Dosya: "Avrupa'da İslami Defin" İslami Cenaze Kültürünün Ahiret Hakkındaki Kolektif Bilgiye Katkısı

Avrupa'da İslami Defin

Ölüm. Bahsedilmesi hiç de kolay olmayan bir kavram. Cenazeler, mezarlıklar ve definlerin arkasında bu kavram, ahiret hakkındaki kolektif bilgiyle yakından alakalı.

Erdoğan Karakaya 6 Mayıs 2018

Harika bir bahar günü. Güneş ışıldıyor, tomurcuklar açıyor ve daha güneş doğmadan kuşlar cıvıldıyor. Aile ile vakit geçirmek için güzel bir fırsat. Böyle bir gün benim gibi bir hobi fotoğrafçısı için en sevdiğim motifleri fotoğraflama fırsatı anlamına da geliyor. Ama bunun için öncelikle bir mezarlığa gitmem gerek. Evet doğru okudunuz. En güzel motifleri yakalayabilmek için bir mezarlığa gitmeliyim. Çünkü benim en sevdiğim motifler Müslüman mezarları.

Ne zaman bir mezarlığı, özellikle de kent mezarlıklarındaki Müslümanların mezar alanlarını ziyaret etsem karmaşık duygular hissediyorum. Bir yandan ölüm ve onun ele alınış biçimleri ilgimi çekiyor, öte yandan ise ölümün dünyaya üzüntü getirdiğini görüyorum.

Müslüman Mezarlarına Defnedilmiş Bebekler

Almanya’da bulunan Müslüman mezarlarını ziyaret eden bir kişi, yaygın kanaatin aksine, Müslüman mezarlarının büyük bir kısmında bebeklerin ve çocukların bulunduğunu görecektir. Bu bebeklerin ve küçük çocukların dünyada geçirdikleri kısa zamana benzer şekilde mezarları da sadedir. Bunun sebeplerinden biri mezarlarında genellikle üzerinde doğum ve ölüm tarihinin yazılı olduğu, sade bir ahşap mezar taşı bulunmasıdır. Bu tarihler genellikle aynı günü göstermektedir.

Anne ve babaların üzüntüsü ise son derecede büyüktür. Annelerin yaşadıkları kayıp acısı kendini genellikle ciddi fiziksel yas olarak göstermektedir. Doktorlar, hastane personeli ve diğer hastalar bu tarz bir yas tutuş biçimi karşısında genellikle şaşırmaktadır.

Kadınlara Yasaklanan Mezar Ziyareti

Üzülmenin tam da bu şekli bana göre doğal ve anlaşılır olduğu için, Hz. Muhammed’in annelere, eşlere, kız kardeşlere, kız evlatlara ve böylelikle tüm kadınlara mezarlık ziyaretini yasaklayan hadisine anlam veremiyordum.[1] Bu kadınlar mezarları (sürekli) ziyaret ettikleri için Hz. Peygamber tarafından uyarılmıştı.

Asıl anlamından bağımsız olarak değerlendirildiğinde bu ifadeden kadınların kamusal alanlardan, toplumsal dinî uygulamalardan dışlandığı ve sonuç olarak kadınlara daha az değer verildiği anlamını çıkarabilirsiniz. Ancak tarihsel anlamda derine inilerek bakıldığında bu yasağın mezarlıkların ve kabristanların ziyaret edilmesine ilişkin özel bir beyanla kaldırıldığını görürsünüz. Hz. Peygamber’in bir ifadesinde açık bir şekilde şöyle denilmektedir: “Size kabir ziyaretini yasaklamıştım. Artık şimdi ziyaret edin. Çünkü bu size ahireti hatırlatır.”[2]

Bu noktada akıllara neden böyle bir değişiklik yapıldığı sorusu gelmektedir. Mezarlık ziyaretleri neden önceden yasaklanmış ve daha sonra tekrar tavsiye edilmiştir? Bu süreci anlayabilmek için pagan (putperest) Mekkelilerin birçoğunun çok tanrılı yapılardan geldiğini bilmek gerekir. Bu yerel düşünce yapısında kadere bağlı bir ölüm inancı mevcut olmakla beraber ahirete ilişkin hiçbir düşünce yoktur.

Bu anlayıştan yola çıkıldığında kadınların sevdikleri bir kişi vefat ettiğinde, cenaze töreninde kıyafetlerini parçalayarak, kendilerini tırmalayarak, ağlayarak, bağırarak, saçlarını açarak, saçlarına küller sürerek, bağırıp göğüslerine veya baldırlarına vurarak ve kişisel kayıplarını feryat ederek dışa vurduklarını anlıyoruz. Bu aşırı yas tutma şekli İslam öncesinde bir varlığın kaybedilişi karşısındaki üzüntüyü ifade ediyordu.

Vahiyle Gelen Alternatif Düşünme Biçimi

Vahiyle birlikte bu pagan dünyaya alternatif bir düşünce biçimi sunulmuştur. Bu düşünce ahiret hayatının olduğunu söyler ve ölümün sadece bir geçiş olduğunu, varlığın tamamen yok olması anlamına gelmediğini bildirir. Zamanı döngüsel olarak değil, kronolojik olarak tanımlayan yeni bir bilgiye iman edilmesi, bir ahiretin var olduğu ve dünyevi hayatın yaşanması gereken bir dönem olduğu bilgisi İslam inancının temel parçasıdır. Ancak Mekke’deki yeni topluluğun üyeleri için bu “yeni” inanç gerçekleri henüz tam olarak kabul edilebilir veya anlaşılabilir değildi.

İslam’ın kabul edilmesi, bu örnekte de tekrar açık bir şekilde görüldüğü gibi, varlık ve varoluş hakkında yeni bir düşüncenin kabul edilmesi anlamına gelir. Bu da bu inanç biçimine aykırı düşen bütün ideolojilerden kurtulmak demektir.

Bunun uzun bir kabul ediş, dönüş ve özümseme süreci olduğu düşünüldüğünde kadınlara yönelik mezarlıkları geçici olarak ziyaret etme yasağı anlaşılabilir bir durumdur. Genç toplumun bizzat Peygamberin kendisi tarafından “olgunluğa erişmiş olduğu” ve dolayısıyla önceki putperest inançlardan arındığı kabul edildiği an, bu geçici yasaklar kaldırılmıştır. Çünkü ölümden sonra yaşamın var olduğunun ve dolayısıyla bir geçişin (ölüm) gerekli olduğunun bilincinde olan bu genç topluluk artık yasını aşırı bir biçimde yaşamayacaktır. Bu insanların hepsi yollarının nihayetinde onları özlerine döndüreceğinin bilincinde olmanın verdiği huzuru yaşamaktadır.

Ölümün Kazandığı Yeni Anlam

Bu kurtuluş planı, yani dünyevi hayatın öncesinin ve sonrasının olduğu bilinci kişinin dünya hayatını da somut bir şekilde etkilemektedir. Dolayısıyla söz konusu olan sadece “ölümden sonrası” değildir. Olacaklara ilişkin sahip olunan bilgi burada ve şu andaki eylem ve faaliyetlerimizi belirler. Önceden kaderî bir tehdit gibi algılanan ölüm toplumsal açıdan “farklı bir anlam” kazanmış ve artık ölüm bir taraftan bir sınav olarak (67/2), diğer taraftan hayatın eşlikçisi olarak (4/79) yaratılmış bir fenomen (67/2), bir geçiş ve yaratılışın vazgeçilmez bir parçası (2/156) olarak anlaşılmıştır. Ölecek olmak ve ölüm bilinci yas tutulmasını reddetmez, ancak her şeyin özüne döneceğine işaret eder.

Kişinin (kendi) ölümüne ilişkin bu yeni bakış açısı, fani bir yaşamda metanetli bir duruşu güçlendirmiştir.[3] Bu somut olarak, inançlı kişinin iyi bir şey olduğunda veya kötü olduğu düşünülen bir şey olduğunda Allah’a şükredebilmesi anlamına gelmektedir. Kişiyi gerçek olgunluğa ancak böyle bir tutum ulaştırabilir.

Toplu Olarak Aktarılan Bilginin Kaybedilmesi

Fakat böyle bir tutum için Kur’an’ın getirdiği bu yeni düşünme biçiminin aktarılması ve korunması gerekir. Buradaki soruna ise bir araştırma sonuçları yardımıyla bakalım: Nicel bir çalışma kapsamında farklı inançlara sahip insanlara farklı konularda sorular sorulmuştur. 2012 yılında Almanya’nın Hessen eyaletinde gerçekleştirilen bu çalışma diğerlerinin yanı sıra inancın eskatalojik boyutu hakkında da sorular içermektedir.[4]

İslam inancına sahip insanların da temsil edildiği karma bir grupta, ankete katılanların yaklaşık yüzde 20’si ahiret hayatına ilişkin kuşkularını dile getirmiştir. Bu, kendini Müslüman olarak tanımlayan kişilerin bile ölümden sonraki yaşamı reddettiği anlamına gelmektedir.

Burada şu soru kendisini göstermektedir: İslam inancına sahip kişilerin ahirete inanamaması nasıl mümkün olabilir? Bu sorudan çıkan ödev ise şudur: Müslümanlar, din kardeşlerinin iman esaslarından biri olan ahiret inancını kabul etmelerine ve ortak bir kolektif kültürel belleğin bir parçası olmalarına önem veriyorlarsa, şimdiye kadar uygulanan aktarım yöntemlerinin üzerinde yeniden düşünmeye ve yeni ve hedef gruba uygun yöntemler geliştirmeye açık olmalıdırlar.

Müslüman Cenaze Kültürünün Yerleştirilmesi

Böyle bir bağlantının mümkün olabilmesi için tutumları belirleyen bilginin aktarılması gerekmektedir. Zira Kur’an, Hz. Muhammed’in hayatı, buna dayanan ve aralarında en yoğun olarak tasavvuf kültüründe görülen İslami gelenekler, ölümün hatırlanmasından söz etse ve bu kişisel iç sürecin faydalarından bahsetse de bu konu Almanya’da cuma hutbeleri dışında neredeyse hiç dile getirilmemekte ve değer ve standartların yerleştirilmesi için bundan faydalanılmamaktadır. Osmanlıca “rabıta-i mevt” olarak da adlandırılan ölümün hatırlanması kültürünün üç merkezi hedefi vardır.

Birincisi farklı yaklaşımlar aracılığıyla ölüm anının (sekerat) yaşamakta olan her insanın başına gelebileceğini hatırlatmak. Bu tutum aynı zamanda İslam’da insan olma anlamında (insan-ı kâmil) kişinin kendi varlığının sonunun geleceğini hatırlatan ve yakınlarının kaybına üzülmesine izin veren ahlaki çizgileri belirler. Bu empati çağrısı birleştirici bir özelliktedir ve acıyı paylaşanların birbirleriyle olan ilişkisinde tartışmadan uzak ve barışçıl davranmasını teşvik eder. Ancak bu tutumun oluşturulabilmesi için kendi ritüellerinizin olmasına ve toplumsal ritüellerin uygulandığı bir mekana ihtiyaç vardır. Bu sebeple ben Almanya’da, yerleşik kültürel özellikleri yadsımayan, aksine İslami geleneklerdeki kültürel farklılıkları da dâhil ederek ortak ritüel anları oluşturmaya çalışan bir Müslüman cenaze kültürünün yerleşmesini savunuyorum.

Bir Ziyaret ve Meşgale Kültürünün Oluşturulması

Müslüman mezarlığına defnedilme konusundaki teolojik ve duygusal zorluklara rağmen ya da tam da bu sebepten ötürü, içeriksel ve organizasyonel meseleler günümüze kadar Almanya’da yaşayan Müslümanlar tarafından henüz ele alınmamış ve dolayısıyla (kişinin kendi) ölümünü hatırlaması için bir adım atılmamıştır. Daha ziyade yapılan şey derneklerin öncülük ettiği defin ve vefat fonlarına üyelik yaptırmaktır. Göçmen kökenli Müslümanların yaşam gerçekliğinde, köken ülkelerine nakledilmeleri imkânı, yaşamlarının merkezi olan yere defnedilme imkânından daha günceldir.[5] Ancak Almanya’da yaşayan Müslümanları yabancı olarak sınıflandırmayan, buraya defnedilmeyi “gurbette” mecbur kalınan bir zorunluluk olarak görmeyen ve inananlara çatışmasız bir sosyalleşme imkanı sunan teolojik bir yaklaşım ile Müslüman vatandaşların anlaşılan argümanlarla kendilerini ifade etme ve karar verme becerileri güçlendirilebilir.

Özellikle, ister bireysel, ister kurumsal bazı aktörlerin birbirine muhalefet görüşleri ve Almanya’da İslam’a uygun defin konusu hakkında yaygın olan bilgi eksikliği, Almanya’da İslami cenaze kültürünün yerleşmesinin önünde duran en önemli sebeplerden bazılarıdır. Bununla beraber inanç esaslarından olan ahiret hakkındaki bilgiyi aktarmak için her türlü uygulamaya ihtiyaç vardır. Bu noktada cenaze kültürünün yerleşmesi için üç önemli gerekçe belirtmek istiyorum:

A. Mezarlıklara yapılan ziyaretler ve burada gördüğümüz çok sayıdaki çocuk, genç ve yetişkin mezarları, istatistikler nüfusun ortalama ömrü hakkında aldatıcı olabilse bile, ölümün genç insanlar için de geçerli olduğunu ve dolayısıyla yakınlarımızı bir daha göreceğimizin garantisi olmadığını hatırlatır. Bu açıdan bakıldığında yakınlarımızla her buluşmamız, birlikte geçirdiğimiz her an eşsiz olarak değerlendirilecektir.

B. Ölümün kesinliği ve dolayısıyla kişinin (kendi) ölümüyle yüzleşmesi kişiyi dünyadaki eylemlerinin sonuçları hakkında düşünmeye, daha duyarlı olmaya davet eder.[6]

C. Diğer insanların acısının paylaşılması karşılıklı iletişimin temelini oluşturan empati becerisinin gelişmesini sağlar, böylece çok yönlü yaratılmış olan insan adaletli olma ve dünyada daha barışçıl bir düzen sağlamak için iyilikle çalışma isteği duyar.

Bazı cami cemaatleri tarafından başlatılan ancak kurumsal olarak henüz derinleştirilmeyen, uzun vadede inanç esaslarını güvenceye alan, çevreye karşı olumlu bir tutum geliştirilmesini sağlayan ve böylece pozitif bir kolektif kültürel belleğin gelenekselleştirilmesine katkıda bulunan İslami mezarlık ziyaret geleneği geliştirilmelidir.[7]

Özellikle Almanya’da Müslümanlar heterojen ve sayıca çok olsalar bile azınlıktadır. Günümüzde de birleştirici ve mevcut farklılıklara ve bireyselleşme çabalarına rağmen ortak ve yoğun bir an oluşturan, Müslüman topluluğunu etkileyecek dayanışma türlerine ihtiyaç vardır. Bu sebeple peygamber kültürüne dayanan bir anı kültürüne sahip ortak unsurları canlı tutmak için ölüm ritüelleri, defin uygulamaları ve taziye geleneğini sürdürmek şarttır. Son olarak bir anı kültürünün yerleştirilmesi, okulda İslam din dersi çerçevesinde, yerel cami cemaatinde veya aileler tarafından sağlanabilir.8 Tüm bunlar ahiret inancının bireylere anlaşılabilir bir şekilde anlatılması veya en azından ölüm ve ölümden sonraki yaşam hakkında düşünmeye açık bir tutumu teşvik etme zorunluluğuyla ilintilidir. En azından ilgili inanç topluluğu içinde diğerlerinin acısını paylaşmanın ve insani görevin yerine getirilmesi için ölüm ritüellerinin, defin uygulamalarının ve taziye süreçlerinin uygulanmasının taşıdığı önem vurgulanmalıdır.

Bu sebeple, tarihi açıdan evrim geçirmiş olan “memleket”e özgü düşünceler radikal bir biçimde reddedilmeksizin, kökten dinci/Vahhabi bir stil taklit etmeksizin ve aynı zamanda birçok Müslümanın bunları “İslami” olarak algılamasına sebep olacak kadar bilgi sunarak cenaze kültürünün Almanya’da dinî sosyalleşme sürecinin bir parçası olarak ne ölçüde yaşanabileceği sorgulanmalıdır.

[1] “Allah habire kabirleri ziyaret eden kadınlara lanet etsin.” Câberi, age.143 (Tirmizi`den Hasen-sahih)) Ibn Abbas rivayetinde “habire” kaydı yoktur. (Câ`beri, age 144 (Ebû Dâvûd, Ibn. Hibbân Ahmed ve Müstedrek’ten))
[2] “Size kabir ziyaretini yasaklamıştım. Artık şimdi ziyaret edin. Çünkü bu size ahireti hatırlatır.” (Burhânuddin el-Câberî, Rusûhu`I-ahbâr 142 (Müsnedü`I-Imâm Şâfiî, Müslim ve Tirmizi den. Tirmizî, hasen-sahih olduğunu söyler)).
[3] Ira M Lapidus. “The Meaning of Death in Islam.” In Facing Death: Where Culture, Religion, and Medicine Meet. Edited by Howard Spiro, Lee Palmer Wandel and Mary G. McCrea Curnen. New Haven: Yale University
Press, 1996, pp. 148–59.
[4] Was glauben die Hessen? Ergebnisse einer Untersuchung im Auftrag des Hessischen Rundfunks. 2012. S. 33
[5] Osman Balkan, “Until Death Do Us Depart: The Necropolitical Work of Turkish Funeral Funds in Germany.”In Muslims in the UK and Europe. Ed. Yasir Suleiman. Cambridge: Cambridge University Press, 2015: 19 –28; Ebd., “Between civil society and the state: bureaucratic competence and cultural mediation among Muslim undertakers in Berlin”, in: JOURNAL OF INTERCULTURAL STUDIES, 2016, https://sites.sas.upenn.edu/obalkan/files/balkan-_between_civil_society_and_the_state.pdf; Nur Yasemin Ural, “The Funerary Practices of Migrant Groups from Turkey in the Context of Diaspora in Berlin”, 8th Global Conference Making Sense of Dying and Death, Prague, November 12-14, 2011; Ebd. “La place des défunts musulmans dans les cimetières français et allemande”, in Nilüfer Göle & Rachid Id Yassine (Ed.), En-Quête de l’Islam Européen, Édition Halfa, Paris, 2015, pp. 313-37.
[6] “Lezzetleri yok edeni (yani ölümü) çok hatırlayın.” 16 N1825 Nesâî, Cenâiz, 3., http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/?p=kitap&h=ölüm+tadini&i=7.1.551&t=0.
[7] http://www.yeniposta.de/muenihte-mueslueman-kabirlerine-ziyaret.html.
[8] Dietrich Boschung: Reinventing „The Invention of Tradition?”: indigenous pasts and the Roman present. Paderborn: Fink, 2015.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar