramı önce “yabancı”ya, ardından “Türk”e ve son olarak da “göçmen”e dönüştü. Şimdi aynı insan birden “Müslüman” olarak nitelendirilmeye başlandı. Bütün bu kavramların “yabancı”yı tanımlayan şifreler olmaları bir yana tartışmanın kendisi de bir dönüşüm geçirdi. Bu dönüşümün en çarpıcı yanlarından bir tanesi dinin “etnikleştirilmesi”; yani dine mensubiyetin sanki insanın genlerine kayıtlı bir özellik olarak algılanması. Bu ırkçı bir görüş. İkincisi ise “yabancı” bir insan, kavramın doğası gereği örneğin Alman vatandaşlığına sahip değildir, fakat bir Müslüman bu vatandaşlığa sahip olabilir. Müslümanların yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığına sahip olmayan “yabancı”lar ile özdeşleştirilmesi onların içinde bulundukları toplumun tam anlamıyla bir parçası olmadıklarına dair ön kabulü de beraberinde getirmektedir.

“Müslüman gençler”e karşı artan akademik ilgi sizce korku üzerine mi, yoksa bilimsel bir merak üzerine mi kurulu?

Genel olarak bilim insanları da tabii ki araştırmalarına yansıyan ön yargılara sahipler. Müslüman gençlere dair araştırmalar geçmişte örneğin İçişleri Bakanlığından gelen talepler gibi daima sipariş üzerine yapılan araştırmalardı. Bu tür araştırmalarda iç güvenlik unsurlarının öne çıkması tabiidir. Siyasi beklentiler bu bağlamda önemli bir rol oynuyorlar. Bununla birlikte tarafsız kalmaya çalışan veya bilinçli olarak kendi ön yargılarını konu edinen bir dizi iyi araştırma da var. Bu araştırmalar sadece akademisyenler tarafından değil, Müslüman ya da gayrimüslim herkes tarafından okunması gereken çalışmalar.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar