Rasmus Paludan

İsveç’te Yakılan Kur’an: “İslamofobi Ateşi İsveç’i Yakıp Geçiyor”

Paludan Müslümanları, onlar hakkındaki iğrenç görüşlerini doğrulayacak ve daha da önemlisi, onlara karşı gelişen sert politikaları haklı çıkaracak türden bir şiddete itmeyi planlıyor. Müslümanlar bu oyuna gelmemeli.

İsveç bir zamanlar yabancı düşmanlığı ve ırkçı popülizmin kasıp kavurduğu Avrupa coğrafyasında ayrımcılığın az görüldüğü bir vaha olarak öne çıkıyordu.

Çok kültürlülüğün hoş karşılandığı bir toplum olan İsveç’e ve savaşın parçaladığı ülkelerden kaçan kitleler İsveç’in tek renkli manzarasına renk katıyordu. Bu İskandinav ülkesi uzun yıllar boyunca kişi başına en çok mülteci kabul eden ülke oldu ve 2015 yılında 162 bin 877 kişi ile rekor kırdı. 

Kıta genelinde kök salmış ırkçı damarlara karşı İsveç, Fransa’yı saran İslamofobik iklime ve İtalya, Belçika, Danimarka ve Avrupa’nın diğer yerlerinde şiddetlenen beyaz üstünlükçü akımlara karşı meydan okuyan bir alternatif olmaya devam etti.  

İsveç’in göç politikasını karakterize eden “hoş geldin kültürü”nün yanı sıra ülkeye yeni gelenlerin ve aslen İsveç kökenli olmayanların ülkeye kattığı kültürlerin takdirle karşılanması, sağcı İsveç Demokratları Partisinin kademeli yükselişi ile sona erdi. İktidardaki tırmanışları 2010’dan bu yana istikrarlı bir şekilde devam eden bu sağcı parti her seçimde daha fazla sandalye kazandı ve 2022 siyasi etkinlikleri için bir sıçrama yılı oldu.

Bu yükseliş, büyük ölçüde İsveç’in güney komşularındaki siyasi söylemleri yönlendiren ve Danimarka’dan İsveç’e İslamofobi ihraç etmeye kararlı farklı türden bir ateşleyici tarafından beslenen ulus ötesi bir İslamofobi tarafından körüklendi.

Rasmus Paludan’ın “Kur’an Yakma Turları”

Rasmus Paludan 21 Ocak Cumartesi günü İsveç’i bir kez daha iğrenç bir İslamofobik oyununun sahnesi hâline getirdi.

Kendisi Stockholm’de, tam da Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin önünde, bir elinde yeşil bir Kur’an-ı Kerim nüshası ve diğer elinde bir megafonla sahneye çıktı. Megafondan İslam’ın “geri kalmış medeniyetine” ve Müslüman “davetsiz misafirlere” karşı bilindik hakaretler savurarak Stram Kurs (Sıkı Yön) Partisinin bağnaz söylemlerini yineledi.

Diğer eliyle de İslam’ın Kutsal Kitabını -önünde duran yüzlerce kişi, onu izleyen diğer yüzlerce kişi ve eylemini milyonlara ulaştıracak kameralar için- havaya kaldırdı. Paludan daha sonra, daha önce birçok kez yaptığı gibi Kur’an-ı Kerim’i ateşe verdi. Bu ateş, İsveç’te ve ötesindeki Müslümanları öfke ve isyana itme çılgınlığıyla yakıldı. Paludan Müslümanları, onlar hakkındaki iğrenç görüşlerini doğrulayacak ve daha da önemlisi, onlara karşı gelişen sert politikaları haklı çıkaracak türden bir şiddete itmeyi planladı.

Bu politikalar İsveç’te hâlihazırda tüm hızıyla devam ediyor. Bu eylem, Paludan’ın sadece retorik olarak desteklemekle kalmayıp yıllar süren “Kur’an yakma turları” ve sahnelenen nefretin ardından doğrudan güçlendirdiği yeni İsveç Demokratları tarafından piyasaya sunuldu. 

Paludan’ın eylemlerinin İsveç siyasi söyleminin odağına verdiği mesaj ise bu eylemlerin kendisinden çok daha tehlikeliydi.

Kur’an Yakma Tiyatrosu

Yeni kitabım Yeni Haçlı Seferleri’nde yazdığım gibi bu durumu, Paludan gibi beyaz tenli nefret tacirleri için geçirgen, fakat Afrikalılar, Araplar ve Müslümanlar için giderek daha fazla kale duvarlarıyla örülü olarak tarif ediyorum. Bu, İslamofobik tonlarla karışmış beyaz üstünlükçü hareketlerin sınırlar boyunca vahşice dolaştığı Avrupa’daki diyalektik İslamofobinin orman yangınıdır. 

Paludan’ın daha önce İsveç’teki Müslüman toplulukların kalbinde yaptığı gibi Kur’an’ı ateşe vermesi pek de olağan dışı bir eylem değil. Bunu, bizim ve dünyanın geri kalanının görmezden gelmesi gereken, dikkat çekmek için yalvaran sapkın bir performans olarak değerlendirmek, Paludan’ı yönlendiren deneme yanılma stratejisini göz ardı etmek olur.

Bu şahsın eylemleri hem kamuoyuna hem de seçmenlere açık bir mesaj göndermektedir. Bu mesaj aynı zamanda hem politikacılara hem de yakıcı İslamofobide fırsat gören yeni popülist hareketlere yöneliktir.

İsveçli seçmenler Paludan’ın “Müslüman göçü İsveç’i mahvediyor” ve “Müslümanlar şiddet yanlısı suçlular” şeklindeki basmakalıp sözlerine kulak veriyor. Ve daha da önemlisi, İsveç Demokratları da onun bu sözlerine kulak veriyor ve bunu siyasete dönüştürüyor.

Kur’an yakma tiyatrosundan güç alan Paludan’ın ideolojik damgası, son birkaç yılda uygulamaya konulan İslamofobik politikaların her tarafını sarmış durumdadır. İsveç Demokratları tarafından başlatılan bu politikalar, eski İsveç’in sıcak kapsayıcılığını kıtanın geri kalanını çevreleyen kale duvarlarıyla takas etmektedir.

Paludan kaba nefret eylemlerini gerçekleştirmek için şehir meydanlarını ve kaldırımları kullanırken, İsveç Demokratları parlamentonun resmî salonlarında yapısal İslamofobinin yeni yollarını zorluyor. Kur’an yakmak yerine ateşli yasalar çıkararak popülist ticaretlerini sürdürüyorlar ve Paludan’ın onlar için hazırladığı kavrulmuş topraktan besleniyorlar. 

Bireyler tarafından yayılan İslamofobinin öfkesi, devlet destekli İslamofobiyi bu şekilde besliyor ve Danimarkalı bir kundakçının ateşli eylemleri İsveçli yasa koyucuların politikalarının yangınını tetikliyor. 

“Yanan Kur’an Değil, Eski İsveç”

İsveç’te Müslümanlar tarafından işletilen okulların kapatılması, göçmenliğe karşı katı yaklaşımlar ve Müslüman çocukların göçmen ebeveynlerden koparılması gibi politikalar hız kazanıyor. Ancak İsveç Demokratlarının yükselen cazibesi ve kamu lobicisi Paludan’ın tekrarlanan performansları göz önüne alındığında, bu önlemler daha tehlikeli yangınların başlangıcı da olabilir.

Kasım ayında İsveç’e yaptığım bir ziyaret sırasında Müslüman liderlere ve toplum üyelerine hitap ettiğim sırada Paludan ve İsveç Demokratları arasındaki bağlantı dikkatimi çekti. Ülkenin ikinci nesil vatandaşı olan genç bir Müslüman baba bana camisinin akıbeti ve çocuklarının geleceği konusunda endişeli bir şekilde “Birçok Müslüman ülkeyi terk etmeyi düşünüyor.” demişti.

“Artık eski İsveç yok.” sözü Müslüman İsveçliler arasında çokça yankılanan bir ifadeydi. İfade özgürlüğü gibi liberal ilkeler, İslami yaşamı dövmek için kör bir silaha dönüştürüldü. Yükselen laiklik soldan gelen güçlü bir Müslüman karşıtı ideoloji olarak kullanıldı ve Paludan’ın söylemlerini papağan gibi tekrarlayan ve giderek büyüyen bir sağ kanat, Müslümanları üzerlerine çöken bir ulusun duvarları içinde hapsetti: Bu artık tanımadıkları bir ulusun duvarlarıydı.

Aslında eski İsveç yanıyordu; tıpkı Türk Büyükelçiliği’nin önünde hareketsiz duran Kur’an sayfaları gibi. İsveç’in yanan sayfaları, ülkeyi yavaş yavaş kendi nefret dolu imgesine göre şekillendiren İslamofobik bir kundakçının ayakları altında kömürleşiyordu.

Khaled A. Beydoun

Hukuk profesörü olan Khaled A. Beydoun, yakında çıkacak olan “The New Crusades: Islamophobia and the Global War on Muslims” (Yeni Haçlı Seferleri: İslamofobi ve Müslümanlara Karşı Küresel Savaş) adlı kitabın da yazarıdır. Kendisiyle sosyal medya platformlarında @khaledbeydoun adresinden iletişime geçilebilir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi#0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler