Dosya: "Müslüman-Yahudi İlişkileri" “Sorun Psikolojik Değil, İsrail Hükûmeti”

İsrail’in politikalarına yönelik şiddetli eleştirileriyle dikkat çeken Amerikalı siyaset bilimci Norman Finkelstein, Müslüman Yahudi ilişkilerinde hâlâ belirleyiciliğini koruyan Orta Doğu sorununa yönelik sorularımızı yanıtladı.

1 Temmuz 2014

Bütün enerjinizi ve akademik çalışmalarınızı İsrail-Filistin meselesine yoğunlaştırmanızın özel bir nedeni var mı?

İsrail-Filistin meselesiyle ilgilenmeye başlamam 1982 yılının haziran ayında İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesiyle başladı. O dönem İsrail işgaline karşı çıkan küçük bir grup Yahudi’den biriydim. Bu alakam, doktora tezimi Siyonizm üzerine yazmaya karar vermemle devam etti. Ayrıca İsrail’in, Nazi soykırımı mağduru Yahudilerin haklarını savunduğu iddiasını kullanması, anne ve babası Nazi soykırımını yaşamış bir Yahudi olarak benim bu meseleye özel bir ilgi duymama neden oldu.

Peki sizin deyiminizle “pek çok kişinin gizlice dile getirdiği şeyleri alenen dile getirmenizin” sizin açınızdan sonuçları ne oldu?

Bir zamanlar ABD’de İsrail’i eleştirmek gerçekten çok zordu. Fakat 2000 yılından sonra bu konudaki kamuoyu ve aynı şekilde Amerikalı Yahudilerin de meseleye bakışı değişmeye başladı. Dolayısıyla İsrail’e karşı eleştirileri dile getirmek daha kolay hâle geldi.

Benim şahsi tecrübelerime gelince, bu duruşum nedeniyle Chicago’daki öğretim üyeliği görevimi kaybettim. Pek çok insan görev süremin uzatılmayışında İsrail’le ilgili yaptığım eleştirilerle kızdırdığım çevrelerin etkisi olduğunu düşünüyor.

“Holokost Endüstrisi” adlı kitabınızla şimşekleri üzerinize çektiniz. Kitabınızda Amerikan-Yahudi kuruluşlarının Nazi soykırımını politik ve ekonomik kazanç kaynağı olarak istismar ettiğini ve İsrail’in insan hakları ihlallerine yönelik eleştirileri bastırmak için bir kalkan olarak kullanıldığını ileri sürüyorsunuz. Bu çok ciddi bir itham…

Kitap 2000 yılında piyasaya çıktığında pek çok saldırıya maruz kaldı ve tartışıldı. Fakat bugün kamuoyunun konuya dair görüşü değişti. Örneğin Knesset eski sözcüsü İsrailli Avraham Burg, Nazi soykırımı ile ilgili yazdığı kitabın ilk sayfalarında “Shoah Endüstrisi”ne atıfta bulundu. “Shoah” soykırım kelimesinin İbranice’deki karşılığı. Artık tanınmış birçok şahsiyet Holokost Endüstrisi’ne atıfta bulunuyor. Kitap yayımlandığında bomba etkisi yaratan pek çok düşünce bugün tartışılmıyor bile.

Tezleriniz birçok Yahudi kökenli tarafından hoş karşılanmıyor. Sizi “kendinden nefret eden Yahudi” olarak tanımlayanlar var. Peki sizin ulaşmak istediğiniz kitle kim?

Amerikalı genç Yahudileri de kapsayan çok daha geniş bir kitleye sesleniyorum. Metroda yolculuk esnasında veya sokakta yürürken kipa takmış genç bir Yahudinin yanıma geldiği ve medeni bir sohbet gerçekleştirdiğimiz çok olmuştur. Birbirimizden farklı düşünebiliriz, fakat artık Amerikalı Yahudilerin, Yahudi kuruluşları hariç, beni bir düşman olarak gördüklerini düşünmüyorum; zira birçoğu artık İsrail’in yaptıklarının yanlışlığının farkına varmış durumda.

Bugün Avrupa ve Amerika’da Müslüman ve Yahudiler arası ilişkileri geliştirmek için faaliyet gösteren pek çok inisiyatif, iki dinî toplumun mensuplarını bir araya getirerek karşılıklı anlayış köprüleri inşa etmeye çalışıyor. Sizce bu girişimler İsrail-Filistin meselesinin adil ve barışçıl çözümü için bir şans olabilir mi?

Ben Müslümanlar ve Yahudiler arasındaki problemin bir araya gelip konuşmaları ve anlaşmalarıyla çözülecek, karşılıklı yanlış anlaşılmadan kaynaklanan bir problem olduğunu düşünmüyorum. Sorun bu değil; sorun İsrail hükûmeti. Aldığı geniş popüler destek sayesinde İsrail hükûmeti uluslararası yasaların sorunu çözecek en temel prensiplerine uymayı reddediyor. Dolayısıyla sorun psikolojik değil, politik bir sorun ve İsrail’i uluslararası kanunlara boyun eğmeye razı edecek ölçüde uluslararası bir baskı da yok.

İsrail ve Filistin arasında geçen sene başlatılan barış görüşmelerinden kalıcı bir barış çıkar mı?

Ortada görüşülecek bir şey yok ki! Bu meselenin çözümü için uluslararası yasalara dayalı birtakım temel şartlar var. Bunlar, İsrail’in 1967’de işgal ettiği bölgelerden çekilmesi, Batı Şeria’nın tamamını, Batı Kudüs’ü ve Gazze’yi içine alan bir Filistin devletinin kurulması ve mülteci sorununun adil bir şekilde çözülmesi. Sorunu çözecek şartlar bunlar ve İsrail tüm bu şartları yerine getirmeyi reddediyor. Dolayısıyla ortada görüşülecek bir şey yok. İsrail işgal ettiği toprakları ilhak etmeye devam ederken siz sadece konuşur, konuşur ve konuşursunuz. Fakat bu bir barış süreci değil, ilhak süreci.
İsrail uluslararası yasalara saygı göstermediği, yani 1967’de işgal ettiği topraklardan geri çekilmediği ve mülteci sorununa adil bir çözüm sunmadığı müddetçe ona bu yasaları kabul ettirecek yaptırımlar uygulanmalı.

Sizce medyanın Orta Doğu sorununda ne gibi bir misyonu var?

Avrupa medyasını takip ettiğimi söyleyemem, fakat Amerikan medyası İsrail-Filistin meselesinde, geçmiştekine kıyasla azalsa da kesinlikle İsrail yanlısı bir tutum benimsiyor. Ayrıca Müslüman karşıtı düşmanlık söz konusu. Benimsenen bu iki tutumun Orta Doğu’da olan bitenin doğru anlaşılmasının önünde engel olduğunu düşünüyorum, tıpkı Mısır konusunda olduğu gibi. Orada ilk defa demokratik bir şekilde seçilmiş bir hükûmet vardı ve ardından askerî darbe ile devrildi. Askerî darbeyi destekleyen ABD, bugün de binden fazla pasif direnişçiyi öldürerek başa gelen, yaklaşık 20 bin Mısır vatandaşını tutuklayan ve işkence eden yeni hükûmeti destekliyor. Siz hem kriminal bir rejimi destekleyip hem de demokrasinin adil ve tarafsız destekçileri olarak görülmeyi nasıl bekleyebilirsiniz?

Pek çok kişi sizi Waterloo Üniversitesi’ndeki konuşmanızda söylediklerinizi kırıcı bulduğunu söyleyen öğrenciye verdiğiniz cevapla hatırlıyor. Sizce ifade tarzınız söylediklerinizin daha geniş bir kitle tarafından anlaşılmasına engel oluyor mu?

Hayır! Ben son derece mantıklı ve rasyonel bir konuşma yaparken, histeriye neden olmaya çalışan kendisiydi. Prensip olarak birinin bana Nazi soykırımı hakkında nasıl konuşmam gerektiği konusunda akıl vermesini ve söylediklerimden rencide olduğunu söylemesini son derece saldırganca buluyorum. Neticede ailesinin her ferdini soykırımda kaybetmiş olan benim annem-babam ve hayatlarının sonuna kadar bu hadisenin acısını taşıyan ebeveynlerimle yaşamak zorunda olan da bendim. Hâl böyleyken Nazi soykırımı hakkında bildiği tek şey Schindler’in Listesi’nden ibaret olan genç bir kadın çıkıyor ve bana akıl vermeye kalkıyor. Bu bana göre küstahça bir hareketti, dolayısıyla verdiğim cevap o durumda verilebilecek en makul cevaptı.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar