terör saldırısı Masal Şehri Viyana’da Terör Gecesi: “Canilere Kızmak”

Viyana'da dün akşamki terör saldırıları tüm dünyayı sarstı. Viyana'da doğup büyüyen Ferhat Özbay, teröristlerin başarısız olması için neler yapılabileceğini yazdı.

Ferhat Özbay 3 Kasım 2020

Viyana. Göğsümü kabarta kabarta anlattığım masalsı şehrim. Doğup büyüdüğüm, büyüklerimin çalışmaya geldiği ve hayat mücadelesi verdiğimiz şehir. Tam 10 defa dünyanın “en yaşanabilir” şehri seçilen Viyana. Şimdiye dek yolu Viyana’ya düşmemiş olan herkesi bıktırana kadar bu şehre davet ettiğim, “Mutlaka gelmeli ve bu şehrin büyüsünü görmelisiniz, Viyana masallardaki şehre benzer.” dediğim şehir. Davetlerimi, “Bu şehirde emniyet üst düzeydedir, burada kuş uçmaz!” cümleleriyle süslediğim şehir. “Terör” kelimesiyle yan yana gelebilecek belki de en son şehirlerden biri.

Giderek Güvensizleşen Bir Dünya

Ta ki düne kadar. İçişleri Bakanı Karl Nehammer’ın açıklamalarına göre en az bir saldırganın, fakat henüz teyit edilemeyen bilgilere göre birçok saldırganın önce şehir merkezindeki sinagogun yakınında bir kişiyi öldürmesi, ardından muhtelif noktalarda terörist eylemlerini devam ettirmeleriyle dün gece bu güzel şehir, yarım asırdır deneyimlemediği vahşete tanık oldu. Bu şehrin sevdalıları olarak bizler de ağzımız yüreğimizde, gelen silah sesleri arasında, herkesin emniyetini umarak beklemek dışında başka bir şey yapamadık. Terör elimizi kolumuzu bağlamıştı.

1. Viyana, yani Stephan Katedrali’ni, Belvedere Sarayı’nı, o ihtişamlı Opera binasını ve Viyana’yı Viyana yapan yapıların birçoğunu bünyesinde barındıran şehir merkezi dün akşam kana bulandı. Son belirlemelere göre üç ölü, 15 yaralı var. Bu şehrin bir sakini olarak terörü bir kez daha tüm zerremizle lanetlemek dışında elimizden bir şey gelmiyor. Üzgün ve kızgınım. Üzgünüm, çünkü hayatını kaybeden ve yaralanan herkesi, bu şehirde bir şekilde tanışıklığım olan insanlar gibi hissediyorum. Dün yanından geçtiğim kafede oturan bir kadın ya da aynı otobüse bindiğimiz bir adam, her gün selam verdiğim polis memuru belki.

Kızgınım, çünkü bu saldırının, bu masal şehrindeki azınlıkların zaten hiç de zor olmayan hayatını daha da çok yaralayacağını, Viyana halkının birbirine duyduğu güven ve bağlılığı zedeleyeceğini biliyorum. Kızgınım, çünkü dün insanların canlarına kıyabilen, merhametin zerresinden nasibini almamış insanların varlığını bir kez daha gördüm. Elinde tüfeğiyle, sokakta önüne çıkan herkesi acımasızca öldüren ve bunu da benim inandığım din adına yaptığını iddia eden vicdan yoksunlarına kızgınım. Giderek güvensizleşen bir dünyada art arda şiddet olayları yaşanırken, bunun üzerine bir yenisini Viyana’da ekleyen canilere kızgınım.

Terör ve Ortaya Çıkardığı Sorular

Teröristlerin başarısı, bizden koparttıkları canların sayısı ile ölçülmez. Teröristler, yitip giden canların ardından tuttuğumuz yas bitip yaralar sarılmaya başladığında, toplumun kalbine sapladıkları şüphe ve güvensizliğin şiddeti ölçüsünde başarılı olurlar. Biz de saldırganların kim olduğunu, hangi amaçla saldırıyı gerçekleştirdiklerini ve saldırının gerçek boyutlarını öğrendikten sonra Avusturya halkı olarak yeni sorularla karşı karşıya kalacağız: Ailemiz ve dostlarımız gelecekte emniyette olacak mı? Kendini Müslüman olarak tanımlayan bu insan müsveddelerinin işlediği vahşet eylemleri, Avusturya’daki Müslümanları nasıl etkileyecek? Önümüzdeki dönemde hangi toplumsal cinnet aşamalarından geçeceğiz? Toplum olarak kenetlenmeyi mi, yoksa birbirimizi ayrıştırıp kovalamayı mı tercih edeceğiz? Farklılıklarımıza rağmen birlikte yaşamanın gittikçe zorlaştığı bir dünyada, böylesine bir saldırı insanları hangi yöne savuracak?

Avusturya’da yaşayan Müslümanlar dün akşam bir yandan teröristlerin yakalanıp, daha fazla can kaybının olmaması için dua ederken, diğer yandan Başbakan veya İçişleri Bakanı saldırının motivasyonu ile ilgili açıklama yaparken, “Allah’ım ne olur o kelime ağızlarından çıkmasın” diye dua ediyorlardı. Çünkü bir kelime, deprem gibi bütün emekleri yıkabilir. Bir kelime bizim sıfırdan başlamamızı sağlayabilir. Hatta sıfırdan değil, eksi bir yerlerden… Teröristler, toplumu onların istedikleri şekilde tanımlamaya başladığımızda başarılı olurlar: Bölünmüş ve güvensiz bir toplumda ötekileştirilen azınlıklar, teröristlerin heyecanla beklediği yegâne ortamdır.

Avusturya’da yaşayan Müslümanlar olarak, bu toplumun teröristlerin istediği şekilde nefretle yoğrulmasını istemiyoruz. Çünkü bu şehri ve ülkeyi seviyoruz. Biz burada doğduk, burada büyüdük ve burada yaşamaya devam edeceğiz. Ama büyük, ama küçük adımlarla, buradaki herkesin huzur içerisinde bir arada yaşayabilmesi için de -teröristlerin sahip olduğu akılsız ideoloji de dâhil olmak üzere- mücadele etmeye devam edeceğiz.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar