Gazze Saldırısı Filistin’de Savaştan Arda Kalan

Temmuz ve Ağustos aylarında yerle bir edilen Gazze, gündemden yavaşça silindi. Gazze halkı hayatlarını yeniden tesis edebilmek için yardım beklerken, bölgedeki uzmanlar, İsrail-Filistin arasındaki muhtemel barışa daha önce hiç bu kadar uzak olunmadığını belirtiyorlar.

Alessandra Bajec 1 Kasım 2014

12 Ekim Kahire Konferansı sırasında, uluslararası hayırseverler Temmuz ve Ağustos aylarında İsrail’in askerî operasyonu sırasında yıkılan Gazze için 5.4 milyar dolar yardım taahhüt ettiler. Bu yaz meydana gelen çatışmada çoğu sivil olmak üzere 2.200 Filistinli ve geneli asker olmak üzere 73 İsrailli öldü. Sahil şeridi tamamen harabeye dönerken Gazze’nin nüfusunun dörtte biri yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Acil insani yardımlar dışında, siyasi çevrelerden çatışan tarafları kalıcı barışa zorlama ya da savaştan önceki duruma dönmeye ikna etme konusunda ise kimseden ses çıkmıyor. Filistin devletinin tanınmasını tartışmak şöyle dursun, Gazze’deki duruma ve genel anlamda İsrail-Filistin çatışmasına kalıcı bir çözüm bulma konusu tartışma masasından hiç bu kadar uzak olmamıştı.

Alternatif Bilgi Merkezi (İng. “Alternative Information Centre” – AIC) Direktörü Segio Yani’nin belirttiğine göre İsrail’in Gazze’deki son saldırıları İsrail nüfusunun büyük çoğunluğu (en az yüzde 85’i) tarafından olumlu karşılanarak destek gördü. İsrail’deki önde gelen insan hakları örgütlerinden hiçbiri savaşa karşı tavır almadı, açıklama yapmadı ya da savaş karşıtı eylemde bulunmadı. Bilakis çoğunluk tarafından saldırılar, “İsrail toplumunun ve uluslararası topluluğun desteğini almış tek taraflı bir operasyon” olarak tanımlandı. Hâlbuki Yani’ye göre, saldırının hem siyasi hem de ekonomik sebepleri vardı. İsrail şiddet kullanarak üstünlüğünü yeniden sağlamak istemişti, ama aynı zamanda saldırı, operasyondan önce tartışılan olası bir askerî bütçe kısıtlamasına karşı bir hareketti.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun önderliğindeki çoğunluğu sağ görüşlü koalisyonun Koruyucu Hat Operasyonu’na destek çıkması şaşırtıcı değilken; uzun, sancılı ve gereksiz bir savaş için bu kadar çok sayıda İsraillinin verdiği desteği anlamak mümkün değildir. Zira bu operasyon İsrail vatandaşlarının güvenliğini sağlamak yerine tam tersini gerçekleştirmiştir. Roket saldırılarına karşı verilecek başka bir cevap seçeneği olmadığı şeklindeki genel kanaat, İsrail kamuoyunun genelinin, Gazze’deki sivillere yapılan katliamı veya İsrail tarafından verilen can kayıplarını görmezden gelmesine sebep olmuştur. İsrail toplumunun, bir bölgenin tamamen yok edilmesi ve Gazzeli ailelerin toplu olarak katledilmesini nasıl kabul ettiği ise merak konusudur.

İsrail toplumunda sadece çok küçük bir kesim savaşa karşı direnç göstermiştir. Yani’nin bildirdiğine göre, sokağa inenler çoğunlukla İsrailli radikal sol mensupları olmuştur. Gush Shalom barış hareketi, anarşistler ve feministlerden oluşan küçük gruplar Gazze’deki şiddete son verilmesi için gösteriler yaptılar, zaman zaman Tel Aviv’de binlerce kişiyi harekete geçirdiler. Ama bu o kadar izole bir azınlığı teşkil ediyordu ki, yaptıklarının hiçbir siyasi etkisi olmadı. Meretz de dâhil olmak üzere ana akım sol partilerin hiçbiri savaş karşıtı gösterileri desteklemedi ve sessizliklerini korudular.

Radikal solun izole olmasında Komünist Parti’nin oynadığı rol büyüktür. Zira Komünist Parti savaş karşıtlığını toplantılara katılmayarak göstermek gibi saçma bir aksiyon planı benimsemiştir. Yani bu durumu, “Herkes savaşı desteklemedi; ama çoğunluk sessiz kalmayı tercih etti.” şeklinde özetliyor. Sonuç olarak İsrail sivil toplumu yapması gerekeni yapmayıp sesini yükseltmediği için İsrail hükûmeti şu anda insan hakları ihlalleri bağlamında daha çok düşüncesiz ve endişesiz hâle gelmiştir.

Serbest gazeteci İbrahim Hüseyin’e göre ise, kıskaca alınmış ve gece gündüz bombalanan bir bölgeyi seyretmekten zevk alan çok fazla İsrailli olmamasına rağmen, bu insanların savaştan bıkkınlıkları Gazze halkının maruz kaldığı yıkımla karşılaştırıldığında çok küçük bir bedel olarak kalmaktadır. Bir Filistinli olarak son yaşanan savaşa şiddetle karşı olan Hüseyin, İsrail’in Gazze’ye yaptığı son saldırının aslında İsrail (Yahudi) devletinin kurulması için Filistinli yerli Arap halkın etnik temizliğe maruz kalmasına neden olan 1917 Balfour Deklarasyonu’na dayandığını ve bunun sonucu olduğunu hatırlatıyor. Aslen Filistin’in sahil ve güney kesiminden gelen Gazze’deki her 3 kişiden 2’si, Filistin halkının çoğunluğunda olduğu gibi, aileleri 1948 Savaşı esnasında evlerinden kovulmuş mülteciler konumunda.

Gazze’deki sefaletin nedeni, Gazze şeridinin ekonomik gelişimini engelleyen ve burayı dünyanın en büyük açık cezaevi hâline getiren, 8 yıllık İsrail kuşatmasının sebep olduğu ve gittikçe daha da kötüleşen insanlık krizidir. “Savaş suçunu sadece Gazze’den İsrail şehirlerine roket atan militan grupların üzerine yıkamayız.” diyen Filistinli gazeteci, bu militanların neden böyle şeyler yaptıklarını kendimize sormamız gerektiğini söylüyor.

Hüseyin’in gözlemlerine göre Netanyahu’nun koalisyon hükûmeti görevine devam edecek. İsrail saldırısı Hamas’ı ya da Gazze’deki tünellerde yapıldığı söylenen silah kaçakçılığını yok etmese de bütün bu yıkım, evlerinde oturan, İsrail hükûmetinin Hamas’ın üstesinden geldiğine ve yapılan operasyonun haklı sebepleri olduğuna inanan halkı idare etmeye yeterli.

50 gün boyunca durmak bilmeyen şiddetli İsrail saldırılarına karşı Filistinliler ise sert bir şekilde cevap vermişler. Filistinlilerin savaş sırasındaki öfke ve gerilimi, Batı Şeria çevresindekilerin, Gazze’deki kardeşleriyle dayanışma içinde olduklarını gösteren büyük protestolar yapmaları ve İsrail mallarını boykot etmelerini beraberinde getirmiş.

Gazze’deki savaşın sona ermesinden bir ay sonra Filistin Siyaset ve Anket Araştırmaları Merkezi (İng. “Palestinian Center for Policy and Survey Research” – PSR) tarafından Batı Şeria ve Gazze’de yapılan kamuoyu yoklamasıyla, halkın algısında bazı büyük değişikler olduğu sonucuna varılmış. Edinilen bilgiler, maddi, manevi ve insani kayıplar göz önüne alındığında, Gazze’de hâlâ süren kuşatmadan dolayı, savaş sonuçlarının tatmin ediciliğinde azalma olduğunu gösteriyor. Diğer bir azalma da Hamas’ın savaşı kazandığına inanan insanların oranında görülüyor. Sonuçlar, halkın yüzde 58’inin Başkan Mahmud Abbas’ın planından, Filistin devletini kurmak ve İsrail işgalinin artık son bulması için İsrail’e verilen müddetten haberdar olmadığını gösteriyor. Bu planları duymuş olanların çoğu ise planın başarısız olacağını bile bile bunu destekliyorlar. Bu, şu anlama gelebilir: Ya plandaki kamu menfaati yüksek değil ve halk bu sürece pek de inanmıyor ya da başkan kendi planını halka henüz anlatmamış ve bunun için destek aramamış. Buna ek olarak, araştırmalar müzakerelere desteklerin arttığını ve nüfusun yüzde 53’ünün çift devlet çözümünü desteklediğini gösteriyor. Yüzde 60’lık kesim çift devlet çözümünün İsrail’in yayılmacı politikası sebebiyle artık uygulanabilir olmadığını, yüzde 72’lik kesim önümüzdeki beş yıl içinde bir Filistin devleti kurulması şansının çok düşük olduğunu ya da hiç olmadığını düşünüyor. Halkın yüzde 71’i ise tek devlet çözümüne karşı. Hüseyin, çift devlet çözümü için mücadele eden Filistinli politikacıların İsrail’in yayılma politikası sürdüğü sürece mahalli kalacağını ve “Demokratik Yahudi Devleti” kurma hayalinin uygulamaya geçeceğini düşünüyor. “Diğer insanlar pahasına kolonyal bir mantalite ile Yahudi devleti kurma fikri hiç bitmedi.” diyor Hüseyin. “Amaç çoğunluğa sahip olmak ve yerel halkı kuşatmak. Sınırları içinde yaşayan herkese hakkını teslim eden bağımsız bir devlet politikası yok.”

Hüseyin yine de eğer Filistinliler için yaşadıkları topraklara geri dönmek söz konusu olacaksa ve yüzyıllardır olduğu gibi Araplar ve Yahudiler beraber yaşayacaklarsa tek devlet çözümünün de inanılır olduğunu düşünüyor. Yani’ye göre İsrailli liderlerin, yaygın bir destek yokken müzakerelere başlaması mümkün değil. “İsrail emperyalist devletlerin onayını aldığı sürece hiçbir şeyi hiçbir kimse ile pazarlık etmez.” diye ekliyor Yani; “Tek veya iki devlet çözümünü konuşmak bu şartlarda çok yersiz çünkü apartheid rejiminde yaşıyoruz.” diyor. “Güç dengeleri değişmedi; İsrail kontrolü elinde tutan taraf olmaya devam ediyor.”

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Tunus merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar