Gazze Filistin’den Dünyaya Çığlık: “Yardımınıza İhtiyacımız Var!”

Kız kardeşim en son haberleri alabilmek için hemen Facebook’a girdi. Haber akışında sürekli olarak “İsrailli nişancının öldürdüğü genç Filistinli” adlı bir video paylaşılıyordu. Kız kardeşim oynat tuşuna bastı. Ben, benimle beraber karım ve Salem’in kız kardeşi bilgisayarın yakınında duruyorduk. Birkaç saniye sonra Salem’in kız kardeşi bağırdı: “Bu Salem’in sesi!”

Ölümün soluğu, Gazze’deki biz Filistinlilerin ensesinde. İsrail yaklaşık bir aydır bu açık hava hapishanesini ve içindeki 1.7 milyon mahkûmu acımasızca bombalamaya devam ediyor. Çocuklarımız harap olmuş evlerin enkazı arasında, işgal edilmiş semamızı saran insansız uçakların ve savaş uçaklarının seslerine karşı hissizleşmiş bir şekilde oyun oynuyorlar. Evlerimiz bombalanır ve çocuklarımız kıyıma uğratılırken ben, İsrail hükûmetinin dünyaya kendisini savunmasını izledim. Ancak bugün, siyaset tartışma zamanı değil, onu işin uzmanlarına bırakıyorum. Ben sadece kendi hikâyemi anlatmak istiyorum.

Benim hikâyem ailem hakkında. Onu okuduğunuzda biz Filistinlilerin de sizler gibi insanoğlu olduğumuzu hatırlamanızı istiyorum. Kalbinize sesleniyor ve sizlere, böyle yaşamak zorunda olup olmadığımızı soruyorum: Kuşatma altında, toplu şekilde cezalandırılmış, özgürce onurlu bir yaşam sürmekten mahrumuz.

20 Temmuz’da teyzem ve ailesi, İsrail’in yüzlerce kişiyi öldürdüğü ve yaraladığı bir dizi yıkıcı saldırı başlatmasının ardından Gazze şehrinin kuzeyinde bir kenar mahalle olan Şucaiye’deki evlerinden kaçtı. Teyzem, kocası ve üç kızı ile onların çocukları, Gazze’deki küçük evime geldiler.

Aynı gün, uzun boylu, dikkat çeken yeşil gözleriyle 23 yaşındaki kuzenim Salem’e ulaşmaya çalışıyordum. Onu arıyorduk, ancak cevap vermiyordu. Ertesi gün onu bulmak için babasıyla Gazze’nin en büyük tıp merkezi olan Şifa Hastanesi’ne gittim. Çaresizce danıştığım hastane personeli bize Salem’in orada tedavi olmadığını söyledi.

Sonraki iki gün boyunca da onu aradık. Tanıdığımız herkesi, ailemizi, tüm arkadaşlarımızı aradık, fakat boşuna. Hiç kimse Salem’in nerede olduğunu ya da ona ne olduğunu bilmiyordu.

Evdeki ortam gergindi. Salem’in babası gittikçe daha umutsuzlaşıyor ve ona kötü bir şey olduğundan korkuyordu.

22 Temmuz sabah saat 5’te üç saatliğine elektrikler geldi. Hepimiz telaşla cep telefonlarımızı ve laptoplarımızı şarj etmeye, internete bağlanmaya çalışıyorduk. Kız kardeşim en son haberleri alabilmek için hemen Facebook’a girdi. Haber akışında sürekli olarak “İsrailli nişancının öldürdüğü genç Filistinli” adlı bir video paylaşılıyordu. Kız kardeşim oynat tuşuna bastı. Ben, benimle beraber karım ve Salem’in kız kardeşi bilgisayarın yakınında duruyorduk. Birkaç saniye sonra Salem’in kız kardeşi bağırdı: “Bu Salem’in sesi!” Evdeki herkes videoyu görmek için aceleyle bilgisayarın etrafına toplandı. Salem’den haber geldiği ve kesinlikle hayatta olduğunu öğrendiğimiz için odanın içi birden umut, mutluluk ve rahatlamayla dolmuştu.

Gazze’de internet bağlantısı çok yavaş, bu yüzden izlemeden önce videonun dolmasını beklemeye karar verdik. Birkaç dakika içinde video yüklendi ve tekrar izlemeye başladık. Biz videoyu izlerken Salem aniden vuruldu. Oda taştan bir sessizliğe büründü. Hepimiz, onun sadece yaralanmış olması ve videonun geri kalanında, tedavi için Uluslararası Dayanışma aktivistlerince hastaneye götürülüyor olduğunu görmek için dua ettik.

Sadece birkaç saniye sonra Salem’in çaresizce Şucaiye’deki enkazın ortasında yatarken üç el daha vurulduğunu dehşetle izlerken bu umut yerle bir oldu.

Evde çığlıklar yankılandı. Havayı acı doldurdu. Hepimiz gözyaşlarına boğulduk. Salem’in anne babası şok olmuştu. Onun öldüğüne inanmak istemiyor, benden yardım diliyorlardı. Videodaki aktivistlerden birini, Amerikalı Joe Catron’u tanıyordum. Joe’yi aradım fakat bana dediği şuydu: “Evet, orada mahsur kalan akrabalarını arayan yeşil tişörtlü bir çocuk vardı yanımızda, fakat maalesef ona yardım edemedik. Bu olay gerçekleştiğinde onun adını dahi bilmiyorduk.”

Sonra elektrik gitti. Karanlıkta oturduk. Güneş doğana kadar bekleyip sabah Şifa Hastanesi’ne gittik. Hastaneye giderken yollar bomboştu. Genelde işlek olan Gazze sokaklarında hiç kimse yoktu. Başımızın üstünde dolanan insansız uçakların vızıltısından başka çıt çıkmıyordu. Şifa’dayken vurulduğu esnada Salem’in yanında olan bazı kişilerle karşılaştık. Bize, 20 Temmuz’daki İsrail bombardımanının ardından Salem’in, Şucaiye’de mahsur kalan akrabalarını arıyor olduğunu söylediler. Aktivistler, Salem’in ailesini aramak için yardım istediğini, bu nedenle onunla enkaza gittiklerini söylediler. O sırada geçici insani ateşkes ilan edilmişti. Bana, Salem’in vurularak öldürüldüğünü, ona yardım etmenin ya da cesedini alıp hastaneye götürmenin kendileri için çok tehlikeli olduğunu söylediler.

Bunu dinledikten sonra Salem’in cesedinin hâlen daha öldürüldüğü yerde olması gerektiğini düşünüyorduk. Uluslararası Kızılhaç Komitesi ile Filistin Kızılay Derneği’ni (FKD) aradık, fakat her ikisi de Salem’in vurulduğu yere girmenin hâlâ çok tehlikeli olduğunu söyledi. FKD’den bir görevli bize “Alana girmek için iznimiz yok. İsrailliler’den izin bekliyoruz.” dedi. Bir iki gün önce, kısa süreli bir ateşkes esnasında o bölgeye girmişler, fakat İsrail tankları onlara ateş açmış ve araçlarının durduğu yere yakın bulunan havanları ateşlemişler. Bu da onların İsrail saldırıları sırasında öldürülenlerin cesetlerini toplamalarına mani olmuş.

26 Temmuz’da, sabah saat 8’de başlayan 12 saatlik bir ateşkes ilan edildi. FKD’yi aradık, bizi alması için bir ambulans gönderdiler. Beraberce Şucaiye’ye gittik ve Salem’in öldürüldüğü alanda arama yaptık.

Hiçbir yeri tanıyamıyorduk. Muazzam bir yıkım vardı. Şucaiye hayalet şehir olmuştu. Nihayet, Facebook’taki videodan tanıdığımız bir alana ulaştık. Orada, enkazın ortasında, Salemimizin çürümüş cesedini bulduk. Onu alıp morga götürdük. Sağlık görevlilerinden ona ne olduğuna dair kanıt toplamalarını istedik. Böylece halkımıza, İsrail’e karşı Gazze’de işlediği savaş suçları için dava açmasında yardım edebilecektik.

Salem’in cesedini geri almamız 6 gün sürdü. Annesi, dokuz kız kardeşi, dört erkek kardeşi, hepsi onu kaybetmekten müthiş üzüntü duyuyordu.

Salem’in babası onu aynı gün iğreti bir mezarlığa defnetti. O zaman bile huzurumuz yoktu. Onun mezarını kazarken tepemizde, İsrail’in savaş uçaklarının, Salem’in katillerinin sesini işitebiliyorduk.

Biz Gazze’de oturuyoruz: Adaleti, insan haklarını ve sivilleri korumayı önemsediğini söyleyen bir dünyanın terk ettiği Gazze’de. Güvende değiliz, burada hiçbir yer güvenli değil ve hiç kimse bizi önemsemiyor.

Yardımınıza ihtiyacımız var, lütfen.

Fotoğraf: ©Flickr.com/joegaza

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar