İsveç Parlamento Seçimleri İsveç Seçimlerinin Ardından: Müslümanlar İçin “Kötünün İyisi”

İsveç’te 2022-2026 yasama dönemi için parlamento seçimleri yapıldı. Belediye ve bölge meclis seçimlerinin de düzenlendiği ülkede seçimin galibi Sosyal Demokrat Parti oldu. Ülkedeki Müslümanlar açısından siyasi arena, “kötünün iyisi” yönündeki tercihlerle şekilleniyor.

Medine Tezcan 12 Eylül 2022

İsveç’te 11 Eylül 2022 Pazar günü düzenlenen Genel Seçimlerle belediye ve bölge meclis seçimleri sona erdi. Resmî olmayan sonuçlara göre İsveç’te sağ blok partileri toplamda yüzde 49,7 ile hükümet kurma imkanına sahip oldu. Başbakan Mangdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti seçimlerde yüzde 30,5 ile birinci çıkmasına rağmen hükümet kurma şansını zora soktu.Ana muhalefetteki ılımlı Muhafazakâr Parti yüzde 19,1 oy alırken, bloktaki diğer partilerden Liberal Parti yüzde 4,6, Hristiyan Demokrat Partisi ise yüzde 5,4 oy topladı. Seçimlerde aşırı sağcı İsveç Demokratlar Partisinin (SD) oy oranını yüzde 20,6’a kadar yükseltmesi endişe topladı. SD, 2018 seçimlerinde yüzde 18’lik oy oranı almıştı. Pazar günkü seçimlerde ise aşırı sağcı SD, ülkenin ikinci büyük partisi durumuna yükselmiş oldu.

Mevcut durumda İsveç’te sağ blok partiler yüzde 49,7 halk desteğine sahipken, sol blok partiler ise yüzde 48,8 oy bandında seyrediyor. 349 sandalyeli parlamentoda sağ blok partileri 175 milletvekili, sol blok partileri de 174 milletvekili çıkartma hakkı kazandı.

İsveç’te Hükûmet Tercihleri Henüz Belli Değil

7,7 milyondan fazla İsveçlinin oy kullanma hakkına sahip olduğu parlamento seçimlerinden sonra İsveç’i zorlu hükûmet müzakereleri beklediği kesin.

Magdalena Andersson’ı başbakan olarak tercih eden partiler sol blokta Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller ve Çevre Partisi (MP), Merkez Partisi ve Sol Parti. Ana muhalefetteki Muhafazakâr Partinin lideri Ulf Kristersson’ı hükûmet lideri olarak destekleyen partiler ise sağ blokta Muhafazakâr Parti, Hristiyan Demokrat Partisi, Liberal Parti ve İsveç Demokratlar Partisi (SD). Liberal Partinin sağ popülist ve ırkçı söylemleri ile ön planda olan SD ile iş birliği yapmaya kapı açması hem muhalefet hem de kendi seçmenleri tarafından oldukça tepki almıştı. İsveç’te liberaller, ırkçı görüşlerin hâlâ yaygın olduğu ve kökleri Nazizm’e kadar uzanan bir partiyi dolaylı olarak desteklemiş olmakla eleştirilerin odağında yer alıyor. Seçim sonuçları sağ bloğun başarısına işaret etse de, sol blokla sağ blok arasındaki yarış Çarşamba günü resmî sonuçların açıklanmasına kadar henüz sonlanmış değil. Seçimleri resmî olarak sağ bloğun kazanması durumunda aşırı sağcı SD’nin eskisine nazaran daha fazla etki kazanmış olacağı kesin.

İsveç’te Siyasi Partilerin Ana Konuları

Seçimlerde öne çıkan odak noktalarını incelemekte de fayda var. Seçim kampanyaları esnasında İsveç’te çete suçları, enerji krizi ve yabancı düşmanlığı en çok gündemde olan maddelerdi. Geçen seçimlerle karşılaştırıldığında Batı Avrupa’daki ülkelere benzer şekilde İsveç’te de birçok sosyal sorunun artık göçle bağlantılı olarak ele alındığı görülüyor. Daha önce siyasi arenada toplumsal sorunların “bir göç sorunu” olarak görülmesi, daha ziyade parti ideolojisini sağ popülist ve yabancı düşmanlığı üzerine kuran SD tarafından gerçekleştirilirken, artık diğer büyük partilerde de popülist söylemler yaygınlaşmış durumda.

Seçim öncesi Başbakan Magdalena Andersson’un segregasyon ve suç konularını kısmen göç ile bağdaştırarak ele alması ve aslında liberal görüşlü olan ılımlı Muhafazakâr Partinin ülkedeki ekonomik sorunları göç ile ilişkilendirmesi bunların bir örneği. Yani sadece taraflar ve bloklar tarafından yeni iş birlikleri değil, aynı zamanda ülkedeki çete sorunları ve göç ile alakalı meselelerin ön planda tutulması nedeniyle de sıkı ve gergin bir seçim öncesi atmosferini geride bıraktık. Seçim gününe kadar anketlerde bloklar arasında çok yakın bir yarış vardı. Özellikle bazı konularda partilerin temelde ayrıştığını gözlemlemek mümkün. Bunlardan bazıları şöyle:

Uluslararası Destek, NATO Üyeliği ve Dinî Okullar

İsveç’in uluslararası maddi yardımının azaltılması seçim kampanyalarında sıkça konu edilen başlıklardan biriydi. Mevcut durumda İsveç’in gayrisafi millî hasılasının yüzde biri, gelişmekte olan ülkelere yardım olarak gönderiliyor. Bu oranın yüzde 1’in altına çekilmesi konusunda SD ve Ilımlı Muhafazakâr Parti ısrarcı olurken, diğer partiler uluslararası insani yardım için bu oranın azaltılmaması görüşünü savundu. Bunun için İsveç’in barış ve demokrasi konusunda uluslararası insani yardım için yüzde 1’lik bir katkısının olması yönünde argümanlar üretilirken, hazineden bütçenin insani yardım için değil, ülke içi reformlar için kullanılması yönünde karşı argümanlar da vardı.

Yine seçim kampanyalarının en önemli konularından biri de çokkültürlülüğün İsveç’i zenginleştirip zenginleştirmediği sorusu etrafında şekillendi. Aşırı sağcı SD, çokkültürlülüğün ülke için bir zenginlik olmadığı savıyla seçim kampanyalarını yürütürken, diğer partilerin bu yöndeki tutumları değişkenlik gösterdi.

Aynı şekilde İsveç’in NATO üyeliği de partiler arasında farklı pozisyonlarla karşılaşıyor. Sol Parti ve ılımlı Muhafazakâr Parti İsveç’in NATO üyeliğine “diğer ülkelerin çatışmalarına dâhil olma riski” nedeniyle karşı çıkarken, Sosyal Demokratlar tehdit tablosunun arttığı bir dünyada yalnız kalmanın tehlikeli olacağı düşüncesinden hareketle NATO üyeliğini destekliyor.

Son olarak seçim kampanyalarında dikkat çeken konulardan birisi de İsveç’te dinî okulların yasaklanması yönündeki taleplerdi. Toplamda 7000 okulun olduğu İsveç’te Musevi, Müslüman ve Hristiyan cemaate ait yaklaşık 70 adet dinî okul faaliyet gösteriyor. Bu yönde Sosyal Demokratlar, Yeşiller, Sol Parti ve Liberaller okulların “bilime odaklanması gerektiği” argümanından hareketle dinî okulların kapatılması yönünde talep ortaya koyarken, Hristiyan parti din özgürlüğünü kısıtlayacağı nedeniyle dinî okulların kapatılmasına karşı.

Müslümanlar İçin “Kötünün İyisi”

Çoğunluk toplumunda “bütünün anlamlı bir parçası” olmak yolunda çaba gösteren demokratik güçler ve sivil toplum kuruluşları bu seçimlerde SD’nin yükselişini ve bu partiye oy veren insanların sayıca artışını endişe ile izledi. Sosyal medyada takipçi sayısı yüksek olan bazı İsveçli Müslümanların buluştukları ortak bir nokta var: Müslüman olmayan kişiler bu seçimlerde kendi ideolojilerine uygun ve günlük siyasi meselelerde kendi tercihlerine en yakın politikayı yürüten partilere oy verebilme lüksüne sahipken İsveç’teki Müslümanlar için durum maalesef farklı.

İsveç’teki Müslümanların “hangi partiden bana ve Müslüman kimliğime daha az zarar gelir” düşüncesinden yola çıkarak oy vermek zorunda kaldığı öne sürülebilir. Aşırı sağcı ve ırkçı söylemler karşısında özellikle Müslüman ve/veya göçmenlerin “var olabilme hakkı”nı savunmak zorunda kaldığı bir seçimde mesela eğitim, yaşlılara bakım ve ekonomi gibi sorularla ilgilenebilme lükslerinin olmadığı ve dinî kimlikleriyle İsveç toplumunda var olabilmeleri için kendilerine en az zarar gelebilecek partiye oy vermek zorunda kaldıkları açık. Toplumda korkunun bu derece artmasını aslında toplumsal güvenliğin ve demokratik atmosferin oldukça geriye gittiğinin bir uyarısı olarak yorumlamak da mümkün.

SD Parti Sekreteri Richard Jomshof, seçim sonrası bir yorumda, “Şimdi ılımlı Muhafazakâr Partiden daha büyük bir partiyiz. Bu da daha fazlasını talep edeceğimiz anlamına geliyor. Her şeyden önce daha fazlasını bekleyen sempatizanlarımız ve seçmenlerimiz var. Bunu yanımıza almalıyız ve umarım diğer partiler müzakere ettiğimizde bunu anlarlar.” ifadelerinde bulundu.

Bundan sonra İsveç siyasetinde SD’nin siyasetteki gücünü arttırmak istediği ve daha fazla söz hakkına sahip olacağı ortada. Yabancı düşmanlığı üzerine kurulmuş ve bu düşmanlık sayesinde partisinin oylarını her sene arttırabilmiş bu partinin İsveç’in çokkültürlü yapısını, uluslararası dayanışma prensibini ve ülkedeki azınlık haklarını hangi yönde etkileyeceğini zaman gösterecek.

Medine Tezcan

Uluslararası Londra Üniversitesinde Siyasal Bilimler ve Uluslarası İlişkiler eğitimini tamamlayan Medine Tezcan, İsveç Genç Müslümanlar (SUM) Derneğinin başkan yardımcılığını yapmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |