Çocuk Bakımı Skandalından Etnik Profillemeye: Hollanda’da Yapısal Irkçılık Raporu
Hollanda’da Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Devlet Komisyonu, dört yıllık çalışmasının ardından yayımladığı raporda ayrımcılığın yalnızca bireysel değil, devlet kurumlarına ve toplumsal yapılara işlemiş yapısal bir sorun olduğunu ortaya koydu. Raporda Müslümanlara yönelik ayrımcılık, etnik profilleme ve kamu politikalarındaki eşitlik açığına dikkat çekildi.
Hollanda’daki ırkçılık ve ayrımcılığı bağımsız olarak araştırmakla görevlendirilen Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Devlet Komisyonu, dört yıllık çalışmasının sonuç raporunu geçtiğimiz hafta yayımladı. Rapor, ayrımcılık ve ırkçılığın Hollanda toplumuna ve devlet kurumlarının yapısına derinlemesine işlemiş olduğuna işaret ediyor.
Ayrımcılık ve Irkçılık Tartışmalarını Kurumsal İncelemeye Taşıyan Süreç
2020 yılında ABD’nin Minneapolis kentinde siyahi bir vatandaş olan George Floyd’un polis tarafından öldürülmesine ilişkin görüntülerin sosyal medyada yayılması, ülke genelinde başlayan ve kısa sürede yüzlerce şehre yayılan protestoları tetiklemişti. Küresel bir dalgaya dönüşen bu protestolar, Hollanda dahil pek çok ülkede ırkçılık ve ayrımcılık tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Bu küresel dalgayla aynı yıllarda Hollanda’da, sonradan ülke siyasetini sarsacak bir skandal gün yüzüne çıktı. Daha sonra çocuk bakımı yardımı skandalı (kinderopvangtoeslagaffaire) olarak isimlendirilecek siyasi skandal, çoğu göçmen kökenli on binlerce ailenin çocuk bakım yardımlarında usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla karşı karşıya kalmasına sebep olmuştu. Öyle ki 2005 ile 2019 yılları arasında Hollanda Vergi Dairesi (Belastingdienst Nederland) çok sayıda ailenin haksız yere çocuk bakım yardımı aldığını iddia ederek yapılan tüm ödemelerin geri tahsil edilmesine karar verdi. Ancak bu kararlar kısa sürede binlerce ailenin hayatını altüst eden bir sürece dönüştü. Yüksek borç talepleri, sosyal dışlanma ve ciddi psikolojik yıkım, özellikle kırılgan gruplar üzerinde derin etkiler bıraktı. Sonradan yapılan soruşturmalar ise suçlamaların büyük ölçüde temelsiz olduğunu ve ailelerin etnik profilleme pratiklerini de içeren ayrımcı bir sürecin kurbanı olduğunu gözler önüne serdi. Skandalın ortaya çıkması 2021’de Mark Rutte’nin üçüncü kabinesinin istifasına ve erken seçime yol açtı.
Hem küresel hem de ulusal düzeyde yaşanan bu gelişmeler, Hollanda’yı somut adımlar atmaya zorladı. Çocuk bakım yardımı skandalının da etkisiyle Hollanda parlamentosunun alt kanadı (Tweede Kamer), devlet kurumlarındaki ırkçılık ve ayrımcılığın boyutunun bağımsız olarak araştırılmasını talep etti. Bunun üzerine, Hollanda hükûmeti 2022 yılında Irkçılık ve Ayrımcılık Karşıtı Devlet Komisyonu’nun (Staatscommissie tegen Discriminatie en Racisme) kuruluşunu duyurdu. Sosyoloji, kamu yönetimi, örgütsel psikoloji ve yapay zekâ gibi farklı disiplinlerden uzmanların yer aldığı komisyon, hem mevcut verileri sistematik biçimde analiz ederek hem de çeşitli aktörlerle görüşmeler gerçekleştirerek Hollanda’daki ırkçılık ve ayrımcılığın kapsamını çok boyutlu biçimde incelemeye odaklandı. Dört yıllık bir çalışmanın ardından komisyon tarafından geçtiğimiz hafta yayımlanan sonuç raporu devletin bu alandaki sorunlarına ilişkin oldukça çarpıcı bulgular ortaya koyuyor.
Irkçılık Bireysel Değil Yapısal Bir Sorun
Rapor, ayrımcılık ve ırkçılığın yalnızca bireysel davranışlarla sınırlı olmadığını, Hollanda hükümeti içinde de yerleşik yapısal sorunlar olarak işlediğini ortaya koyuyor. Bu sorunların toplumun geneline yayıldığı ve neredeyse tüm sektörlerde karşılık bulduğu vurgulanıyor. İş piyasasından sağlık sistemine, emlak piyasasından eğitime ve doğrudan kamu kurumlarına kadar geniş bir alanda ayrımcılık ve ırkçılığın pratik olarak kendini gösterdiği belirtiliyor. Buna karşın rapor, Hollanda devletinin anayasal yükümlülüklerine rağmen bu sorunlarla mücadelede yeterince etkili olamadığı değerlendirmesini yapıyor.
Yapısal ayrımcılık ve ırkçılığın güncel örnekleri arasında çocuk bakım yardımı skandalı, ulusal eğitim ajansı (Dienst Uitvoering Onderwijs) tarafından kullanılan ayrımcı algoritmalar, sınır polisleri tarafından yürütülen etnik profilleme uygulamaları ve kadın yargıçların daha düşük ücretlendirilmesi gibi vakalar öne çıkarılıyor.
Hoşgörünün Azalması: Hollanda’da Müslümanlara Yönelik Ayrımcılık
Buna ek olarak rapor, Müslümanlara yönelik ayrımcılık tartışmalarına da yer veriyor. Bu kapsamda, yaklaşık 380 cami ve 10 cami çatı kuruluşunu temsil eden Müslümanlar ve hükûmet arasındaki iletişim ve danışma organı CMO’nun (Contactorgaan Moslims en Overheid) yönetim kurulu başkanı Muhsin Köktaş ile yapılan mülakat da rapora dahil edildi. Köktaş, Hollanda’nın Müslümanlara yönelik yaklaşımının giderek daha az hoşgörülü hâle geldiğini belirtiyor.
Sosyal medyada ve sokakta artan nefret söylemlerine ek olarak, kamu kurumlarının tutumlarının da Müslümanların kendilerini toplumun tam bir parçası olarak hissetmesini zorlaştırdığını ifade ediyor. Devletin Müslümanları bir güvenlik riski olarak gördüğünü ve İslami kuruluşları sıkı denetime tabi tutma eğiliminde olduğunu savunan Köktaş, kamu kurumlarındaki ayrımcı pratiklerin sürdüğünü ve bu durumdan özellikle Müslümanların orantısız şekilde etkilendiğini vurguluyor. Özellikle Müslüman kadınların iş piyasasında ciddi ayrımcılıkla karşılaştığının da altını çizen Köktaş, toplumun farklı kesimlerinin birbirleriyle daha fazla diyalog kurması ve farklılıklara rağmen ortak bir toplum bilinci oluşturulması gerektiğine vurgu yapıyor.
Irkçılık ve Ayrımcılık Karşısında Somut Politika Önerileri
Rapor yalnızca mevcut durumu ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda Hollanda hükûmetine ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele için somut politika önerileri de sunuyor. Önerilen tedbirlerin başında çoğulculuğun bir yönetim ilkesi olarak benimsenmesi geliyor. Bu kapsamda rapor, devletin toplumun çeşitliliğini daha iyi yansıtmasını ve yasa yapımından uygulamaya kadar tüm süreçlere farklı grupların sistematik biçimde dahil edilmesini öneriyor.
Ayrımcılıkla mücadelede düzenli veri toplanması ve kurumsal bilgi üretiminin güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Ayrıca rapor, kamu politikalarında ayrımcılık riskini önceden tespit etmeye yönelik değerlendirme mekanizmalarının tüm kamu sektörüne yaygınlaştırılmasını öneriyor. Daha yapısal bir dönüşüm olarak, veri temelli profilleme uygulamalarının durdurulması ve ayrımcılığı önleyici yasal çerçevenin güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Anayasanın İlk Maddesi Pratikte İşlemiyor
Hollanda Anayasası’nın ilk maddesi, din, inanç, siyasi görüş, ırk ve cinsiyet gibi temellere dayalı ayrımcılığı açıkça yasaklıyor ve ülkede yaşayan herkesin eşit muamele görme hakkına sahip olduğunu güvence altına alıyor. Ne var ki komisyonun bulguları, bu anayasal ilkenin pratikte hayat bulmadığını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Komisyona başkanlık yapan Dr. Joyce Sylvester, ayrımcılık ve ırkçılığın Hollanda toplumuna ve devlet kurumlarının yapısına derinlemesine işlediğini vurgularken, politikacıların ayrımcı söylemlerinin bu sorunun toplumda giderek normalleşmesine zemin hazırladığı konusunda da uyarıyor.
Hollanda’da gündemi uzunca bir zamandır ülke genelinde bir çok şehirde gerçekleşen göçmen karşıtı aşırı sağcı protestolar işgal ediyor. Temelde yeni iltica merkezlerinin açılmasına karşı bir tepki olarak başlayan ve aylardır düzenli aralıklarla süren bu gösteriler, son dönemde daha sert bir karakter kazandı. Apeldoorn, Ijsselstein ve Loosdrecht gibi şehirlerde göçmenlerin kaldığı binaların ateşe verilmesi ve polislere yönelik saldırılarla birlikte protestolar fiziksel şiddet boyutuna evrilmiş durumda. Endişe verici bu gelişmelere ek olarak belirli şehirlerde azınlıklara ait restoran ve camilerin saldırıya uğraması ayrımcılık ve ırkçılığın toplumsal düzeyde ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne seriyor. Bu gelişmeler ışığında, komisyonun ortaya koyduğu bulguların ciddiyetle ele alınması ve Hollanda hükûmetinin somut adımlar atması artık bir tercih değil, acil bir gereklilik ve anayasal sorumluluk olarak görülebilir.