Avrupa Yorum | “Bir Yurt Dışı Milletvekilliği Meselesi Vardı”

Yurt dışında yaşayan yaklaşık 6 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması ve yaklaşan erken seçimler yurt dışı milletvekilliği konusunu tekrar akıllara getirdi. Konuyla ilgili düzenlemeler ve atılan adımlar, süreci anlayabilmek adına önem arz ediyor.

Yasemin Yıldız 19 Mayıs 2018

Yurt dışı milletvekilliği konusu son birkaç yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündemine cılız bir şekilde girip, yine sessizce çıkıyor. Türkiye’de erken seçim kararının kesinleşmesiyle birlikte yurt dışı milletvekilliği konusu da yeniden akıllara geldi. Peki yurt dışı milletvekilliği konusundaki düzenlemelerle ilgili şimdiye dek ne tarz adımlar atıldı? Ve yurt dışı milletvekilliğinin hayata geçmemesinin nedenleri ne? Süreci iyi anlayabilmek için TBMM’ye sunulan önergeleri hatırlamakta fayda var:

Daha Önce Yurt Dışı Milletvekilliği Önerileri Kimlerden Gelmişti?

2013 yılında dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sencer Ayata ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, TBMM’de düzenledikleri basın toplantısında yurt dışı seçim çevresi oluşturulmasını önerdiklerini belirterek, “Biz yurt dışı seçim çevresini öneriyoruz. Doğrudan doğruya yurt dışı seçim çevresine bağlı olarak seçilen yurt dışı milletvekilliği öneriyoruz. Yani milletvekillerinin statüsü doğrudan doğruya yurtdışı milletvekili olacak. Bu sayı nasıl ortaya çıkartılabilir? Başlangıç olarak örneğin denilebilir ki her 300 bin seçmene bir milletvekili. Bu aşağı yukarı 10 dolayında milletvekili demektir. Tercihen bu milletvekilleri şu anda parlamentoda mevcut olan milletvekili sayısının üzerine eklenmelidir. Şayet bu yapılırsa bir yurt dışı seçim çevresi oluşturulursa yurt dışı milletvekilliği oluşturulursa bu yurttaşlarımız Türkiye’yi, orada yaşayan vatandaşlarımızı en iyi şekilde temsil edecektir.” ifadelerinde bulunmuştu.

Benzer teklif, 2014 yılında dönemin AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Metin Külünk tarafından yurtdışı seçim çevresine yönelik yurtdışı milletvekilliği kontenjanı oluşturulması, TBMM üye sayısının artırılması, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanunu’nda değişiklik yapılması gibi önergelerle, AK Parti Grup Başkanlığı’na sunulmuştu.

2015 yılında ise teklif, AK Parti İstanbul Milletvekilleri Prof. Dr. Mustafa Şentop, Mustafa Yeneroğlu ve arkadaşları tarafından sunulmuştu. Yeneroğlu, konuyla ilgili “Bir seçmen kitlesinin en uygun temsili yine o kitlenin içinden çıkan kişilerle sağlanır. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, yurt dışının seçim bölgesi olmaması nedeniyle kendilerini TBMM’de doğrudan temsil edecek milletvekillerine sahip değiller. Yasa teklifinin kabul edilmesi durumunda tesis edilecek yurt dışı seçim çevresiyle birlikte yurt dışındaki vatandaşlarımızın doğrudan temsilinin önündeki yasal ve yapısal eksikliğin giderilmesi sağlanacaktır.” şeklinde açıklamada bulunmuştu.

“Yurt Dışı Seçim Çevresi” ve “Yurt Dışı Milletvekilliği” Ne Demek?

“Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un 3. Maddesine göre “Özel kanunlarındaki çevre ayırmaları saklı kalmak şartiyle, seçimlerde her il bir seçim çevresidir.” Aynı kanunun 4. Maddesine göre ise “Seçimlerde, her muhtarlık, bir seçim bölgesidir.” Yine aynı kanun her bir seçim bölgesini sandık bölgelerine ayrılıyor, her bir sandık bölgesi ise 300 seçmeni kapsıyor.

Kanun tekliflerinin yanında siyasi söylem de yurt dışı seçim bölgesi taslağını destekler nitelikte. Örneğin ana muhalefet partisi başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “yurt dışı bir seçim bölgesi olarak kabul etmek” konusunda açıklamaları olmuştu. CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş da 2017 yılında yurt dışı milletvekilliği için kanun teklifi veren milletvekillerinden biriydi. 25. Yasama döneminde iki farklı kanun teklifiyle “yurt dışı milletvekilliği” gündeme gelmişti.

Kanun Önergeleri Neden Hayata Geçemedi?

Peki yurt dışı milletvekilliği ile ilgili kanun teklifleri verilmişken ve Türkiye’de pek de alışık olunmadığı şekliyle hem iktidar, hem de ana muhalefet yurt dışı milletvekilliğiyle ilgili aynı yaklaşıma sahipken neden yurt dışı milletvekilliği hayata geçirilemedi? Bu konuda iki neden bulmak mümkün.

Yurt dışı milletvekilliği önündeki ilk engel, Türkiye’de köklü yasal düzenlemeleri hayata geçirecek bir siyasi istikrar zemininin son 3 senede sağlanamaması. Hatırlayalım: 7 Haziran 2015’te 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi yapıldı. Bu yasama döneminin ömrü yalnızca 5 ay oldu. Seçimlerden sadece 5 ay sonra 1 Kasım 2015 Milletvekili Genel Seçiminde seçmenler 26. Yasama dönemi için oy kullandılar. Bu döneme ise 15 Temmuz Darbe Girişimi gibi Meclis gündemini komple sekteye uğratan olayların damga vurduğunu söylemek mümkün. Bu yasama dönemi henüz 3. yılını doldurmamışken erken seçimler bugün yine gündemde. Dolayısıyla yurt dışı milletvekilliği gibi “lüks” bir konunun, bu yoğun gündem arasında takibinin oldukça zorlaştığı söylenebilir. Ayrıca yasama aygıtının bu değişken ve sonu kestirilemeyen süreçte etkili bir yasama işlemini gerçekleştirmesini beklemek de gerçekçi değil.
İkinci neden ise yurt dışı milletvekilliğinin ilk etapta ilgilendirdiği kesimin, yani yurt dışındaki seçmenlerin bu konuya ciddi kitlesel bir ilgi duymaması. Yurt dışındaki vatandaşlar için “seçilme hakkı”, uğrunda ciddi bir kamuoyu çalışması yapılan, peşinde koşulan, gündemde kalan bir konu değil. Bunun nedenlerini ise hem yurt dışı vatandaşların yarım asra yayılan sosyolojide; fakat diğer yanda da yurt dışındaki seçim çalışmalarının ilgili ülkelerde oluşturduğu krizlerde aramak mümkün. Neticede yurt dışının bir seçim bölgesi/çevresi olması, yurt dışındaki ülkelerde son yıllarda cereyan eden krizleri tırmandırmaya yol açabilir. Özellikle Türkiye’de seçim takviminin düzensiz bir izlek seyrettiği göz önüne alındığında, ilgili ülkelerde bu temponun nasıl karşılanacağını tahmin etmek zor değil.

Yeni yasama döneminde yurt dışı milletvekilliği ya da yurt dışı seçim çevresi ile ilgili kanun teklifleri nasıl karşılık görür bilinmiyor. Fakat her hâlükârda yurt dışı seçmenin seçilme hakkını elde etmesi için hem Türkiye-Batı Avrupa ülkeleri arasındaki krizi göğüsleyebilecek dirayette olması, hem de bu hakkının peşinden koşacak gücünün bulunması gerekiyor.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar