İslam Düşmanlığı Almanya’da Cami Yangınlarının Handikapı

Almanya’da 8 gün içerisinde 3 farklı camide çıkan yangınlar, ülkedeki Müslümanları tedirgin etti. Güvenlik güçlerinin olaylardaki siyasi motifleri göz ardı etmekte aceleci davranması ise, bu tedirginliği arttıran diğer etkenlerden birisi.

1 Eylül 2014

11 Ağustos 2014’te Bielefeld’de bir Türk Kültür Merkezi’nin mescidinde meydana gelen yangın, gerçekleştirilme şekli itibarıyla açık bir mesaja işaret ediyordu: Mescitte bulunan Kur’anlar, namaz kılınan halının üzerinde yakılmıştı. Yangına dair açıklama yapan güvenlik güçleri ise, bu açık işarete rağmen “yabancı düşmanlığı”na dair motifler aradıklarını belirttiler. Aynı gün Berlin Mevlana Camii’nde cemaat yatsı namazından çıktıktan sonra meydana gelen yangının hemen ardından güvenlik güçleri, yangında siyasi motiflerin bulunmadığını belirttiler. Bundan tam 8 gün sonra 19 Temmuz’da yine Bielefeld’de Kur’anlar yakılarak çıkartılan ikinci yangın, güvenlik güçlerini biraz da olsun düşündürmüş olacak ki polis, “yabancı düşmanlığı”na dair motifleri daha titizlikle aramaya başladı.

Almanya’daki Müslümanların bu ülkede “yabancı” olmadıklarını, bu nedenle onlara ait kurumlara ve ibadet yerlerine yönelik saldırıların da “yabancı düşmanlığı” başlığı altında değil, “Müslüman karşıtlığı sebebiyle işlenen suçlar” kategorisinde değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini bir kenara bırakalım. Bu saldırılar güvenlik güçlerinin Müslümanlara yönelik saldırıları, kolektif, planlı ve hasmane bir zihniyetin sonucu olarak değerlendirmek konusundaki isteksizliğini de ortaya koymuş oldu. Bilinçli bir inkar mekanizması mı, farkında olunmayan bir görmezden gelme dürtüsü mü bilinmez, fakat güvenlik güçlerinin bu tavrına siyasilerin Müslümanlardan en ufak bir dayanışmayı bile esirgemesi eklenince, durum daha farklı bir hâl aldı.

Resmî kayıtlar, Almanya’da sadece geçen sene 36 camiye saldırı düzenlendiğini ortaya koyuyor. Bu sayıya bir de cami cemaatinin çok da önemsemediği duvarlara tehdit sloganları yazılmasından posta kutularına bıçak bırakılmasına kadar uzanan bir sürü eylem eklenebilir. Müslümanların, Almanya’nın sosyal bir gerçekliği hâline gelmelerine karşın 30 yıldır mabetlerine düzenlenen saldırılar ya da cami avlularına bırakılan domuz kafaları ne yazık ki artık Alman kamuoyunda sıradan hadiseler olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik güçlerinin ırkçı motifleri göz ardı etme temayülü, siyasi aktörlerin duyarsızlığı ve Alman kamuoyunun Müslümanlara yönelik saldırıları görmezden gelmesi toplandığında, mevcut durumda cami saldırganlarına bir tek ödül verilmediği ortaya çıkıyor. Zira güvenlik önlemlerinin Müslümanlar söz konusu olunca hafife alınması, aşırı ya da ırkçı motifler taşıyan failleri cesaretlendiriyor. Bu durumda Alman kamuoyunda cami kundaklamalarını önleyecek adımlar atmak bir yana, bu yangınlardan ders bile alınmadığı gerçeği gün yüzüne çıkıyor.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar