İklim Krizi COP27 Zirvesi Amacına Ulaşabildi Mi?

COP27 Zirvesi'nde ülkelerin yaklaşım farklılıkları ve finansman kaygısı iklim krizine dair çözüm yolları aramanın önüne mi geçti?

Prof. Dr. Levent Kurnaz 23 Kasım 2022

İki haftalık bir iklim zirvesinin ardından 20 Kasım 2022 Pazar günü sabaha karşı Şarm El-Şeyh Sonuç Bildirgesi ve Uygulama Planı, taraflar tarafından kabul edildi. Zirve kararlarının böylesi uzatma dakikalarında alınması, artık normal karşılanır bir durum haline geldi.

COP27

COP27: Kaçırılan Fırsatlar ve Yeni Sorumluluklar

21 Kasım 2022

Türkiye İklim Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar’ın, toplantıların başında da belirttiği gibi, bu zirveden büyük bir kararın çıkması gerekmiyordu. 2022’de ortaya çıkan Rusya-Ukrayna savaşı, yükselen küresel enflasyon ve şiddetini artıran iklim felaketleri, alınabilecek her türlü kararın önemini daha da artırdı. Ne yazık ki, beklendiği gibi büyük kazanımlar sağlanamadı, hatta önemli kayıpların da gerçekleştiğini söylemek mümkün.

Kazanç sayılabilecek tek nokta, eğer o da kazanç sayılabilirse, iklim krizinden fazlasıyla zarar gören ekonomisi kırılgan ülkelere destek sağlamak için kurulması kabul edilen Kayıp ve Zarar Fonu oldu. Bunun karşılığında Mısır Başkanlığının da desteği ile fosil yakıtların azaltılması ve aşamalı olarak kaldırılması konusunda bir karar alınamadı.

Kayıp ve Zarar Finansmanı

İklim krizini yaratma bağlamında bakıldığı zaman ABD ve AB üyesi ülkeler gibi güçlü devletlerin tarihsel sorumluluklarının neredeyse diğer tüm devletlerden fazla olduğunu görmek zor değil. Son senelerdeki yüksek salınım oranıyla bu gruba hızla Çin de katılıyor. Bunun karşılığında, iklim krizinden en fazla zarar gören küçük ada devletleri ve daha fakir ülkeler, uzun süredir iklim değişikliğinin toplumlarına verdiği zarar için tazminat talep ediyorlar. Bu görüşmelerin temeli hukuka dayalı olduğu için öncelikle sorumluluğun belirlenmesi ve kesinleşmesi, sonra da tazminat konusunun gündeme gelmesi gerekiyor. Zengin ülkeler ise asla kendilerini bu bağlamda sorumlu kılacak bir kararın altına imza atmadılar ve gelecekte de muhtemelen atmayacaklar. Bu yüzden de tazminat konusu asla gündem olmazken, daha fakir ülkelerin kayıp ve zararlarının giderilmesi gündeme alındı.

Kayıp ve zarar finansmanı konusunda iki yöntemden birinin izlenmesi söz konusuydu. Bunların ilki, zengin ülkelerin finanse edeceği sigorta ve erken uyarı sistemleri gibi gelecekteki felaketlere uyumu kolaylaştıracak önlemlerdi. Diğer yöntem ise gelişmekte olan ülkelerin serbestçe kullanabilecekleri bir Kayıp ve Zarar Fonu kurulmasıydı. Bu sorunun en azından COP27 bağlamında çözülmesi, AB’nin “şartlara bağlı bir fon kurulması” teklifiyle sağlandı. AB; fona kaynak sağlamanın sadece zengin ülkelerle kısıtlanmamasına, fondan yararlanacak ülkelerin en savunmasız ülkeler olmasına ve COP27’de salınımları azaltmak için güçlü adımlar atılmasına karar verilirse bir fonu destekleyeceğini açıkladı. Bu, herkesin kabul edebileceği bir ara çözümdü.

Sonuç Bildirgesi bu anlamda kimseyi tam olarak memnun etmese de istenen Kayıp ve Zarar Fonu’nun temeli atılmış oldu. Yalnız bu fona kimin, ne zaman ve ne kadar destek sağlayacağı ve bu fondan kimlerin yararlanacağı şimdilik belli değil.

Fosil Yakıtlara Karşı Doğalgaz Teşviki

Geçen yıl Glasgow’da düzenlenen COP26’da Paris Anlaşması‘nın 1,5℃ hedefi uyarınca kömür yakılmasına son verilmesi konuşulmuş, ancak Çin ve Hindistan’ın direnmesiyle bu karar, kömür kullanımının kademeli olarak azaltılması şeklinde değiştirilmişti.

Şarm El-Şeyh’te ise üretimi kömüre bağımlı olan Hindistan, dikkati diğer fosil yakıtlara çevirmeye çalıştı. Bu fikir çok sayıda ülkeden oluşan geniş bir koalisyon tarafından desteklense de, COP27 başkanı, Mısır tarafından taslak metnine konulmadı. Mısır, toplantılar boyunca kendi üretimi de dahil olmak üzere doğal gazı teşvik etti. Bir sonraki zirvenin dünyanın büyük fosil yakıt üreticilerinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılacak olması da bize şimdiden alınabilecek kararlar hakkında önemli bir bilgi sağlıyor.

Sera Gazı Azaltım Çalışma Programı

Su Kıtlığı

"Su Kıtlığı, Gıda Güvenliğini Tehdit Ediyor"

19 Kasım 2022

2030 yılında küresel sera gazı salınımlarının 2010 seviyesinin yüzde 14 üzerinde olacağı tahmin ediliyor. Küresel ısınmanın 1,5℃ ile sınırlanabilmesi için ise salınımların yüzde 45 azaltılması gerekiyor.

Şarm El-Şeyh’te ülkeler bunu nasıl başaracaklarını tartıştılar. Sonuç metninde sürecin kuralcı ve cezalandırıcı olmaması, kolaylaştırıcı, ulusal egemenliğe ve ulusal koşullara saygılı olması ile yeni hedef veya hedefler içermemesi yer aldı. Yani, her ülke bildiğini okumaya devam edecek ve küresel ısınmanın 1,5℃ ile sınırlı kalması için dua edecek.

İklim Değişikliğine Uyum

Azaltım konusunda, son senelerde yeterli yol alınmamış olması iklim değişikliğine uyum konusunu daha fazla öne çıkartmalıydı. Ancak iklim krizi görüşmelerine taraf olanlar bir türlü neyin önemli olduğuna karar veremediklerinden zaten bu konulara maddi destek sağlamak istemeyenlerin de ekmeğine yağ sürmüş oldular.

Hepimiz iklim değişikliğinin çözümünün neredeyse kömür, petrol ve doğal gaz kullanımına “hemen” son vermek olduğunu biliyoruz. Fakat, anlaşma noktamız orada sona eriyor. Bir kısım, en önemli şeyin sera gazı salınımını durdurmak olduğunu ve bunun dışında yapılanların “davaya ihanet” olduğunu söylüyor. Diğer kısım da sera gazı salınımlarını “hemen” durdurmanın gerçekçi olmadığını ve o yüzden iklim felaketlerinin artacağını, dolayısıyla da bunlara karşı dirençlilik geliştirilmesi gerektiğine inanıyor. Her ikisinin de doğru olduğuna inananlar ise sanırım çoğunlukta. Ancak bu anlaşmazlık en çok uyum çabalarına zarar veriyor.

Sera gazı salınımlarını ölçmek nispeten kolay olsa da uyum önlemlerini ve bunların yararlarını belirlemek çok zor. Çoğu felakette ise alınması gereken uyum önlemleri, felaket başa geldikten sonra fark edilir. Sonuç metninde ülkeler, mevcut uyum finansmanı düzeyleri ile iklim etkilerine yanıt vermek için gerekenler arasındaki uçurumu “ciddi bir endişeyle” kaydetti. Ülkeleri “iklim finansmanı tedariklerini acilen ve önemli ölçüde artırmaya” davet ettiler. Özellikle kırılgan ülkeler açısından bu sonucun son derece yetersiz olduğu açık.

Enerji İthalatı

Enerji Krizinin İklim Değişikliğiyle Mücadeleye Etkisi

10 Kasım 2022

Bu zirvenin önemli getirilerinden biri, iklim finansmanına da yön vermesi açısından Dünya Bankasının rolü ve yeniden yapılanması üzerine çokça görüş bildirilmesi oldu. Bu zirveyle eş zamanlı olarak Endonezya’da yapılan G20 zirvesi, ilginin kısmen dağılmasına neden olsa da, neredeyse tüm ülkelerin zirvede temsil ediliyor olmaları, 2023 başında yapılacak Dünya Bankası ve IMF toplantılarına da etki yapacaktır. İklim finansmanının ülkelere sağlanan diğer kaynaklardan ayrı tutulabilmesi son derece zor, bu nedenle de özellikle zengin ülkeler, uluslararası kuruluşlar ve ikili anlaşmalar çerçevesinde sağladıkları çoğu maddi desteği, iklim finansmanı olarak kabul etme düşüncesindeler. Kırılgan ekonomiye sahip olanlar ve fakir ülkeler ise iklim finansmanı için ayrı bir fon olması gereği üzerinde ısrarla duruyorlar. Bu noktanın çözülmesi bugün için neredeyse imkansız. Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılacak COP28 gündemi ise şimdiden dolup taşıyor.

Finansman konusunun sera gazı salınımlarını azaltma konusunu gölgelemiş olmasıyla bir sene daha kaybedildi. COP28’in ana gündemi ise salınımları azaltma yolunda verilmiş olan sözlerin ne derece tutulduğunun belirlenmesi olacak. Bu nedenle gelecek sene finansmandan azaltım gündemine bir dönüş sağlanacağı şimdilik umulabilir. Elbette, önümüzdeki senenin ne gibi yeni sorunlar getireceğini birlikte göreceğiz.

 

*Anadolu Ajansı’nın Analiz sayfasında yayımlanmıştır.

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Prof. Dr. Levent Kurnaz, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü’dür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |