Avusturya Vizyonsuz Siyasetin Mahsülü: İslam Yasası

Almanya’da Hristiyan Birlik Partilerinden siyasetçiler ülkede bir İslam Yasası çıkarılması talebini yineliyor. Bu talep, sağ popülist söylemlerin merkez siyasete taşındığının göstergesi.

Burak Altaş 1 Mayıs 2017

Avusturya’da 2015 yılında yenilenen İslam Yasası ve beraberinde tartışılan hususlar tehirli de olsa Almanya’ya da intikal etmiş durumda. 2016 yılında CSU Partisi Genel Sekreteri Andreas Scheuer verdiği bir mülakatta “Aydın Avrupa’nın kendi İslam’ının tohumunu ekmesi gerektiğini” ve bu minvalde gösterilen çabaların henüz başında olduklarını, bu yolda bir İslam Yasası’nın gerekli olduğunu belirtmişti.1 Scheuer’in bir yıl önce kuyuya attığı bu taşın yankısı CDU’lu bir kısım üst düzey siyasetçinin ağzından çıkarak kulak tırmalamaya devam ediyor.

Toplumsal algıda camilerin tehlike kavramını çağrıştırıyor olması yeni bir fenomen olmamakla birlikte son zamanlarda derinleş(tiril)en bir olgu. Bunun en son örneği Constantin Schreiber’in Inside Islam isimli çalışması oldu. En çok satılanlar listesine birinci sıradan giriş yapan bu kitap, yazarın iki bini aşkın camiden 13 tanesine gidip Cuma hutbelerini kayıt altına alması, tercüme esnasında da çeşitli tahribatlar yaparak dezenformasyon üretmesi, mevzubahis olgu için sadece bir örnek. İslam tarihindeki kara lekelerden biri olan “Yezid” hakkındaki ifadelerin “Yezidiler” hakkında bir gruba yönelik nefret ifadeleri olarak lanse edilmiş olması şüphesiz masum bir çeviri hatası olarak addedilemez.

Bu iklimde CDU partisinden İslam Yasası yönünde taleplerin artması Almanya’da özellikle seçim atmosferinin yaklaşmasıyla izah edilebilir. Avrupa genelinde sağ akımların furya hâline gelmeleri, bu gidişattan Almanya’nın da bilhassa AfD partisi suretiyle payına düşeni alması, merkez sağ partileri seçmen kaygısına düşürüyor. Tabanında çatlakların oluşmasına mani olmak için direksiyonu daha fazla sağa kırmayı göze alan siyasetçilerin ilk göze kestirdikleri kesim ise Müslümanlar.

İslam Yasası tartışmaları özellikle Müslümanların dinî hayatını tehlike olarak gören bir ön kabul üzerine bina ediliyor. Böyle bir zemin üzerinde yükselen bir tartışmanın varış noktasını öngörebilmek için ferasetli bir bakışa çok da fazla gerek yok. İmamların Almanca sınavına tabi tutulmaları ve vaazların Almanca verilmesi, tüm camileri kapsayan bir kayıt sisteminin oluşturulması, bu camilerde görev yapan imamların Almanya’da yetiştirilmeleri ve eğitimlerinin yurtdışından finanse edilmemesi gibi talepler öne sürülüyor. Din hürriyetine ve anayasal düzene açıkça bir saldırı mahiyeti taşıyan bu taleplerin bir de pratikte iflas etmeye mahkum olmaları da ekleniyor. Radikalizmi Almanca zorunluluğu getirerek çözeceğini vehmeden siyasetçilere Pierre Vogel ve avanesinin Almanca konuşarak gençleri aşırı uçlara çektiklerini hatırlatsak, fayda eder mi acaba?

Sadece İslam dini için oluşturulan bir yasanın, devletin bütün dinlere eşit muamelede bulunması prensibi açısından oldukça sorunlu olacağı aşikâr. Yine dil zorunluluğunun sadece imamlara getirilmesi, İbranice Tevrat okunmasında veya Latince ayin yapılmasında sakınca görülmemesi anayasaya aykırı. Girişte zikredilen “Aydın Avrupa İslam’ı” düşüncesi ve Jens Spahn’ın (CDU) mevcut İslami derneklerini kastederek “Onlar yanlış partnerler, çünkü muhafazakâr bir İslam’ı temsil ediyorlar.”2 sözü, devletin dinî konularda tarafsızlık ilkesine aykırı ve aynı zamanda devlet eliyle oluşturulması arzu edilen dinî bir akımı çağrıştırdığı için, din ve devlet ayrımı prensibine de taban tabana ters.

Daha çok popülizm kokan bu tür siyasi manevraların asıl ürkütücü tarafı, tekil taleplerin içeriklerinden çok Müslümanların her konuda hedef tahtasına oturtulmaya aday olmalarıdır. Toplumun nesnelleştirilen bir kesimi olarak bu durum Müslümanları sonu gelmeyen bir mücadeleye sürüklemekte ve onların hep daha fazla enerji sarf etmelerini zorunlu kılmaktadır. Daha okullardaki başörtüsü sorunu noktasında yeni yeni mesafe alınmışken bu defa da hukuk stajyerleri ve hâkimeler aynı sorunla başbaşa bırakılıyor, kamuda verilen başörtüsü mücadelesi henüz sonuçlanmamışken Avrupa Adalet Divanı’nın bir kararıyla özel sektördeki mevcut ayrımcılık vakaları hukuki bir zemine oturtularak aklanıyor.

Aynı zamanda İslam Yasası gibi tartışmalar Müslümanların çaba sarf ederek kurdukları ilişkileri, toplumdaki konumlarını ve algılanış biçimlerini bir anda tersine çevirerek tüm çalışmaları sıfır noktasına yakın bir konuma geri çekiyor. Patinaj hâlini andıran bu etki maalesef İslami sivil toplum kuruluşları açısından ciddi bir efor ve motivasyon kaybına yol açabiliyorken, en önemlisi de güven zedelenmesi meydana geliyor. Bu mecrada birçok kez konu edinilen devlet anlaşmaları ve bu anlaşmaların bilhassa Aşağı Saksonya Eyaleti’ndeki seyrettiği rota, güncel tartışmaların devlet ile İslami kuruluşlar arasındaki münasebetlere ne denli tahrip edici bir etkiye sahip olduğunun en belirgin kanıtı olarak önümüzde duruyor.

Bazı siyasetçilerin bu denli tehlikeli ve sorumsuzca hareketlerine karşı en manidar tepki AfD İkinci Başkanı Alexander Gauland’dan geldi. CDU’dan yükselen bu tutumu partisinin ne kadar etkili bir siyaset yürüttüğüne kanıt olarak gören Gauland, güven ortamı talep eden insanların sandıkta bu fikirlerin “orjinal sahibini” seçeceklerini iddia etti. Bir başka AfD siyasetçisi Armin Paul Hampel ise partisinin çizgi itibariyle şimdiden iktidarda olduğunu ifade etti.3 İzan sahibi her insan için aşırı sağdan gelen bu cümlelerin birer işaret fişeği niteliği taşıması gerekirken, İslam Yasası talebinin devam ediyor olması sadece kaygı uyandırıcı bir durum değil, bir o kadar da AfD’den gelen tepkinin gerçeklik payına sahip olduğunun bir göstergesidir.

1   Welt, „CSU fordert Islam-Gesetz für Deutschland“, Thomas Vitzhum, 13.04.2016: https://www.welt.de/politik/deutschland/article154288868/CSU-fordert-Islam-Gesetz-fuer-Deutschland.html
2 ZEIT-Online, „CDU-Politiker Jens Spahn fordert Islamgesetz“, 30.03.2017: http://www.zeit.de/politik/deutschland/2017-03/cdu-jens-spahn-islam-gesetz
3 Welt, “Wo sich die Islamgesetz-Pläne von AfD und CDU unterscheiden“, Matthias Kamann, 02.04.2017: https://www.welt.de/politik/deutschland/article163342819/Wo-sich-die-Islamgesetz-Plaene-von-AfD-und-CDU-unterscheiden.html

Fotoğraf:©Shutterstock.com/Lukassek

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar