ALMANYA Okulda Çocuğa Karşı Ayrımcılıkta İletişimin Yeri: “Öğretmenim, Oruç Tutabilir Miyim?”

Almanya’nın Hattingen şehrindeki bir okulda geçtiğimiz Ramazan ayında oruç tutan çocuklara öğretmenleri tarafından zorla meyve suyu içirildiği iddia edilmişti. Okullarda Müslüman çocuklara yönelik ayrımcı pratikler konusundaki ilk örnek bununla sınırlı değil. Peki çocukları dinî kimliği yüzünden ayrımcılık yaşayan veliler bu konularda nasıl daha doğru bir iletişim kurabilir?

Orgun Özcan 16 Haziran 2022

Geçtiğimiz Ramazan ayında, Almanya’da en fazla Müslüman nüfusun yaşadığı Kuzey-Ren Vestfalya Eyaletinin Hattingen şehrinde bir okulda “oruç yasağı” iddiaları gündeme geldi. Medyaya yansıyan haberlere göre okuldaki bir öğretmen, öğrencilerinin oruç tutmasını yasaklamış, hatta onlara zorla meyve suyu içirerek oruçlarını bozdurmuştu. Öğrencilerden birinin babasının olayı basına taşımasıyla gündeme gelen olayda öğretmen ve okul müdürü ise suçlamaları yalanladı. Öğrencilerin oruç tutmasının yasaklanmadığı, tam tersine Müslüman öğrencilerle Ramazan Bayramı kutlaması yapacaklarını açıkladı.

Bu iddialarla alakalı arka plan bilgisine ulaşmak ne yazık ki henüz mümkün değil. Her iki taraf da hukuki prosedürleri başlatacağını açıklamış durumda. Fakat okullarda Müslüman öğrencilerin oruç, başörtüsü ya da diğer dinî kimlik yansımalarıyla ilgili ilk kez sorunlar yaşamadığı da bir gerçek. Bu durumda ortada tartışılmaya değer başka sorular da atılabilir: Okullarda Müslüman çocukların dinî kimlik ve tercihlerine yönelik müdahaleler ve bunun sonucu ortaya çıkan krizler ebeveynlerin “doğru” iletişimiyle çözülebilir mi? Ebeveynler çocuğun oruç tutma isteğine saygı göstermeyen bir öğretmenle nasıl iletişime geçebilir? Ve belki de en önemlisi: Yapısal ve kurumsal ayrımcılıkla mücadelede iletişimin yeri nedir?

Okulda İslam’a Ne Kadar Yer Var?

Okulda dinî kimliğin yaşanması konusundaki tek tartışma, Hattingen’deki olayın da gösterdiği gibi öğrencilerin oruç tutmasıyla sınırlı değil. Bu tartışma öğretmenleri de kapsıyor. Almanya’daki okullarda Müslüman öğretmenlerin başörtülü ders vermeleri hakkındaki tartışma uzun süredir devam ediyor. Alman Anayasa Mahkemesi 2015 yılında Müslüman öğretmenlerin okulda başörtüsü takmasının yasaklanamayacağı, ancak “okul huzurunun” bozulması durumunda bir başörtüsü yasağının söz konusu olabileceği yönünde karar vermişti. Bu kararla birlikte başörtüsü yasağını eyalet hükûmetlerinin değil, okulların inisiyatifine ve soyut bir “okul huzuru” algısına bırakmıştı.

Dinî kimliğin okulda da yaşanmasına dair tartışma, bir öğrenci ya da öğretmenin başörtüsü takarak veya oruç tutarak başkaları üzerinde tahakkümde bulunduğu iddiasının etrafında dönüyor. Oysa eğitim sisteminde bir inanç ve fikrin tahakküm ve dayatmayla aktarılmasına dair pedagojik cevap çok nettir: Okul, öğrencilere fikir alışverişini, tartışmayı ve kendi fikirlerini oluşturmayı öğreterek tahakkümden uzak durmayı telkin eder. Başkalarına herhangi bir tahakkümde bulunmadan kendi dinî kimliğini yaşayan kişiye yasakların koyulması ise tam da istenmeyen şekilde tahakkümcü olur.

Hattingen örneğinde olduğu gibi okulda yaşanan ve genelde öğretmen ve/veya öğrenciler ile ebeveynlerin dinî kimliği etrafında kümelenen tartışmaları birçok farklı şekilde yorumlamak mümkün. Öncelikle bu tarz durumlarda, kurumlara ve yapılara sirayet eden ve farklı dinî kimlikleri “rahatsızlık faktörü” olarak betimleyen ırkçı bir anlayışın izleri kendisini gösteriyor olabilir. Pedagojik alanda çalışan insanlara genelde yakıştırılmasa da, eğitim personelinde de çok güçlü ve köklü önyargıları ve bunların sonucu olarak ayrımcı tavırları gözlemlemek ne yazık ki mümkün olmaktadır. Fakat bunun dışında bir de, farklılığa karşı reddedici bir tavır içerisinde olmasa da, dinî kimliğin dışavurumlarını – kendisine göre gerekçelerle – kısıtlama eğilimi gösteren öğretmenlerle de karşılaşmak mümkün. Bu gibi durumlarda ise iletişim büyük bir rol oynamaktadır.

Okulda Dinî Kimliğe Yönelik Kısıtlamalar Karşısında İletişimin Yeri

Bir temel kaide olarak, çocukların günlerini birlikte geçirdiği öğretmenleriyle ebeveynlerin devamlı iletişimde kalması gerektiği açık. Bir veli, geçmişte birçok kez muhabbet ettiği bir öğretmenle, herhangi bir kriz durumunda çok daha rahat görüşebilir. Bu nedenle öğretmenlerle düzenli iletişimi tabii bir refleks hâline getirmek ve iletişimi yalnızca kriz zamanlarına hapsetmemek büyük önem taşıyor. İhtiyaçlar, eleştiriler ve şikâyetler dile getirilmeden önce öğretmenin nitelikleri, emeği, pedagojik yetenekleriyle ilgili – eğer varsa – olumlu fikirleri dile getirmek de, olumlu bir iletişimin özellikleri arasında yer almaktadır.

Gün akışını ve dersi herhangi bir şekilde etkileyecek değişiklikleri de eğitimcilerle öncesinde görüşmekte fayda var. Bu şekilde eğitimciler, konuyla ilgili kendileri araştırmaya girmeden doğrudan öğrencilerinden ve ebeveynlerinden gereken bilgileri alabilirler. Oruç örneğinde bu tarz bir iletişime önceden geçmek, oruç hakkında bilgi sahibi olmayan (ya da bilgi sahibi olsa da oruç tutan bir öğrenciye nasıl davranması gerektiğiyle ilgili tecrübesi olmayan) eğitimcilerin tutumlarını daha sakin bir şekilde düzenlemesini mümkün kılabilir. Oruç tutan bir çocuğu hiçbir şey söylemeden okula göndermek bir tercihtir ve elbette velilerin bu tercihinin makul açıklamaları olabilir. Fakat öbür yanda Ramazan gelmeden önce öğretmenle konuşmak, velinin çocuğun Ramazan iklimini yaşamak konusundaki niyetine saygı duyduğunu göstermesi, bu konuda öğretmenin de fikirlerini almak, okulda dinî kimliğe yönelik kısıtlamalar karşısında önleyici bir iletişim olarak görülebilir. “Yakında bizim inancımızda çok özel bir yeri olan Ramazan ayına kavuşacağız. Geçtiğimiz Ramazanlarda çocuğumun oruca karşı büyük bir iştiyakının olduğuna şahit oldum, bu sene de oruç tutmak isteyeceğini tahmin ediyorum. Bu deneyimde onu desteklemek istiyorum. Aynı desteği okulda da görmesini isterim. Bununla birlikte Ramazan ayı ve oruç ibadeti hakkında bilgiye ihtiyacınız olabileceğini düşündüm. Acaba bu konuda Ramazan ayı gelmeden önce çocuğumun katılımıyla bir görüşme yapmak ister misiniz?” şeklindeki bir iletişim, sağlam bir zemin teşkil edebilir. Burada “Oruç için okuldan izin almak” cümlesi ile “Oruç tutmak istiyorum ve bu konuda sizlerin de – varsa – bilgi eksikliğinizi gidermek isterim” arasında büyük bir fark olduğunu vurgulamakta fayda vardır. Ebeveynler, dinî kimliği yaşamak için okuldan izin almazlar. Fakat öte yandan, bu esnada ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları önceden çözmek için iletişime müracaat etmelidirler.

Bu iletişimin muhtemel avantajlarından biri, kişisel bir anlaşmaya varabilmektir. Aksi taktirde eğitimciler, bilgi sahibi olmadıkları bir konuda, tamamen kendi reflekslerine veya araştırmalarına dayanarak okuldaki tüm çocukları bağlayıcı kurumsal bir karara varabilirler.

Elbette ideal durum, çokkültürlü toplumlarda Ramazan ve oruç hakkındaki bilginin, öğretmen eğitimlerinde önceden verilmesi, Eğitim Bakanlıklarının bu konuda öğretmen ve müdürlere resmî yazılar çıkarması ve muhtemel çatışmaları çokkültürlü bir toplumun gerektirdiği şekilde uzlaşıyla çözmesidir. Fakat yine de, Müslüman ebeveynlerin de çatışmaları iletişimle çözmek konusundaki genel kabulünün, çocukları güçlendireceği vurgulanmalıdır.

Gelecekteki Sorunları Nasıl Azaltabilirim?

Okulda çocuğunun dinî kimliğiyle alakalı sıkıntılar yaşayan velilerin, ilgili öğretmen ve okul müdürüyle müsait bir vakitte randevulaşması, öğrenciler ve ebeveynlerinin birlikte görüşmeye gitmeleri, öncelikle tam olarak ne olduğunu birlikte açığa kavuşturmaları gerekir. Bu görüşme başlamadan önce iki soru görüşme konusu olarak tespit edilebilir: 1) Tam olarak ne oldu? Bu ilk soruda suçlamalara yer yoktur. Sadece ne olduğu, kimin ne şekilde davrandığı ve bu davranışın arkasında yatan amaç açığa kavuşturulur. 2) Gelecekte de bu tarz sorunların tekrarlanmaması için öğrencilerin ve öğretmenlerin ihtiyaçları tespit edilir ve eğitimcilerin öğrencilerine karşı sahip olduğu pedagojik vazifeleri vurgulanır. 

Bu tarz bir iletişimin neticesinde okul yönetimi okulda öğrencilerin dinî kimliğiyle alakalı kısıtlamalarda – mevcut hukuki düzenlemelerin dışında – okulun kurumsal kararını öne sürerse, bu kurumsal kararın hedefi sorgulanabilir. Açıklanan bu tarz bir hedefin de öğrencilerin ihtiyaçlarına ve kaliteli eğitimin hedefine aykırı bir neticeye varabileceğini ifade etmek gerekebilir. Fayda etmezse, yine öğrenciler ve ebeveynler olarak birlikte hareket etme kaydıyla, resmî eğitim sistemindeki üst kuruma ve ayrımcılıkla ilgilenen resmî dairelere şikâyette bulunulur. Bu şikâyetleri bir ayrımcılıkla mücadele kurumuyla birlikte gerçekleştirmek, bu esnada bu tarz bir kurumdan destek almak tavsiye edilir. Ayrımcı kurumsal bir kararın düzeltilmesi, oluşmasından daha da zahmetli olabilir ve daha da uzun sürebilir. Tutulabilecek en kolay yol, kurumsal kararın düzeltilmesinin şikâyet ve yaptırımlarla değil de, iletişim ve uzlaşma ile gerçekleştirilmesidir.

Eğer ortada kurumsal bir karar yoksa, öğretmenin kendisi oruca karşı çıkıyorsa, yine öğrenciler ve ebeveynler olarak birlikte görüşmeye katılmak ve bahsedilen iki soruyu temele almak tavsiye edilir. Öğretmenle görüşmenin olumsuz geçmesi durumunda okul müdürü ya da başka bir uzlaştırıcı iletişime dâhil edilebilir.

Okulda Ayrımcılık Yaşayan Çocuğa Güç Vermek

Dinî kimliği nedeniyle okulda sıkıntı yaşayan bir çocuğu dinlemek ve ciddiye almak ile beraber, yaşına göre bu konuda ne gibi çözümler düşündüğünü birlikte istişare etmekte de fayda vardır. Ardından verilen kararları ebeveyn olarak uygulamak, kararlılık göstermek ve her şartta çocuğu koruyup destekleyeceğini garantilemek çocuğa güç verir. Çocuğun, ret gördüğü dinî kimliğinin kabul ve hoşnutlukla karşılaştığı ortam ve insanların arasında kabul hissini yaşaması, muhtemel onarım yollarından sadece biridir. Hedefin böylesi bir ayrımcılığın tekrarlanmaması olduğu, okul hayatında bazen sorunların yaşanabileceği, fakat çözüldükten sonra öncesinden daha huzurlu ve başarılı bir eğitim sürecinin mümkün olduğu birlikte görüşülebilir.

Hazırlıklı olmak açısından, çocuğun eğitimcileriyle devamlı iletişimde olmak ne kadar kaçınılmazsa, çocukla da karşılaşabileceği ayrımcı muameleleri görüşmek o denli gereklidir. Mesela başka çocukların yaşadığı ayrımcılık tecrübeleri birlikte analiz edilebilir. Çocuğun kendini ve dinî hassasiyetlerini ifade edebilmesi için, devamlı olarak bu konuları öğretmeniyle veya benzer nitelikteki kişilerle görüşmesi faydalı olur. Çocuğun öğrenci olarak okulda ve eğitim hayatında neler yaşamak istediğini, neler yaşamak istemediğini, kaliteli bir eğitimden ne anladığını sormak ve bu konularda düzenli fikir alışverişinde bulunmak önemlidir. Bu iletişimin tamamında, çocuğun güçlendirilmesi, fakat aynı zamanda toplumdaki ayrımcı pratikleri mümkün kılan önyargı ve bilgi eksikliklerinin giderilmesi ana hedeftir.

Orgun Özcan

Marburg Üniversitesinde psikoloji bölümünden mezun olan Orgun Özcan, sosyal psikoloji, ayrımcılık ve ayrımcılıkla mücadele konularında çalışmalar yürütmektedir. Özcan aynı zamanda FAIR international ayrımcılıkla mücadele derneğinde eğitim ve güçlendirme çalışmalarıyla ilgilenmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

    Hakkımızda

    Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

    YAZININ DEVAMI
    Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |