İngiltere'de İslamofobi İngiltere’de Müslüman Kadınlara Yönelik Saldırılar Artıyor

Ekim 2015’te Londra Başkent Polisi’nin yayımladığı istatistiklere göre geçtiğimiz on iki ay içerisinde Müslümanlara yönelik nefret suçlarında yüzde 70’lik bir artış gözlemlendi. Londra’da bu yıl temmuz ayına kadar olan on iki aylık süreçte 816 İslam düşmanlığı ile ilgili suç kaydedildi; önceki on iki ay içerisinde ise bu rakam 478 idi.

Mahmoud Ibrahim 1 Kasım 2015

İnsan hakları gözlemci grupları, İngiltere’deki Müslüman kadınların nefret suçlarına maruz kalma ihtimalinin dünya üzerindeki herhangi bir yerden daha fazla olduğunu bildiriyor. Örneğin İngiltere merkezli Müslüman karşıtı saldırıları izleme grubu olan Tell MAMA’nın raporlarına göre sokaklarda gözlemlenen nefret suçlarının yaklaşık yüzde 60’ı kadınlara yönelik. Organizasyon yetkilileri nefret suçlarına maruz kalan kadınların, işleri daha da kötüleştireceğinden korktukları için saldırıları çoğunlukla polise bildirmekten kaçındıklarını söylüyor.

Müslüman Kadınlara Yönelik Taciz Vakaları

İslam karşıtı saldırılar konusundaki en güncel istatistiklere dayalı bir rapora göre İngiltere’deki Müslümanlar, dünya genelinde gerçekleştirilen terör saldırılarına duyulan öfkeden kaynaklanan nefretin hedefi hâline geliyor. Teesside Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre henüz on yaşındaki çocuklar bile saldırılara maruz kalırken; nefret suçlarının faillerinin yaş ortalaması 40’in üzerinde.

İngiltere Müslüman Kadınlar Ağı, Müslümanlara yönelik nefret suçlarının yalnızca Londra’da değil, tüm Birleşik Krallık’ta yükselişe geçtiğini bildirdi. Müslüman kadınlar, özellikle de başörtüsü takan Müslüman kadınlar ırkçıların bariz hedefi hâline gelmekle birlikte nefret suçlarına daha fazla maruz kalıyor. Kurum ayrıca çarşafları yırtılan, tekmelenen, peçeleri zorla çekilip çıkartılan, saldırıya uğrayan, itilen ve çakmak gazıyla tehdit edilen kadınların olduğunu belirtiyor.

İngiltere merkezli eşitlikçi organizasyon Inspire ise, bir kadının kafasına köpek dışkısı fırlatıldığı, otobüs durağında beklerken müzik dinleyen başörtülü bir kadının bir adam tarafından yumruklanıp yüzünde morlukların oluştuğu benzeri vakaları kaydediyor.

Raporlara göre başka bir İslam karşıtı saldırıda saldırganlar Müslüman bir kadının üzerine alkol dökerlerken trendeki diğer yolcular bu saldırıyı sessizce izledi. Bu olay Birmingham Şehir Üniversitesi’nden kriminolog Imran Awan ve Nottingham Trent Üniversitesi’nden Dr. Irene Zempi’nin araştırmasında yer alıyor. Tell MAMA organizasyonu tarafından onaylanan rapor 13 Ekim 2015’te Parlamento’ya sunuldu. Araştırma sonuçları Müslümanların maruz kaldığı şiddetli korku, tehdit ve gözdağı vakalarını gözler önüne sererken, Müslümanların reel dünyada fiziksel tehditlerle karşı karşıya kaldıklarında kamuoyundan destek bulamamaları ve sanal dünyadaki tacizlere karşı sosyal medya platformlarından tepki gelmemesi raporda yer alan diğer konular arasında.

İslam’ı seçen Sarah isimli bir kadın da medyadaki IŞİD bağlantılı eylemler sonrasında tacize uğradığını söyleyenler arasında: “Müslüman olup başörtüsü takmaya başladığımda çirkin bakışlara, tehditlere ve tacize maruz kaldım. Bunlar hergün yaşadığım şeyler, özellikle de Beyaz İngiliz Müslüman olduğum için. Herkesin önünde tacize uğradığımda insanlar ya geçip gidiyor, ya da yalnızca izliyorlar… Alışveriş yapmak için dükkânlara girdiğimde insanlar bana ‘Neden başını kesmiyoruz ki?’ diye bağırıyorlardı. Müslüman karşıtı nefret ne yazık ki sıradanlaştı.”

İngiltere Müslüman Konseyi’ne göre ise taciz ve tehdit vakalarının sayısı gerçekte olduğundan daha yüksek. Pek çok Müslüman saldırıları bildirmekten çekinirken, şahitlerden de yeterli destek bulamıyorlar.

Müslüman Kadınların İşyerinde Karşılaştığı Ayrımcılık

İngiltere’de bir meclis raporuna göre başörtü takan kadınlar istihdam için fazla tercih edilmiyor; ayrıca Müslüman kadınlar istedikleri işte çalışabilmek için kıyafet ve dış görünüşlerini değiştirmek zorunda hissediyorlar.

Bunun yanı sıra raporda sık sık tekrarlanan diğer bir husus, kadınların yalnızca “bazı” roller ya da işlere indirgenmiş hissetmeleri; örneğin Müslüman gazetecilerden sık sık “Müslüman” haberleri yapmaları isteniyor; Müslüman avukatlar belirli topluluklara ulaşabilme amacıyla istihdam ediliyorlar. Çok sayıda kadın, kimliklerinin yalnızca taktıkları başörtüsüne ve insanların kendileri hakkındaki varsayımlarına indirgendiğini hissediyor.

Staj yapmak zorunda olan kadınların, süpervizörlerinin kendileri hakkında ne düşüneceği konusunda duydukları kaygı, bu kadınları ön yargılara daha da açık hâle getiriyor. Örneğin bazılarına “müşteri dostu” görünmeleri için giyim tarzlarını ya da başörtülerinin rengini değiştirmeleri söylenmiş. Bazılarına ise başörtüsü takmaya devam edip etmeyecekleri sorulmuş. Bunlardan stajyerlerin başörtülerinin başvurdukları işlerin önünde büyük bir engel olduğu sonucu çıkıyor.

Tell MAMA yöneticisi Fiyaz Mughal’a göre bunlar istisna değil: “Müslüman cemaat işe alımlardaki ayrımcılığın çok yaygın olduğunu tecrübe ediyor.” Tell MAMA’nın raporuna göre kadınların özgüvenli olmaları çok önemli; Mughal’in sözleri de bunu destekler nitelikte: “Ayrımcılıklara dair mevcut durum, kadınların kendi gelecekleri açısından bir özgüven eksikliğine sebep oluyor.” Genç kadınların çalıştıkları yerlerde ayrımcılıkla karşılaştıklarında pasif kalmaları ilerleyen zamanlarda iş bulmada zorluk çekmelerine de sebep oluyor. Pakistanlı ve Bangladeşli ailelerin fakirlik sınırında yaşadıkları gerçeği dikkate alındığında ya da siyahi ve azınlık etnik grupların kamu sektöründe sadece belirli alanlarda çalıştığı düşünüldüğünde ekonomik kesintilerden en fazla etkilenecek olanlar da bu gruplar oluyor.

Ayrıca medyada Müslüman kadınların pasif kurbanlar olarak gösterilmesi işverenlerin Müslüman kadınları işe almalarını zorlaştırıyor. Avukat Sultana Tafadar, bazı iş sektörlerinde başörtüsü takan kadınların daha az becerikli ve müşteriler tarafından daha fazla yargılanacak biri olarak görüldüğünü söylüyor. Hizmet sektöründe çalışan kadınlar takım arkadaşlarına uyum sağlayabilmek için ekstra çaba göstermek zorunda kalıyorlar.

Yıllardır insan hakları gruplarından gelen aralıksız baskılar ve İngiltere’deki Müslümanlara yönelik nefret suçlarının aralıksız artması nedeniyle İngiltere Başbakanı David Cameron Ekim 2015’te bir açıklamada bulundu. Açıklamasında İngiltere ve Galler’de hükûmetin daha fazla polis gücüne ihtiyaç duyduğunu, İslam karşıtı nefret suçlarının kaydedileceğini ve antisemitist saldırılar gibi ciddiyetle müdahale edileceğini bildirdi. Bu konuda hükûmetin tutarlı tavrını önümüzdeki zaman gösterecek.

 

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar