Sayı 253 “Bize Dayatılanı Değil, Kendi Gündemimizi Takip Edeceğiz.”

Avusturya İslam Cemaati’nde (IGGÖ) haziran ayındaki seçimler sonrası görev değişikliği yaşandı. Geçtiğimiz sene İslam Yasası tartışmasıyla Müslüman cemaatin gerginlikler yaşadığı göz önüne alındığında yeni yönetimden beklentiler büyük. IGGÖ Eğitimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Abdi Taşdöğen ile yeni yönetimden beklentileri konuştuk.

Lale Nihal 1 Temmuz 2016

Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) seçimleri ardında bıraktı. Seçim öncesindeki erteleme tartışmalarıyla başlayalım: Avusturya’daki Müslüman cemaat arasındaki bu tartışmaların arka planını ne oluşturuyor?

Bu tartışma aslında artık kendisiyle çalışmaya devam etmeme kararı alınan eski başkanın göreve devam etmek istemesinden kaynaklandı. Avusturya’da 5 yıl önce Fuat Sanaç Bey’i göreve getiren teşkilatlar artık kendisiyle çalışmaya devam etmeyeceklerini bildirdikten sonra Fuat Bey bunu kabul etmedi ve yeni başkan adayı olan İbrahim Olgun’un ilk etapta yaşını ve tecrübesizliğini sorun olarak gösterdi ve ehil olmadığını öne sürdü. İkinci argüman da Avusturya Türk İslam Birliği’nin (ATİB) hedef gösterilerek Avusturya İslam Cemaati için “yurt dışından talimat alma veya yönlendirme” gibi bir sözde tehlikenin dile getirilmesi oldu. Bazı Türkiye kökenli kuruluşlarla birlikte Arap kardeşlerimiz özellikle ATİB ve Türkiye faktörünü düşünerek “Biz Avusturya İslam Cemaatinin dış devletlere bağlı olmasını istemiyoruz.” diyerek daha önce görevden alınması ve gitmesi için uğraştıkları Fuat Bey’e destek verdiler. Oysa ATİB, Avusturya İslam Cemaatine yeni katılmış değil. Fuat Bey göreve geldiğinde de yapının içindeydi, hatta daha önceki başkan yardımcısı ATİB’dendi ve ATİB’in 3 eyalette eyalet başkanlığı vardı. Yurt dışına bağımlılık da söz konusu değildi.

Dolayısıyla seçim öncesi meydana gelen tartışmaların bu noktaya kadar gelmesi, sürecin ısrarla farklı bir noktaya çekilme çabalarından kaynaklandı.

Fakat bu gerginliğin bir de öncesi var…

Bir önceki başkanın kurumu yönetim tarzı Avusturya’daki teşkilatların alıştığı yönetim tarzından daha farklı, kararları tek başına alıp her şey bittikten sonra ilgilileri bilgilendiren bir yönetim stiliydi. Avusturya İslam Cemaati’nin Yüksek Konseyi (Alm. “Oberster Rat”) de dâhil olmak üzere teşkilatları kararlar alındıktan sonra meseleye dâhil eden bu yönetim tarzı, İslam Yasası sürecinde de belirleyici olduğu için teşkilatlar memnun değildi. Fakat memnuniyetsizliğin İslam Yasası’yla değil, ondan daha önce İslam Forumu süreci ile başladığını, İslam Yasası’nın bir taşma noktası oluşturduğunu belirtmek gerek.

Peki şimdi geriye dönüp bakıldığında bir öz eleştiri yapılıyor mu? Neticede İslam Forumu bağlayıcılığı olmayan bir platform, fakat İslam Yasası Avusturya’daki Müslümanların önümüzdeki asırlarını etkileyecek yasal bir düzenleme…

İslam Yasası’nda İslam Cemaatinin “Taslağı kabul eder ya da reddederiz.” gibi bir lüksü yoktu. Devlet bize bunu takdim etti. Hatta ilk taslak çıktıktan sonra bakanlıkta bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya diğer Yüksek Konsey üyeleriyle birlikte ben de iştirak ettim. 2 saat planlanıp 6-7 saat süren bu toplantıda devlet bize şu mesajı verdi: “Biz bu yasayı sizi buraya davet etmeden de Meclis’e gönderip çıkarabiliriz. Bu taslağı biz kendimiz hazırlamadık. Fuat Bey ve onun görevlendirdiği kişilerle görüşerek hazırladık. Fakat gelin sizin de taleplerinizi konuşalım. Bir konsensüs sağlayalım.” Böyle bir bağlamda biz yönetim değişikliğine gitseydik yasa çok farklı yerlere gidecekti, çünkü görüşmeler yapılmıştı ve Fuat Bey’in ya da bazı yöneticilerin gitmesi daha kötü bir durum oluşturacaktı.

İlk taslak çok daha feci bir durumda olmasına rağmen yapabileceğimiz iyileştirmeleri yapma kararı aldık. Devlet kırmızı çizgilerini bildirdi buna karşılık biz de kırmızı çizgilerimizi belirttik ve yasa bugünkü şeklini alabildi. Peki yasadan memnun muyuz? Hayır, yüzde yüz memnun olmamız söz konusu değil. Ancak yasanın dezavantajları olduğu kadar avantajları da var. Yasayla derneklerin feshedilmesiyle birlikte dinî cemaatler (Alm. “Kultusgemeinde”) oluşmuş oldu. Cemaatler Avusturya İslam Cemaati’ne yön verme ve kararlarda belirleyici olma noktasında yasanın avantajını gördüler ve yasanın onlara vermiş olduğu yetkiyle birlikte daha ciddi bir rol aldılar.

Devlet Müslüman cemaate 10 tane kabul edilemez madde sunuyor ve Müslüman cemaat sonuçta bu kabul edilemez şıklar içinden 5 maddeyi kabul etmek zorunda kalıyor. Almanya’da da Devlet Anlaşmaları bağlamında benzer şeyler yaşıyoruz. İslam Yasası bağlamında daha farklı bir yol izlenemez miydi? Neden devletin sunduğu çerçeveyi sorgulamaya devam edilmedi?

Bizim kararımız şuydu: “Evet yasa bu şekilde geçti. Arzu ettiğimiz gibi olmadı. Onun için de Anayasa Mahkemesine belli maddelerle ilgili itirazda bulunacağız.” Fakat Fuat Bey IGGÖ olarak itirazda bulunmayacağımızı bize daha sonra bildirdi. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından bazı teşkilatların Anayasa Mahkemesine yaptıkları müracaatlar reddedildi. Mahkeme görüşmeye bile almadı bunu. Bu reddin ardından seçim sürecine girildi ve teşkilatlar, “Artık yasaya dair atılacak adımlar bu yönetimle yapılamaz. Seçimimizi yapalım ve güçlü bir İslam Cemaati yönetimiyle atacağımız adımları atalım.” dediler. Şimdi önümüzdeki yeni dönemde bu bağlamda yapılacakları konuşacağız.

Peki İslam Yasası’nın yıkıcı etkisini geri çevirmek mümkün olacak mı?

Bu elbette zor olacak. Seçimlerden dolayı yasayla ilgili girişimde bulunmayı kimse göze alamadı. Şimdi ise atılacak adımların iyi düşünülmesi lazım. Bununla birlikte İslam Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte bugüne kadar elimizde kötü sonuçlar yok. İddia edildiği gibi hiçbir cami kapatılmadı Avusturya’da. Tam aksine, özellikle camilerimizin ve cemiyetlerimizin konumu güçlendi. Elbette imamların vizelerini kolay alamaması gibi bazı sıkıntılar mevcut. Bu konulara dair Devlet Müsteşarı Muna Duzdar ile görüşmeler gerçekleştirecek ve bu sorunların çözüme kavuşmasını isteyeceğiz. Ayrıca hoşnut olmadığımız konulara dair hazırlık içerisinde olduğumuzu da ileteceğiz.

Avusturya’da kısa bir süre önce İslami çocuk yuvalarıyla ilgili ciddi bir tartışma gerçekleşti. Yine henüz birkaç ay önce aşırı sağ bir başkan adayı seçimleri kazanmayı kıl payı atlattı. Bu gelişmeler ele alındığında Avusturya İslam Cemaati sanki kendisine dayatılan gündem maddelerini tartışmaktan öncelikli gündemine gelemiyor gibi. Ne dersiniz?

Bizim kendi gündemimize gelemiyor olmamızın ana nedeni Avusturya İslam Cemaatinin hâlâ arzu ettiğimiz şekilde kurumsallaşamamasından kaynaklanıyor. Bugüne kadar tüm yetkileri kendisinde toplayıp her işe başkanın koştuğu bir yönetim vardı. Şimdi biz özellikle eğitim biriminde bir kurumsallaşma hazırlığı içindeyiz. Bu konudaki taslak hazır, Yüksek Konsey’in onaylamasının ardından kurumsallaşmaya eğitimden başlamayı düşünüyoruz. Bütün birimlerde bu kurumsallaşmanın gerçekleşmesi lazım. Örneğin eğitimle ilgili sıkıntıyı yetkili birimin takip etmesi lazım ki İslam Cemaati kendi gündemini bırakıp oraya odaklanmasın. Bu kurumsallaşmayı ve görev dağılımını sağladığımız takdirde İslam Cemaatinin bize dayatılan gündemle değil de kendi gündemiyle Avusturya’daki Müslümanlara hizmet edebileceği düşüncesindeyim.

Fotoğraf:Lisa Mathis

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar