IŞİD Terör Örgütü Irak’ın Yönetilemez Dinamikleri

IŞİD (Irak Şam İslam Devleti)’in Musul’u ele geçirmesinin ardından bölgedeki kriz, uluslararası bir hüviyet kazandı. Etnik-sekter istikrarsızlıkların körüklediği kriz, kısa vadede çözülecek gibi gözükmüyor.

Can Acun 1 Temmuz 2014

Irak, bünyesinde Sünniler, Şiiler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler ve değişik Hristiyan gruplarını barındıran Orta Doğu’nun mikrokozmosu niteliğinde1 “yoktan var edilmiş bir ülkedir.” İngiliz işgali ardından, Orta Doğu’nun hemen hemen bütün etnik, mezhep ve kültürel çeşitliliğini içinde barındıran eyaletlerin bir araya getirilmesiyle sanal bir gerçeklik ile üretilmiştir. Musul’daki petrol bölgelerinin kontrolü ve Basra körfezi üzerinden sömürge imparatorluğunun yolunun garantiye alınması için Kürt yoğunluklu Musul, Sünni yoğunluklu Bağdat ve Şii yoğunluklu Basra vilayetleri birleştirilirken, mevcut siyasi sınırlar jeo-ekonomi ve jeo-kültürel gerçeklerle uyum göstermemektedir. Bu durumda Orta Doğu’daki etnik-sekter istikrasızlıklar da birinci derecede Irak’a intikal etmektedir.

20 Mart 2003’te ABD önderliğinde 40 ülkeden oluşan çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin “Irak Özgürleştirme Operasyonu” adıyla başlattıkları askerî harekat, Irak’ın tamamının işgali ile devam etmiş ve nihayetinde Baas rejimine son verilmiştir. Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu ve bu silahların “özgür dünyanın” güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle gerçekleştirilen (bu iddia daha sonra çürütülmüştür) işgal ile Irak’ta yeni bir dönem başlamıştır. Ancak Irak, 2003 ABD işgali sonrası dönemde de artan bir yönetim krizleriyle yüzleşmektedir.

Irak’ta Son Durum ve IŞİD Fenomeni

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin ortaya çıkışı bu arka plandan bağımsız değildir. IŞİD, geçtiğimiz sene Nisan ayında Ebu Bekir el-Bağdadi tarafından ilan edilmiş, başta BM olmak üzere ABD ve diğer batılı ülkelerin de terör örgütü listesinde yer alan Irak merkezli bir yapılanmadır.

2003 yılında ABD güçlerinin Irak’ı işgaliyle birlikte başlayan direniş kısa sürede ülkeye ciddi bir savaşçı akınının oluşmasına sebep olmuştur. Kısa sürede eski bir Afgan Savaşı gazisi olan Ebu Mus’ab ez-Zerkavi’nin kurmuş olduğu Tevhid ve’l Cihad adlı grup, ülkede büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmiştir. Gerek ABD güçlerine, gerekse ABD destekli Irak Hükûmeti ve Ordusu’na karşı saldırılarıyla bu örgüte, yurt dışından yüzlerce savaşçı katılmıştır.

2004 yılında El Kaide’ye biat ettiğini açıklayan ez-Zerkavi, örgütünün adını Irak El Kaidesi olarak değiştirmiştir. Zerkavi 2006 yılında ABD güçlerinin düzenlediği bir hava bombardımanında öldürülmüş, yerine ise Mısırlı Ebu Hamza el-Muhacir geçmiştir. Ardından Irak İslam Devleti (IİD) adlı yeni bir örgüt ilan ederek, başına Ebu Ömer el-Bağdadi adlı birini getirerek yeni bir evreye geçmiştir.

Bu sırada 2006-2007 yılları sırasında ülkedeki savaş ciddi bir mezhep savaşına dönüşerek Sünniler ve Şiiler arasında kanlı saldırılar zirveye ulaşmıştır. Özellikle Şiilerin ABD desteğinde Irak Hükûmeti’ni oluşturması ve Sünnilere karşı uygulanan ayrımcı politikalar, bu şiddeti daha da artırmıştır. ABD güçleri ise yeni bir stratejiyle bir takım Sünni aşiret ve yerel direniş örgütlerini saf değiştirmeleri için ikna çabalarına girmiştir. Bu çabaları sonuç veren ABD güçleri, Irak direnişini büyük oranda bastırabilmeyi başarmıştır. Özellikle Sünnilerin saf değiştirmesi sonucu IİD büyük darbe almış, 2010 yılına gelindiğinde örgüt liderlerinin de aralarında bulunduğu pek çok kişi öldürülmüştür.

Bu sürecin ardından ciddi bir değişim yaşayan IİD, yeni seçilen lideri Ebu Bekir el-Bağdadi liderliğinde tekrar organize olmaya başlamıştır. Bu sırada ABD güçlerinin 2011 sonunda Irak’ı terk etmesi ve Suriye’de patlak veren savaş, âdeta örgütün yeniden hayat bulmasını sağlamıştır.

Suriye’de Beşşar Esed rejimine karşı savaşan Sünnilere destek amacıyla bir grup adamını göndererek orada “Nusret Cephesi” adlı örgütü kurduran IİD, kısa sürede bu yapının Suriye’de büyük bir başarı elde etmesi üzerine iki örgütün birleştiğini ilan ederek IŞİD adını almıştır. Bu birleşme ilanı Nusret Cephesi lideri tarafından kabul edilmemiş ve IŞİD Suriye’deki muhalefetle çatışmaya başlamıştır.

Irak’ta Maliki’nin Sünnilere yönelik baskıcı politikaları artarak devam ederken, Sünnilerin önemli liderlerinden Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. 2012’nin son aylarında Sünni grupların, kendilerini dışlamakla suçladıkları Maliki hükûmetine yönelik protesto gösterileri kanlı şekilde bastırılmıştır. Mayıs 2013’te Havice’de Sünnilere karşı bir katliam gerçekleştirilmiş; Sünni Milletvekili Ahmed Alvani’nin 28 Aralık 2013’te tutuklanmasının ardından Anbar eyaletinin en büyük kenti Ramadi’de bir yıldan uzun süredir devam eden hükûmet karşıtı gösterilerin yapıldığı alan, Irak ordusu tarafından basılmıştır. Bunun üzerine ayaklanan Sünni aşiretler ile Irak ordusu arasında Felluce ve Ramadi’de çatışmaların sonunda Irak meclisindeki 44 milletvekili istifa etmiştir. Ocak’ta 618, Şubat’ta 564, Mart’ta 484, Nisan’da 610 ve Mayıs ayında 798 sivil hayatını kaybederken, bir o kadar da asker ve militan öldürülmüştür.

Mezhepçi politikalardan bunalan Sünni aşiretlerin de desteğini alan IŞİD, saldırılarını artırmış durumda. Son olarak Musul’un IŞİD tarafından ele geçirilmesi ve Sünni bölgelerin büyük bir kısmında Irak Hükûmeti’nin kontrolünü kaybetmesi, krizi uluslararası ölçekte bir soruna dönüştürmeye başlamıştır. Yakın bir gelecekte Irak’ın bu krizi atlatabileceğine dair fazla umut yoktur. Dahası bu krizin bölge ülkelerini de içine alarak yayılacağına dair ciddi işaretler ortaya çıkmıştır.

Hâlihazırda Suriye-Irak sınırının fiili olarak ortadan kalkmış olması ve IŞİD’in Ürdün sınırına ulaşması, bu ülkeye de saldırabileceği söylentilerine yol açmıştır. İran’ın krize müdahil olarak sorunun daha da büyüyeceği yorumunu yapmak mümkün. Her şeye rağmen yaşanan çatışmalardan en büyük zarar görecek olan hiç şüphesiz Irak halkıdır ve gerek uluslararası kamuoyu, gerekse bölgesel aktörler bu duruma yakın bir gelecekte çözüm üretebilmekten uzaktırlar. Suriye’de yaşanan trajedinin yanında Irak’ta gelişen kriz de uluslararası kamuoyunun etkisizliğinin bölge halkları üzerindeki bir diğer acı faturası olacaktır.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar