Dosya: "Popülizm" “Göç Politikası Orta Yolu Bulamadı.”

DOSYA

Bonn Üniversitesinde öğretim üyesi olan siyaset bilimci Prof. Dr. Frank Decker ile Avrupa popülizminin geleceğini konuştuk.

Nurefşan Şereflican 1 Ocak 2017

Güncel gelişmeleri göz önünde bulundurursak günümüzdeki popülizmin aşırı sağcılığın değişik bir versiyonu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Gerçekten de sol popülizme göre daha ağır basan sağ popülizmin mutlak anlamda aşırı sağcı olduğunu söyleyemeyiz, ancak bu görüş aşırı sağcı ideolojik unsurlarla bir ilişki içinde olabilir. Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) bu anlamda güzel bir örnektir. Diğer tarafta Avrupa’da Müslüman ülkelerden gelen göçmenleri kati bir şekilde reddeden fakat açıkça liberal ve demokratik değerlere dayandığını belirten Hollandalı Özgürlük Partisini de görüyoruz.

AfD ve Pegida’ya daha yakından baktığımızda Alman sağ popülizmi hakkında neler söyleyebiliriz?

Bunların her ikisi de az ya da çok aşırı sağcı yaklaşımlara sahip olan yapılanmalar. Ayrıca AfD’de kadının rolü veya eşcinsellerin hakları gibi toplumsal siyasi konularda 50’li veya 60’lı yıllardakine benzer geleneksel konumun savunulmakta olması dikkat çekicidir.

Avrupa’da hüküm süren sağ popülizm Almanya’dakine benziyor mu?

Aslında Almanya bu anlamda diğerlerini geriden takip ediyor, zira Avrupa ülkelerinin birçoğunda sağ popülistler parti sistemlerinde yerlerini çok daha önceden aldılar. Yeni gelenlerin beraberce boy göstermesi oluşum kaynaklarının benzerlik gösterdiğine işaret ediyor, ancak bununla beraber ilgili ülkelerde ideolojik açıdan neden oldukça heterojen “siyasi bir ailenin” söz konusu olduğu konusunda spesifik açıklamalar da var.

Sağ popülistler ve sağ popülist parti yandaşları ciddiye alınmadıklarını ve ahmak olarak lanse edildiklerini düşünüyorlar. Sizce Almanya’daki sağ popülizmin doğuş nedeni nedir?

AfD’nin yapılanması, Almanya’da sağ popülizmin geçmişte başarısızlığa uğramasının en önemli iki nedeninin ortadan kalkması ile mümkün olmuştur: Göç ile ilintili anlaşmazlık ve sorunların parti siyasetinde “konu dışı bırakılması” ve birlik partilerinin sağ kesimi siyasete dâhil etme konusundaki yetersizlikleri. AfD’nin oluşması için gerekli olan kapı, göç konusu karşısında kısa sürede güncelliğini kaybeden Avrupa krizi ile aralandı.

Almanya’da 2017 seçim kampanyaları başladı bile. Görünüşe göre köklü partiler AfD üzerinde sahip olmaları gereken yumuşatıcı etkiye sahip değiller. Tam aksine, AfD köklü partileri popülist bir yörünge izlemeye sürüklüyor. Durum bu raddeye nasıl geldi?

AfD kurulduğu günden beri sürekli radikalleştiği için diğer partiler onunla olan ilişkilerinde gerekli olan sükûneti bir türlü sağlayamadılar. Özellikle Birlik partileri istenmeyen bu rakibin kendilerini sürüklemesine izin vermiş ve böylece onun hak ettiğinden daha fazla ağırlık kazanmasına sebep olmuştur. Ayrıca benzer gelişmeleri diğer Avrupa ülkelerinde de gözlemleyebiliriz.

Avrupa’daki sağ popülist eğilimleri genel olarak bir süre sonra tekrar yatışacak bir dönem olarak nitelendirir miydiniz?

Norveç gibi istisnalar dışında Avrupa ülkelerinde böyle bir yatışma etkisi olacağına ilişkin maalesef hiçbir örnek mevcut değil. Sağ popülizm, onu oluşturan ve başarı elde etmesine sebep olan gerekçeler var oldukça devam edecektir. Bu sebepler sosyal ve kültürel açıdan toplumlarımızın gittikçe daha çok birbirinden uzaklaşmasından kaynaklanmaktadır. Bunları kısa süre içinde bertaraf etmek mümkün değil.

Popülistlerin çekim gücünü azaltmak için okullar veya siyasi eğitim yeterli mi yoksa politikada ciddi anlamda özgürlükçü ve sosyal demokrat bir takvim gibi güçlü rota değişikliklerini içeren başka önlemlere mi ihtiyaç var?

Bence belirleyici olan ikinci seçenek. “Bireysel özgürlük ve ortak toplumsal katılım arasında gerekli olan denge tekrar nasıl kurulabilir?” sorusunu yanıtlamak çok zor, zira bu sorunun cevabı artık sadece ulusal çerçevede verilemez. Sağ popülizm işte bizi tam da bu noktada aldatmaya çalışıyor.

Popülistler Avrupa ülkelerinin göç, mülteci ve İslam politikalarını nasıl etkiliyor?

Sağ popülist rakiplerin baskısı altında ilgili yasa ve politikalar neredeyse istisnasız olarak sıkılaştırıldı, bu uygulama en son oldukça liberal bir ülke olan İsveç’te de gerçekleştirildi. Bunun aynısını Almanya’da da gözlemliyoruz. “Misafirperverlik kültürü” ve entegrasyondan git gide daha az bahsediliyor, buna karşın sınır dışı ve kısıtlama gibi ifadeleri daha sık duyuyoruz. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de göç politikası düzgün bir orta yol bulamadı ve Avrupa Birliği ülkelerinden bu anlamda beklenen destekleyici iş birliğini sağlamaktan çok uzağız.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar